Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Mâide Sûresi, 117. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Mâide Sûresi, 117. Ayet

    مَا قُلْتُ لَهُمْ اِلَّا مَٓا اَمَرْتَن۪ي بِه۪ٓ اَنِ اعْبُدُوا اللّٰهَ رَبّ۪ي وَرَبَّكُمْۚ وَكُنْتُ عَلَيْهِمْ شَه۪يداً مَا دُمْتُ ف۪يهِمْۚ فَلَمَّا تَوَفَّيْتَن۪ي كُنْتَ اَنْتَ الرَّق۪يبَ عَلَيْهِمْۜ وَاَنْتَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ شَه۪يدٌ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Mâ kultu lehum illâ mâ emertenî bihi eni-’budû(A)llâhe rabbî verabbekum(c) vekuntu ‘aleyhim şehîden mâ dumtu fîhim(s) felemmâ teveffeytenî kunte ente-rrakîbe ‘aleyhim(c) veente ‘alâ kulli şey-in şehîd(un)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      Ben onlara ancak senin bana emrettiklerini söyledim; 'Benim de Rabbim sizin de Rabbiniz olan Allah'a kulluk edin' dedim. İçlerinde bulunduğum sürece onların yaptıklarına tanık idim. Fakat sen beni vefat ettirdikten sonra onların halini bilip gören sadece sensin. Sen her şeye şahitsin.

      Ben onlara ancak senin bana emrettiklerini söyledim. Yani ben onları, ancak senin bana emretmiş olduğun tevhide ve sana kulluğa davet ettim.

      Ben onların yaptıklarına tanık idim. Yani onların yaptıklarını görüyordum. Bu mealdeki ifade, o sözün Hz. İsanın göğe yükseltildiği zaman söylendiğine yahut kıyamet günü söyleneceğine işaret etmektedir.

      İçlerinde bulunduğum sürece onların yaptıklarına tanık idim, denilir. Yani ben onların arasında bulunduğum sürece kendilerini koruyordum.

      Fakat sen beni vefat ettirdikten sonra onların halini bilip gören sadece sensin. Yani onların muhafızı sen oldun.

      Sen her şeye şahitsin. Benim onlara tevhidi ve sana kulluk etmelerini emrettiğime de, onların yaptıkları iftiralara da sen şahitsin.

      Bazı rivayetlerde belirtildiğine göre Cenab-ı Hak, Hz. isaya İnsanlara sen mi, Allah'ın dışında beni ve annemi iki tanrı kabul edin, dedin? diye sorduğunda, Hz. isa'nın bütün mafsalları titremiş, böyle bir şeyi söylemiş olabileceğinden korkmuş ve şöyle demiş: Haşa! Seni tenzih ederim. Hakkım olmayan şeyi söylemek bana yakışmaz. Hem ben söyleseydim şüphesiz sen onu bilirdin. Yine rivayet edilmiştir ki kıyamet günü iki kişi konuşacak, biri Allah'ın elçisi Meryem oğlu Isa aleyhisselam, diğeri de Allah'ın düşmanı İblis lanetlisi. İsanın sözü, Cenab-ı Hak kendisine, İnsanlara sen mi, Allah'ın dışında beni ve annemi birer tanrı kabul edin, dedin? diye sorduğunda vereceği şu cevaptır: Haşa! Seni tenzih ederim. Hakkım olmayan şeyi söylemek bana yakışmaz. Hem ben söyleseydim şüphesiz sen onu bilirdin. Sen benim içimdekini bilirsin, ama ben senin zatında olanı bilmem. Gizlileri tam olarak bilen yalnız sensin. Ben onlara ancak senin bana emrettiklerini söyledim; 'Benim de Rabbim sizin de Rabbiniz olan Allah'a kulluk edin' dedim. İçlerinde bulunduğum sürece onların yaptıklarına tanık idim. Fakat sen beni vefat ettirdikten sonra onların halini bilip gören sadece sensin. Sen her şeye şahitsin. Hiç kuşku yok sen hem izzet hem hikmet sahibisin''. Lanetli İblis' in sözü ise şudur: "Aslında benim sizi zorlayacak gücüm yoktu".

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        mâ kultu (مَا قُلْتُ)

        Sözcüğün kökü "k-v-l" (ق و ل) harfleridir. Temel anlamı; söylemek, konuşmak, beyan etmek ve bir görüşü dile getirmektir. Mâide Sûresi 117. ayette "mâ kultu lehum" (Onlara söylemedim) şeklinde olumsuz mazi fiil olarak geçerek, Hz. İsa’nın kendisine atfedilen "ilahlık" iddiasına karşı mahşer meydanındaki o kesin reddiyesini (savunmasını) ifade eder.

