Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Mâûn Sûresi, 3. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Mâûn Sûresi, 3. Ayet

    وَلَا يَحُضُّ عَلٰى طَعَامِ الْمِسْك۪ينِۜ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Velâ yehuddu ‘alâ ta’âmi-lmiskîn(i)

    Yorum

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      2. "İşte böylesi yetimi itip kakandır."

      3. "Yoksulu doyurmaya kendisini de başkasını da teşvik etmeyendir!"


      Yetimin Korunması, Yoksulun Doyurulması

      Bu iki âyette, Allah Teâlâ sanki şöyle buyurmaktadır: Dini inkâr eden, yetimi itip kakanın tâ kendisidir. Yani yetime zulmedip hakkım vermeyen ve yoksulu doyurmaya gayret göstermeyen. Cenâb-ı Hak -en doğrusunu Allah bilir ya- müminlere şöyle demektedir: Yetime zulmetmeyin, haklarına engel olmayın, yetime sahip çıkışınızı, dini inkâr edenin yaptığı gibi kötü yolda kullanmayın, yoksulu doyurmaya elinizden geldikçe gayret gösterin! Demek ki Allah bu âyetlerde dini inkâr edenlerin cimriliğini, yetimleri ve yoksulları hor görmelerini ve bunlara yönelik kötü muamelelerini nitelemekte, müminlere öğüt verip onları bu davranışlardan sakındırmaktadır.

      Yoksulu doyurmaya teşvik etmeyen meâlindeki İlâhi beyanın şöyle yorumlanması da mümkündür: Kâfir ve münâfıkların telakkisine göre servet verilip hayatı bolluk içinde geçen kimse, bu konuma Allah nezdindeki değerinden dolayı yükseltilmiştir. Geçimi daraltılıp dünya nimetlerinden yoksun bırakılan kimse de bu duruma Allah nezdindeki değersizliği ve basitliği yüzünden mâruz kalmıştır. Nitekim Cenâb-ı Hakk’ın şu beyanları onların bu telakkilerini ifade etmektedir: “İnsan, ne zaman Rabb’i onu sınava tabi tutar da ikramda bulunup bol nimet verirse ‘Rabb’im bana değer verdi’ der. Onu sınava tabi tutup geçim vasıtalarını daralttığı zaman ise ‘Rabb’im beni küçük düşürdü’ der”; “Onlara ‘Allah’ın size verdiği rızıktan başkaları için de harcayın’ denildiğinde, kâfirler müminlere ‘Allah’ın dilediği takdirde doyuracağı kimseleri biz mi doyuracağız? Doğrusu siz açık bir yanılgı içindesiniz’ derler”. Böyleleri zannederler ki Allah Teâlâ bolluktan yoksun bıraktığı kimseleri kendi nezdindeki değersizliği yüzünden yoksun bırakmış, bolluk verdiği kimselere de katındaki değerinden dolayı vermiştir. Bu gruba bağlı olan kimse “Allah’ın küçük düşürdüğü kişiye ben nasıl iyilikte bulunur onu yüceltirim?” der.

      Âyet-i kerîmede belirtilen husus, doğrudan kişinin yetimin doyurulmasına gayret göstermemesi anlamına gelebileceği gibi, onu yetime haksızlık edip doyurmamaya sevk eden sebebin âhireti inkâr etmiş olması da ihtimal dâhilindedir. Çünkü yetimi destekleyecek ve ona zulmedip hakkını gasp eden kişiye engel olacak kimse yoktur; buna ek olarak sözü edilen tip, vukuuna inanmadığı için âhiret azabından da korkmamaktadır.

      Mâûn sûresinin ilk kısmını oluşturan üç âyetin ifade ettiği kötü nitelikler, inanç ve telakki konumunda olabileceği gibi bizzat eylem statüsünde de yer alabilirler. Eğer inanç ve telakki konumunda ise müslümanlar bunları benimsemezler. Fiil statüsünde bulunuyorsa içlerinden bunu yapanlar çıkabilir. Bize göre bu âyetlerin içeriğini inanç statüsünde tutmak gerçeğe daha yakındır.​

      Yorum

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Yehuddu (يَحُضُّ)

        İbn Fâris, h-d-d kökünün birini bir işe şevklendirmek, bir şeyi yapması için onu tahrik etmek ve teşvik etmek anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, hadd kavramının "hassa" (teşvik) fiilinden daha ileri bir dereceyi ifade ettiğini, bir kimseyi bir hayra veya göreve süratle sevk etmek manası taşıdığını kaydeder; ayetteki muzari formunun, bu teşvikin sürekliliğini ve bir ahlak biçimi haline gelmesi gerektiğini ancak inkar eden kimsenin bundan tamamen yoksun olduğunu vurguladığını ifade eder. Toshihiko Izutsu, bu kelimeyi toplumsal bir sorumluluğun terk edilmesi olarak analiz eder; bireyin sadece kendisinin yedirmemesini değil, başkalarını da bu yönde harekete geçirme iradesinden yoksun olmasını, imandaki zafiyetin sosyal duyarsızlığa dönüşmesi şeklinde yorumlar. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin vurguladığı teşvik eyleminin, dini hayatın sadece bireysel değil, başkalarını da iyiliğe sevk eden aktif bir çaba gerektirdiğini, inkarın ise bu toplumsal duyarlılığı yok ettiğini belirtir.

        Ta'âmi (طَعَامِ)

        İbn Fâris, t-a-m kökünün yenilen her şeyin ve tadılan lezzetin aslı olduğunu belirtir; kelimenin doğrudan gıda ve beslenme eylemine işaret ettiğini ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, taâm kelimesinin hem yiyeceğin kendisini hem de yeme eylemini kapsadığını kaydeder; ayetteki kullanımda doyurma eylemine (it'âm) yönelik bir teşvik eksikliğinin vurgulandığını belirtir. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin seçilişinin açlık çeken insanın temel ve en acil ihtiyacına, yani doğrudan fiziksel hayatiyeti sürdürecek rızka dikkat çektiğini, bunun dini bir vecibeden ziyade insani bir zorunluluk olarak sunulduğunu vurgular.

        el-Miskîn (الْمِسْكِينِ)

        İbn Fâris, s-k-n kökünün hareketin zıttı olan durgunluk ve yerleşme anlamına geldiğini belirtir; miskinin, yoksulluğun ve çaresizliğin getirdiği ağırlıkla hareket kabiliyetini yitirmiş, adeta "çökmüş" kişi olduğunu ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, miskin kavramının fakirden daha ileri derecede bir mahrumiyeti, hiçbir şeyi bulunmama halini veya zilletin getirdiği boyun eğmişliği ifade ettiğini kaydeder. Arthur Jeffery, kelimenin kökenini incelerken Aramice ve Süryanice "meskenā" (yoksul, muhtaç) kelimesiyle yakın ilişkisine dikkat çeker ve bu terimin o dönem Yakın Doğu dillerinde teknik bir sosyal terim olarak yaygın olduğunu belirtir. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın semantik yapısında miskinin toplumsal hiyerarşinin en altındaki, kendi başının çaresine bakamayacak derecede zayıf bırakılmış sınıfları temsil ettiğini vurgular. Angelika Neuwirth, bu kelimenin erken Mekke surelerinde Mekke aristokrasisinin duyarsızlığına karşı bir meydan okuma olarak kullanıldığını, sosyal adaletin sağlanmasında merkezi bir figür olduğunu belirtir. Gabriel Said Reynolds, miskin teriminin Geç Antik Çağ'daki dini literatürde "alçakgönüllü yoksul" tipolojisiyle örtüştüğünü ve Kur'an'ın bu gruba yönelik tutumu inancın doğruluğu için bir test aracı olarak kullandığını ifade eder.

        Yorum

        İşleniyor...
        X