Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Mâûn Sûresi, 7. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Mâûn Sûresi, 7. Ayet

    وَيَمْنَعُونَ الْمَاعُونَ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Ve yemne’ûne-lmâ’ûn(e)

    Yorum

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      "Ve her türlü mali desteğe engel olurlar."

      İbn Abbâs (r.a.) "mâûn"un zekât olduğunu belirtmiştir. Onun bu görüşünü Abdullah b. Zübeyr, İkrime ve Mücahid kendisinden rivayet etmiştir. Hz. Ali'den de aynı mahiyette bir rivayet nakledilmiştir. İbn Abbâs'tan gelen diğer bir rivayete göre mâûn emanet olarak alıp verilen maldır. Abdullah b. Ömer ise mâûn üstesinden hakkıyla gelinemeyen maldır ki bu, zekâttır demiştir. Hz. Ali'den gelen diğer bir rivayette o, "mâûn"u tencere, kova ve balta gibi aletlerin esirgenmesi diye açıklamıştır. Aynı açıklama İbn Mesûd ile İbn Abbâs'tan nakledilen bir başka rivayette de yer alır. Ebû Ubeyde de kişi için yararlı olan her şey "mâûn"dur diye görüş belirtmiştir. İbn Abbâs (r.a.) şöyle demiştir: Mâûn, iade etme süresi sonraki bir güne ait olan maldır. [§] Eğer bu, âriyet şeklinde ise âyetin mânası cimriliği vermekten ibaret olur, bunun en kötüsü de ödünç veya borç vermemektir.

      "Mâûn" kavramı yardımlaşmanın gerektirdiği her türlü iyilik diye anlaşılabilir, kişiye yardım ve destek sağlayan her vasıta bu kavramın içinde yer alır, zekât ve diğerleri. "Mâûn" âyetinde müşrik ve münafıkların cimrilikleri, ihtirasları ve hak sahibine hakkını vermemeleri gibi niteliklerinden söz edilmektedir.

      Ebû Avsece şöyle demiştir: "Yedu'u'l-yetîm" (يدع اليتيم) yetimin ensesine vuran ve onu itip kakan demektir. Kelimenin çekimi şöyle yapılır: "Da"a, yedu'u, da'an, fehuve dâ'un ve med'û'un" (يَدُعُّ، دَعًّا، فَهُوَ دَاعٌّ وَمَدْعُوعٌ). İbn Kuteybe de şöyle der: "Yeduu'l-yetîm" yetimi kovar, iter demektir, nitekim Cenâb-ı Hakk'ın "O gün cehennem ateşine itilip atılırlar"¹² meâlindeki beyanında da aynı mâna vardır, yani itilirler.

      Yine Ebû Avsece âyette geçen şu kelimeleri karşılıklarında bulunan kelimelerle açıklamıştır: "Lâ yehuddu" (لا يحض), "lâ yuharridu" (لا يحرض) ve "lâ yehussü" (ولا يحث), yani teşvik etmez; "sâhûn" (ساهون), "gâfilûn" (غافلون), yani gafildirler demektir. İbn Mes'ud'un mushafında şu değişiklikler vardır: "Sâhûn" (ساهون), "lâhûn" (لاهون) şeklinde; "eraeyte" (أرأيت), "eraeyteke" (أرأيتك) şeklindedir. Übey b. Kâ'b'ın mushafında da aynı şekildedir. En doğrusunu Allah bilir.

      Yorum

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Yemneun (يَمْنَعُونَ)

        İbn Fâris, m-n-a kökünün bir şeyi korumak, engellemek ve bir şeyin başkasına ulaşmasına mani olmak anlamlarını taşıdığını belirtir; bu bağlamda kelimenin verilmesi gereken bir hakkı veya yardımı esirgemek manasına geldiğini ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, men' kavramını vermenin zıttı olarak tanımlar; ayetteki muzari formun, bu engelleme eyleminin bu kişilerde süreklilik arz eden bir karakter özelliği ve kökleşmiş bir bencillik olduğunu gösterdiğini kaydeder. Toshihiko Izutsu, bu fiili İslam'ın toplumsal bütünleşme vizyonuna karşı bir "sosyal kopuş" eylemi olarak analiz eder; men' etmenin, bireyin kendi dar dünyasına kapanarak başkalarıyla kurması gereken rahmet bağını bilinçli olarak reddetmesi anlamına geldiğini vurgular. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu kelimenin surede tasvir edilen kötücül karakterin en somut ve son aşamasını temsil ettiğini; dini yalanlayanın, en basit insani yardımları bile esirgeyecek bir katı kalpliliğe ulaştığını belirtir.

        el-Maun (الْمَاعُونَ)

        İbn Fâris, m-a-n köküne dayanan kelimenin "az ve hafif şey" manasına geldiğini belirtir; ma'un kavramının insanların kendi aralarında yaygın olarak ödünç alıp verdikleri balta, kova, tencere gibi basit ev eşyalarını ve küçük yardımları ifade ettiğini açıklar. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin her türlü fayda ve iyilik anlamını kapsadığını, ancak örfte özellikle komşular arasında paylaşılan temel ihtiyaç araçları için kullanıldığını kaydeder. El-Cevâlîkî, kelimenin Araplar arasında hem zekat hem de genel yardımlaşma kalemleri için kullanılan köklü bir terim olduğunu belirtir. Arthur Jeffery, kelimenin kökenini Süryanice "mâ'unâ" (alet, kap-kacak, vasıta) kelimesine dayandırır; bu terimin o dönem Yakın Doğu dillerinde paylaşılan mülkiyeti veya temel yaşam gereçlerini ifade etmek için yaygın olarak kullanıldığını savunur. Christoph Luxenberg, Süryani-Arami kökenli "mâ'unâ" formunun sadece fiziksel kaplar değil, cemaat içinde birbirine sunulan her türlü yardım ve destek manasını da içerdiğini, dolayısıyla ayetin en küçük sosyal desteği bile kesenleri hedef aldığını ileri sürer. Theodor Nöldeke, ma'un kelimesinin çok eski bir sosyal terminolojiye dayandığını, bireyciliğin karşısında cemaat dayanışmasını ve yardımlaşma kültürünü temsil eden kadim bir sözcük olduğunu ifade eder. Angelika Neuwirth, bu kelimeyi Mekke toplumunun en alt düzeydeki yardımlaşma ve dayanışma ağı olarak görür; ma'un'un reddedilmesini, bir toplumun ahlaki çöküşünün en dip noktası ve ilahi yargının yalanlanmasının pratik bir sonucu olarak yorumlar. Gabriel Said Reynolds, ma'un kavramının Geç Antik Çağ'daki hayır ve merhamet söylemleriyle örtüştüğünü; bu yardımı esirgemenin o dönemin ahlak anlayışında da en büyük manevi kusurlardan biri olan cimrilikle eş tutulduğunu belirtir. Prof. Dr. Sadık Kılıç, kelimenin sosyal dokuyu oluşturan en ince ama en önemli bağları simgelediğini; ma'un'un engellenmesinin aslında toplumu ayakta tutan karşılıklı güven ve şefkat damarlarının tıkanması anlamına geldiğini ifade eder. Prof. Dr. Hidayet Aydar, ma'un'un müfessirlerce hem zekat hem de küçük ev eşyaları olarak yorumlandığını hatırlatarak, her iki durumda da ayetin, kişinin en küçük bir fedakarlıktan bile kaçacak kadar bencilleşmesini kınadığını vurgular.

        Yorum

        İşleniyor...
        X