        İbn Fâris, Mekâyîs fi'l-Luğa adlı eserinde bu kökün "zihinde tasarlanmış bir iradeyi, karşı tarafa mesaj olarak ileten ve sesle vücut bulan söz" olduğunu belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât'ta "kavl" (söz) eylemini bu bağlamda tahlil eder. Râgıb'a göre Hz. İsa'nın "söylemedim" (mâ kultu) beyanı, sadece dille yapılan bir inkar değildir. Bu, "Benim tebliğimde, davetimde ve özel sohbetlerimde uluhiyet (tanrılık) kokan tek bir cümle bile kurulmamıştır" diyen mutlak bir ahlaki ve teolojik dürüstlük (sıdk) beyanıdır.

        emertenî (أَمَرْتَنِي)

        Sözcüğün kökü "e-m-r" (أ م ر) harfleridir. Temel anlamı; buyurmak, talimat vermek, yetki kullanmak ve işaret etmektir. Ayette "illâ mâ emertenî bihî" (Bana neyi emrettiysen ondan başkasını değil) şeklinde geçerek, peygamberin kendi başına buyruk olmadığını, sadece bir memur (elçi) olduğunu tanımlar.

        İbn Fâris, bu kökün temelinde "bir işin yapılması için kesin bir irade koymak ve o işin sınırlarını belirlemek" anlamının yattığını söyler.

        Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın "emr" (emir) ve "itaat" hiyerarşisinde bu cümleyi inceler. Izutsu'ya göre Hz. İsa, bu sözle kendisini ilahi hiyerarşinin en altına (kulluk makamına) yerleştirir. "Ben sadece Senden gelen 'emir' (data) paketini açtım ve insanlara sundum" diyerek, dinde yeni bir kural (ilahlık gibi) icat etmediğini mühürler.

        u'budû (اعْبُدُوا)

        Sözcüğün kökü "a-b-d" (ع ب د) harfleridir. Temel anlamı; köle olmak, boyun eğmek, tapınmak, hizmet etmek ve bir yolu çiğneyerek düzgün hale getirmektir. Ayette "en i'budûllâhe" (Allah'a kulluk/ibadet edin) şeklinde emir kipiyle geçerek, Hz. İsa'nın asıl ve yegane mesajının (tevhidin) özünü ifade eder.

        İbn Fâris, bu kökün asıl fiziksel anlamının "üzerinden geçile geçile dümdüz olmuş, engelleri kaldırılmış yol (tarîkun mu'abbed)" olduğunu belirtir. Kulluğa "ibadet" denilmesi; insanın kendi gururunu, kibrini ve iradesini Allah'ın iradesi karşısında dümdüz edip O'na ram olması (yol olması) sebebiyledir.

        Râgıb el-İsfahânî, "ibadet" kavramını sevgiden (meveddet) ayırarak açıklar. Râgıb'a göre ibadet; sevginin en üst noktası ile boyun eğmenin (züll) en alt noktasının birleştiği o muazzam "kulluk" bilincidir. Hz. İsa, insanları kendisine hayran bırakmaya değil, doğrudan "Allah'ın kulu" (abid) olmaya çağırmıştır.

        rabbî ve rabbekum (رَبِّي وَرَبَّكُمْ)

        Sözcüğün kökü "r-b-b" (ر ب ب) harfleridir. Temel anlamı; terbiye etmek, besleyip büyütmek, malik olmak, ıslah etmek ve efendilik etmektir. Ayette "Rabbim ve Rabbiniz olan Allah'a" şeklinde geçerek, Hz. İsa ile muhatapları arasındaki o mutlak ontolojik eşitliği (aynı Yaratıcı'ya muhtaç oluşu) ilan eder.

        İbn Fâris, bu kökün "bir şeyi aşama aşama, sabırla ve koruyarak kemale (olgunluğa) ulaştırmak" anlamına geldiğini söyler.

        Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu tamlamanın teolojik sarsıcılığını tahlil eder. Öztürk'e göre Hz. İsa, "Sadece sizin Rabbinizdir" demiyor; "Benim de Rabbimdir" (rabbî) diyerek, kendisinin de tıpkı diğer insanlar gibi Allah tarafından yaratıldığını, beslendiğini ve O'na muhtaç olduğunu vurgular. Bu ifade, "Tanrı'nın Oğlu" veya "Eşit Tanrı" iddialarını yerle bir eden en sade ve en güçlü tevhid beyanıdır.

        şehîden (شَهِيدًا)

        Sözcüğün kökü "ş-h-d" (ش ه د) harfleridir. Temel anlamı; hazır bulunmak, gözüyle görmek, kesin bilgi sahibi olmak ve tanıklık etmektir. Ayette "ve kuntu aleyhim şehîden" (onların üzerinde şahit idim) şeklinde geçerek, peygamberin tebliğ sürecindeki denetleyici/gözlemci rolünü tanımlar.

        İbn Fâris, kök anlamını "bir gerçeği sadece duyarak değil, bizzat o olayın merkezinde hazır bulunarak tecrübe etmek" olarak tanımlar.

