وَلَوْ كَانُوا يُؤْمِنُونَ بِاللّٰهِ وَالنَّبِيِّ وَمَٓا اُنْزِلَ اِلَيْهِ مَا اتَّخَذُوهُمْ اَوْلِيَٓاءَ وَلٰكِنَّ كَث۪يراً مِنْهُمْ فَاسِقُونَ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Mâide Sûresi, 81. Ayet
Daralt
X
-
Eğer onlar Allah'a, peygambere ve ona indirilene iman ediyor olsalardı o inkarcıları dost edinmezlerdi; fakat onların birçoğu yoldan çıkmışlardır.
Eğer onlar Allah'a ve peygambere iman ediyor olsalardı. Yani bu konuda yapılan iki yorumdan birine göre eğer münafıklar, diğerine göre de Yahudiler Allah'a ve peygambere iman ediyor olsalardı, demektir. Yani onlar Resıllullah'ı (s.a.) doğrulayıp iman etmiş ve ona indirilen Kur'an'ı tasdik etmiş olsalardı onları dost edinmezlerdi.
Onları dost edinmezlerdi, yani dinde, yahut da yardımda bulunmakla destek vermekte.
Fakat onların birçoğu yoldan çıkmışlardır.
Yorumu Yorumla
-
yu'minûne (يُؤْمِنُونَ)
Sözcüğün kökü "e-m-n" (أ م ن) harfleridir. Temel anlamı; güvenmek, emniyette olmak, korkudan arınmak ve kalbin kesin bir şekilde tasdik etmesidir. Mâide Sûresi 81. ayette "lev kânû yu'minûne" (eğer onlar iman ediyor/inanıyor olsalardı) şeklinde şart cümlesinin içinde yer alan muzari (şimdiki/geniş zaman) fiil olarak geçerek, Ehl-i Kitab'ın teolojik iddiaları ile pratik eylemleri (ittifakları) arasındaki tutarsızlığı sorgular.
İbn Fâris, Mekâyîs fi'l-Luğa adlı eserinde bu kökün "ruhun huzur bulması, her türlü hıyanetin, yalanın ve şüphenin ortadan kalkarak yerini mutlak bir sükûnete (emniyete) bırakması" anlamına geldiğini belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât'ta "iman" kavramını pratik hayat bağlamında tahlil eder. Râgıb'a göre ayetteki "iman ediyor olsalardı" vurgusu, onların dillerindeki inanç beyanlarını değil, o beyanın kalpteki (ve siyasetteki) gerçekliğini test eder. Gerçekten Allah'a inanan birinin, O'nun düşmanlarıyla ittifak kurması ontolojik olarak imkânsızdır; çünkü iman (güven), inanan kişiyi Allah'ın safında mutlak bir emniyete bağlar.
Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın anlambiliminde iman kavramının sosyo-politik uzantılarını inceler. Izutsu'ya göre ayette imanın nesneleri olarak sırasıyla "Allah", "Peygamber" ve "İndirilen (Vahiy)" sayılır. Bu üçlü sacayağına duyulan iman, inanan kişiye yeni bir kimlik ve yeni bir "sadakat ağı" kazandırır. Eğer bir topluluk bu üçlüye inandığını iddia edip, pratik hayatta putperestlerle (müşriklerle) aynı siyasi cephede buluşuyorsa, bu onların imanın temel bağlayıcılık vasfını (güven/sadakat sözleşmesini) ihlal ettiklerinin en büyük kanıtıdır.
en-nebiyyi (وَالنَّبِيِّ)
Sözcüğün kökeni Sami dilleri havzasına aittir ve Arapçadaki "n-b-e" (ن ب أ) veya "n-b-v" (ن ب و) harfleriyle ilişkilendirilerek kök anlamlandırılması yapılmıştır. Temel anlamı; önemli bir haber getiren, bulunduğu konumdan dolayı yüksekte (merkezde) olan ve ilahi mesajın taşıyıcısıdır. Ayette, Ehl-i Kitab'ın iman etmesi beklenen elçiyi tanımlar.
İbn Fâris, kelimenin Arapça köklerinden hareketle iki temel anlama dikkat çeker: Birincisi "nebe'" (büyük ve önemli haber), ikincisi ise "nebve" (yerden yüksek, tümsek ve belirgin olan yer). Peygambere bu ismin verilmesi, hem sıradan bir bilgi değil "ilahi ve sarsıcı bir haber" getirmesindendir, hem de toplum içinde manevi ve hukuki olarak "en yüksek otoriteyi" temsil etmesindendir.
