Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Leyl Sûresi, 18. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Leyl Sûresi, 18. Ayet

    اَلَّذ۪ي يُؤْت۪ي مَالَهُ يَتَزَكّٰىۚ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Elleżî yu/tî mâlehu yetezekkâ

    Yorum

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      17-18. "Malını Allah yolunda verip arınan takvâ ehli ise ondan uzak tutulur."

      Allah azze ve celle takvâ sahibi olan kimseyi ateşten uzak tutacağını ve onu ondan koruyacağını haber verdi. Bu İlâhî beyanda şöyle bir işaret vardır: Allah Teâlâ kulunu ancak işledikleri amelleri sebebiyle cehennem ateşinden uzak tutar. Bu da göstermiştir ki kulların fiillerinde Allah’ın dahli vardır, çünkü koruma ve ondan uzak tutmayı kendisine izafe etmiştir. Bu şu İlâhî beyanda belirtildiği gibidir: “İnsanlardan öyleleri de vardır ki, ‘Ey Rabb’imiz! Bize bu dünyada da iyilik ver, öteki dünyada da iyilik ver; bizi cehennem azabından koru’ derler”’.​

      Yorum

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Yuti (يُؤْتِي)

        İbn Fâris, kelimenin dayandığı hemze-te-ya kökünün temel manasının bir yere gelmek, bir şeyi ulaştırmak ve getirmek olduğunu belirtir. "İtâ" formu, bir şeyi birine ulaştırmak ve sunmak suretiyle vermek manasındadır. Râgıb el-İsfahânî, bu fiilin genellikle önemli ve hayırlı bir şeyi sunmak için kullanıldığını, özellikle Kur'an'da Allah'ın lütfuna veya kulun samimi infakına nispet edildiğini açıklar. Ayetteki bağlamda, kulun malını sadece fiziksel bir devir olarak değil, bir amaç doğrultusunda bilinçli bir takdim olarak vermesini ifade eder. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın ahlaki terminolojisinde bu eylemin "nankörlük" ve "cimrilik" kavramlarının tam karşıtı olan "şükür" ve "cömertlik" sisteminin bir parçası olduğunu, bireyin mülkiyet hırsını aşarak kendisinden bir parçayı başkası için feda etmesini temsil ettiğini analiz eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin burada önceki ayetlerde eleştirilen cimri tipin aksine, sahip olduğu imkanları ilahi rıza doğrultusunda harekete geçiren aktif bir iyilik halini nitelediğini belirtir.

        Mal (مَال)

        İbn Fâris, kelimenin türediği me-ve-le kökünün esasen bir şeye malik olmak, onu elinde bulundurmak ve üzerinde tasarruf etmek manasına geldiğini kaydeder. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin mülkiyet altına alınan her türlü maddi değeri kapsadığını, ancak burada "mâlehû" (kendi malı) şeklinde zamire bitişerek, kişinin meşru yoldan edindiği ve üzerinde hak sahibi olduğu özel mülkiyetini ifade ettiğini belirtir. Arthur Jeffery, kelimenin kadim Arap toplumunda servetin en temel göstergesi olan deve ve mülk üzerinden geliştiğini, Kur'an'da ise bu kavramın ahlaki bir imtihan aracına dönüştürüldüğünü ifade eder. Toshihiko Izutsu, bu ayetteki "mal" vurgusunun, mülkün sahibini azgınlaştıran bir araç olmaktan çıkarılıp, ruhu yücelten bir vasıta haline getirilmesi bağlamında önem arz ettiğini analiz eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin 11. ayetteki olumsuz bağlamın aksine, burada meşru bir araç olarak görüldüğünü; asıl meselenin malın kendisi değil, onun "verilme" (yuti) ve "arınma" (yetezekka) gayesiyle olan ilişkisi olduğunu vurgular.

        Yetezekka (يَتَزَكَّىٰ)

        İbn Fâris, kelimenin dayandığı ze-ke-ya kökünün iki temel manasının "bereketlenip artmak" ve "temizlenip arınmak" olduğunu belirtir. Bu iki anlam birbirini besler; yani bir şey temizlendikçe aslındaki bereket ortaya çıkar ve gelişir. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin hem malı zekat vererek dünyevi kirlerden arındırmayı hem de bu yolla nefsi cimrilik ve bencillik gibi hastalıklardan temizlemeyi ifade ettiğini açıklar. "Tefe'ul" kalıbında gelmesi, bu arınmanın insanın kendi iradesiyle ve sürekli bir çabayla gerçekleşen içsel bir gelişim süreci olduğunu gösterir. Toshihiko Izutsu, kelimenin Kur'an'ın manevi sisteminde "feth" ve "takva" ile yakından ilişkili olduğunu, malını veren insanın aslında ruhsal bir dönüşüm geçirerek daha üst bir ahlaki mertebeye yükselmesini temsil ettiğini analiz eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, "yetezekka" eyleminin insanın ontolojik bir saflaşma süreci olduğunu, maldan vazgeçmenin aslında nefsin sınırlarını aşarak ilahi öze yaklaşmak manasına geldiğini vurgular. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin ayet bağlamında infakın gerçek gayesini belirlediğini; meselenin sadece sosyal bir yardım değil, kişinin kendi ruhunu tekamül ettirmesi ve ahlaki bir olgunluğa erişmesi olduğunu ifade eder.

        Yorum

        İşleniyor...
        X