        Angelika Neuwirth, Kur'an'ın "şahitlik" (şehâdet) hiyerarşisinde bu kelimeyi tahlil eder. Neuwirth'e göre peygamberin şahitliği "yatay/zamansal" bir şahitliktir. İsa, "Ben aralarında yaşadığım sürece onların neye inandıklarını, ne yaptıklarını gördüm ve şahidim" diyerek, tarihsel sorumluluğunun sınırını kendi yaşam süresiyle (mâ dumtu fîhim) sınırlandırır.

        teveffeytenî (تَوَفَّيْتَنِي)

        Sözcüğün kökü "v-f-y" (و ف ي) harfleridir. Temel anlamı; tamamlamak, borcunu tam ödemek, bir şeyi eksiksiz geri almak ve vefat ettirmektir. Ayette "fe lemmâ teveffeytenî" (ne zaman ki beni vefat ettirdin / benden canımı aldın / beni dünyadan çektin) şeklinde mazi fiil olarak geçerek, Hz. İsa'nın yeryüzündeki misyonunun ilahi bir müdahaleyle sona erdirilmesini ifade eder.

        İbn Fâris, bu kökün asıl anlamının "bir şeyi hiçbir parçasını dışarıda bırakmaksızın, olduğu gibi ve eksiksiz bir şekilde teslim almak" olduğunu belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, "teveffî" (vefat ettirme) eyleminin Hz. İsa bağlamındaki kelami tartışmalarını açıklar. Râgıb'a göre bu kelime hem "ölüm" anlamına gelir hem de bir şeyi "kabzetmek/yukarı çekmek" anlamına gelir. Hz. İsa'nın ölmeden mi yükseltildiği yoksa ölüp mü yükseltildiği tartışmalarında Kur'an, "teveffî" kelimesini kullanarak; onun dünyadaki "vadesinin dolduğunu" ve Allah'ın onu kendi huzuruna "tamamen/eksiksiz" (teveffeytenî) aldığını vurgular.

        er-rakîbe (الرَّقِيبَ)

        Sözcüğün kökü "r-k-b" (ر ق ب) harfleridir. Temel anlamı; boyun, gözetlemek, beklemek, korumak ve denetlemektir. Ayette "kunte enter rakîbe aleyhim" (onların üzerinde asıl gözetleyici Sensin) şeklinde geçerek, Hz. İsa'dan sonraki inanç yozlaşmasını (Hristiyanlaşmayı) takip eden tek otoriteyi tanımlar.

        İbn Fâris, bu kökün asıl fiziksel anlamının "yüksek bir yere çıkarak, boynunu (rakabe) uzatıp etrafı dikkatle izlemek ve denetlemek" olduğunu belirtir.

        Prof. Dr. Sadık Kılıç, Allah'ın "Rakîb" sıfatını bu ayet üzerinden tahlil eder. Kılıç'a göre Hz. İsa, "Ben öldükten (veya çekildikten) sonra onların dinlerini nasıl bozduklarını, beni nasıl tanrılaştırdıklarını ben görmedim, ama Sen her an 'Rakîb' (mutlak gözetleyici) olarak oradaydın ve her şeyi kaydettin" diyerek, tarihin gizli dehlizlerini sadece Allah'ın bildiğini ilan eder. Rakîb, mahlukatın uykuda olduğu veya olmadığı her anı "kesintisiz denetleyen" sarsılmaz bir gözcüdür.

        şehîd (شَهِيدٌ)

        Sözcüğün kökü yine "ş-h-d" (ش ه d) harfleridir. "Fa'îl" vezninde, süreklilik ve mübalağa bildiren sıfat formunda olan bu kelime, ayetin sonunda "ve ente alâ kulli şey'in şehîd" (Ve Sen her şeye hakkıyla şahitsin) şeklinde bir esma-i hüsna olarak geçer.

        Râgıb el-İsfahânî, Hz. İsa için kullanılan "şehîden" (geçici şahitlik) ile Allah için kullanılan "Şehîd" (mutlak şahitlik) arasındaki farkı tahlil eder. Hz. İsa'nın şahitliği kısıtlıdır (mekansal ve zamansal); ancak Allah'ın "Şehîd" olması; O'nun her zaman, her mekanda ve her zerrenin yanında "bizzat hazır bulunarak" (attendance) her şeyi eşzamanlı olarak görmesi ve bilmesidir.

        Gabriel Said Reynolds, ayetin kapanışındaki (clausula) bu vurguyu inceler. Reynolds'a göre bu cümle, Hz. İsa'nın mahşer meydanındaki savunmasını mutlak bir tevhid ile bitirir. İsa, "Bana neyi emrettiysen onu söyledim, gerisi Senin 'Şehîd' (şahit) olduğun bir tarihî hakikattir" diyerek; hem kendi kulluğunu mühürler hem de Hristiyanlık tarihinin o karmaşık inanç serüvenini yargılamak üzere "Her Şeye Şahit Olan" (Şehîd) Allah'ın adaletine teslim eder. Adalet, her şeyi görenindir.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X