Arthur Jeffery, The Foreign Vocabulary of the Qur'an adlı eserinde kelimenin filolojik serüvenini inceler. Jeffery'ye göre "Nebi" kelimesi, her ne kadar Arapça köklerle anlamlandırılabilse de, aslında doğrudan İbranice "Nābî" veya Aramice/Süryanice "Nbîyā" kelimesinin dini bir terminoloji olarak Arapçaya geçmesidir (muarreb). Ehl-i Kitap (Yahudi ve Hristiyanlar) bu kelimeyi ve onun teolojik ağırlığını kendi kitaplarından çok iyi bildikleri için Kur'an onları kendi lügatleriyle muhatap alır.
Gabriel Said Reynolds, Kur'an'ın peygamberlik kurumunu tartışırken bu kelimeye odaklanır. Reynolds'a göre Ehl-i Kitap, son elçiyi bir "Nebi" olarak kabul etmemiş, onu sıradan bir Arap lideri olarak görmüştür. Ayet, "Eğer Nebi'ye inansalardı..." diyerek, sorunun siyasi olmadığını, sorunun doğrudan onların Hz. Muhammed'in ilahi otoritesini (nübüvvetini) inatla reddetmelerinden kaynaklanan teolojik bir kriz olduğunu ilan eder.
unzile (أُنزِلَ)
Sözcüğün kökü "n-z-l" (ن ز ل) harfleridir. Temel anlamı; yüksek bir yerden aşağı inmek, intikal etmek, konaklamak ve yerleşmektir. "İf'âl" babından meçhul (edilgen) mazi fiil olan bu kelime, ayette "ve mâ unzile ileyhi" (ve ona indirilene) şeklinde geçerek, iman edilmesi gereken üçüncü unsuru (Kur'an'ı/vahyi) tanımlar.
İbn Fâris, bu kökün "bir nesnenin veya durumun yüce/üstün bir konumdan daha aşağı bir seviyeye doğru hareket etmesi" anlamına geldiğini belirtir.
Prof. Dr. Hidayet Aydar, tefsir usulünde "indirilme" (inzâl) eyleminin meçhul (edilgen) fiil olarak kullanılmasının mantığını tahlil eder. Aydar'a göre "unzile" (indirildi) kelimesi, Kur'an'ın ontolojik kaynağını belirler. Peygamber bu metni kendi zihninden üretmemiş, onu aşağıdan yukarıya doğru tırmanarak elde etmemiştir. Bu vahiy (mâ unzile), aşkın (müteâl) boyuttan peygamberin kalbine (ileyhi) doğrudan "indirilen" dikey ve ilahi bir müdahaledir.
ittehazûhum (اتَّخَذُوهُمْ)
Sözcüğün kökü "e-h-z" (أ خ ذ) harfleridir. Temel anlamı; almak, tutmak, sıkıca kavramak ve bir şeyi kasti olarak benimsemektir. "İfti'al" babından mazi fiil olan bu kelime, ayette "mâ ittehazûhum" (onları edinmezlerdi) şeklinde olumsuzluk (mâ) edatıyla geçerek, imanın doğasına aykırı düşen o siyasi/sosyal benimseme refleksini ifade eder.
İbn Fâris, kök anlamını "bir şeyi veya kişiyi kendi kontrolüne, nüfuzuna almak ve ona sımsıkı tutunmak" olarak tanımlar.
Râgıb el-İsfahânî, "ittihaz" (edinme) eyleminin Kur'an'daki sosyolojik kullanımını açıklar. Râgıb'a göre "ahz" fiili sıradan bir şekilde bir nesneyi eline almaktır; ancak "ittihaz", bir kişiyi veya grubu, kendisine fayda sağlaması, koruması veya statü kazandırması için "kasti ve şuurlu bir kararla" müttefik veya rehber olarak benimsemektir. Bu eylem, güçlü bir aidiyet iradesi barındırır.
Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin ayetteki eylemsel bağlamını inceler. Öztürk'e göre Ehl-i Kitab'ın putperestleri "edinmeleri" (ittehazûhum), sadece pasif bir sempati değildir; bu, Medine siyasetinde Müslümanlara karşı aktif bir blok kurmak üzere o inkar eden kitleleri bilinçli olarak içlerine almaları, onları kendi siyasi güvenliklerinin (ve ihanetlerinin) merkezine oturtmalarıdır.
evliyâe (أَوْلِيَاءَ)
Sözcüğün kökü "v-l-y" (و ل ي) harfleridir. Kelime, "veli" (dost/koruyucu) sözcüğünün çoğuludur. Temel anlamı; arada hiçbir yabancılık, engel veya mesafe kalmayacak şekilde yakın olmak, bitişik olmak, sığınmak, idare etmek ve müttefik olmaktır. Ayette, peşinden gidilen ve sığınılan o sapkın siyasi iradeyi tanımlar.
İbn Fâris, bu kökün temelinde "iki nesnenin veya insanın, aralarında zerre kadar boşluk kalmayacak şekilde birbirine sımsıkı raptolması ve iç içe geçmesi" anlamının bulunduğunu söyler.
Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın değerler sisteminde "velâyet" (dostluk/ittifak) felsefesini inceler. Izutsu'ya göre veli olmak, basit bir arkadaşlık (sadakat) değildir; bu, ideolojik bir "kader ortaklığı" ve karşılıklı bir güvenlik paktıdır. Ehl-i Kitab'ın (özellikle Yahudilerin) müşrikleri "evliyâ" edinmesi, onların İslam'a olan nefretlerinin, kendi teolojik temellerinden (tek tanrıcılıktan) bile daha güçlü bir "ittifak/yakınlık" güdüsü doğurduğunu kanıtlar. Allah'a ve Nebi'ye iman etmedikleri (veya o imanın içini boşalttıkları) için, güvenliklerini Allah'ta değil, müşriklerin velayetinde aramışlardır.
kesîran (كَثِيرًا)
Sözcüğün kökü "k-s-r" (ك ث ر) harfleridir. Temel anlamı; çokluk, yığın, kalabalık ve sayısal fazlalıktır. Ayette "ve lâkinne kesîran minhum" (fakat onların birçoğu/çoğunluğu) şeklinde istidrak (ancak/fakat) edatıyla birlikte geçerek, bu siyasi ve teolojik ahlaksızlığın bireysel bir istisna değil, toplumsal bir hastalık olduğunu niteler.
İbn Fâris, bu kökün temelinde "birikme, yığılma ve azlığın (kıllet) zıttı olan devasa boyut" anlamının bulunduğunu söyler.
Gabriel Said Reynolds, Kur'an'ın bu kelime üzerinden yaptığı sosyolojik gerçekçiliği tahlil eder. Reynolds'a göre Kur'an, ihanetin tablosunu çizerken toptancı bir yaklaşımla (antisemitizmle) hepsini aynı kefeye koymaz. "Onların pek çoğu" (kesîran) diyerek, bu iğrenç ittifakı (müşrikleri veli edinmeyi) onaylamayan, ahlaklı ve mutedil o küçük azınlığı tenzih eder. Ancak çoğunluğun yozlaşması, cemaatin genel karakterini (fâsıklığı) belirleyen ana unsur olmuştur.
fâsikûn (فَاسِقُونَ)
Sözcüğün kökü "f-s-k" (ف س ق) harfleridir. Temel anlamı; yoldan çıkmak, ilahi sınırları ihlal etmek, kabuğunu yırtıp dışarı fırlamak ve kontrolden çıkmaktır. Ayetin sonunda "kesîran minhum fâsikûn" (onların çoğu fâsıklardır / yoldan çıkmışlardır) şeklinde isim/sıfat formunda geçerek, kurulan o çarpık ittifakın asıl psikolojik ve ahlaki teşhisini mühürler.
İbn Fâris, bu kökün asıl fiziksel anlamının "olgunlaşan taze hurmanın kendi kabuğunu yırtarak dışarı fırlaması" olduğunu belirtir. Fareye de yuvasından fırlayıp etrafa zarar verdiği için "füveysika" denilir. Mecazen "fısk", insanın veya Ehl-i Kitab'ın koruyucu ilahi yasanın (şeriatın ve ahlakın) sınırlarını yırtarak günahın ve sapkınlığın içine "fırlaması" eylemidir.
Râgıb el-İsfahânî, "fısk" kavramını küfür (inkar) kavramıyla kıyaslar. Râgıb'a göre küfür, hakikati en baştan reddetmektir. Fısk ise, kişi Allah'ın koruyucu din dairesinin (şeriatın) içindeyken, emirlere isyan ederek ve haram sınırlarını bizzat kendi elleriyle yırtarak o dairenin "dışına taşmasıdır". Onların "fâsık" olarak nitelenmesi, Tevrat'ın ve imanın kendilerine çizdiği o ahlaki sınırları kasten çiğneyerek (müşriklerle ittifak kurarak) hakikatin dışına fırladıklarını gösterir.
Prof. Dr. Sadık Kılıç, ayetin bu kapanışını ontolojik bir ifşa olarak okur. Kılıç'a göre Allah, Ehl-i Kitab'ın neden müşrikleri dost edindiklerini sadece siyasi bir konjonktürle açıklamaz; sorunun köküne iner. Onların fıtratları (karakterleri) yozlaşmış, ahlaki pusulaları parçalanmış ve "fâsık" (hukuk tanımaz/sınır tanımaz) bir hale gelmişlerdir. İçsel (psikolojik) yozlaşma tamamlandığı için, dışsal (siyasi) ittifakları da ancak kendi yozlaşmışlıklarına denk olanlarla (müşriklerle) gerçekleşmiştir. Fâsıklık, ittifakın hem nedeni hem de sonucudur.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğünü keşfedin.
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla