فَلْيَعْبُدُوا رَبَّ هٰذَا الْبَيْتِۙ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Kureyş Sûresi, 3. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: bu evin rabbi, ibadet etme, kureyş 3, kabe, kureyş suresi, kureyş suresi 3. ayet, rab, ibadet
-
1. "Kureyş'in Mekke'ye olan alışkanlık ve ünsiyeti;"
2. "Kış ve yaz seyahatlerinin gelenekleşmiş olması uğruna (fil ordusunu helâk ettik)."
3. "Şu halde onlar bu mâbedin sahibine kulluk etsinler."
4. "Kendilerini açlıktan kurtarıp doyuran ve korkudan emin kılan Kâbe sahibine."
Cenâb-ı Hakk’ın Kureyş’in Mekke’ye olan alışkanlık ve ünsiyeti, ayrıca kış ve yaz seyahatlerinin gelenekleşmiş olması uğruna meâlindeki beyanı birkaç anlama gelir. Birincisi Ferrâ’nın şu anlayışıdır ki “li-îlâfı” (لِإِيلَافِ) kelimesinin başındaki lâm sebep bildiren bir harftir, çünkü “Li-îlâfı” sûresi Elemtera sûresinin devamıdır. Buna göre Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: “Böylece Allah fil ordusunu yaprakları yenilmiş ekin saplarına çevirdi, Kureyş’in Mekke’ye olan alışkanlık ve ünsiyeti uğruna”. Cenâb-ı Hak sanki şöyle buyuruyor: Fil ordusunu helâk ettim ve başlarına felâket getirdim; bunun sebebi Kureyş’in o mekâna alışmış olmasıydı; bir de buna bağlı olarak kış ve yaz mevsimlerinde kendileri için münasip kılınan iki ticaret seyahatine alışmış bulunmaları yüzünden.
Güvenli Belde Mekke ve Harem
İkincisi Allah’ın şöyle buyurmuş olması ihtimal dâhilindedir: Şu mâbedin Rabb’ine ibadet etmeyi insanlara gerekli kıldım, onlar da zamanla buna alışmış oldular ve Kureyş kabilesi mensupları ile bu mekânda ikamet eden diğer insanların ihtiyaç duydukları gıda ve benzeri geçim vasıtalarını buraya taşıdılar. Bunun sebebi Kureyş'in sözü edilen mâbedin sahibine kullukta bulunmaya yatkınlık kazanmalarıydı. Aslında Mekke şehrinin bu konumu olmasaydı kabile mensuplarının burada ikamet etmeleri mümkün olmazdı, çünkü bu şehirde ne ekin var, ne bitki, ne de hayatın diğer gerekleri. [$]Mekke, İbrahim aleyhisselâmın tasvir ettiği niteliktedir: "Ey Rabb'imiz! Soyumun bir kısmını ekilebilir toprağı olmayan bir vadiye, senin Beytülharem'inin yanına yerleştirdim ki, ey Rabb'imiz, namazı devamlılık ve duyarlılık içinde yerine getirsinler. Öyleyse insanlardan bir kısmının gönlünü buranın sakinlerine sempati duyar hale getir ve Mekke halkına bereketli rızıklar ver ki şükretsinler"¹⁴. Kureyşliler'in bu yerde yaşayabilmeleri dışarıdan ve uzak mekânlardan buraya taşınacak ihtiyaç maddelerine bağlıdır. Cenâb-ı Hakk'ın şu beyanı bu gerçekliği ifade etmektedir: "Peki biz onları dokunulmaz, güvenli, katımızdan bir rızık olarak her yiyecekten ürünlerin orada toplandığı bir yere yerleştirmedik mi?" Bazıları şöyle demiştir: Kureyşliler'e kış ve yaz seyahatlerine alıştıkları gibi Beytülmuazzama'nın Rabb'ine ibadet etmeye de alışmaları emredildi. Cenâb-ı Hak şöyle buyurmaktadır: Şu iki ticaret seyahatine alıştığınız gibi Beytullah'ın sahibine kulluk etmeye de yatkınlık kazanın!
Bir kısım âlim de şu yorumu yapmıştır: Mekke halkı çeşitli ülkelere güven içinde ticaret gezileri yapıyor ve kendilerine karşı duyulan saygıdan dolayı hiçbir şeyden korkmuyorlardı. İnsanlar Kâbe ve Harem'in özel konumu sebebiyle onları hürmetle karşılıyor, kendilerine rahatsızlık verilmiyor ve eziyet de edilmiyordu. Onlardan biri herhangi bir oymakta probleme mâruz bırakılacak olsa "Bu zat Haremlidir" deniliyor ve bu mekâna olan saygı hislerinden dolayı kendisi de ticaret eşyası da serbest bırakılıyordu. Cenâb-ı Hakk'ın bu sûrede onları korkudan emin kıldı demesinin mânası da budur.
Denildi ki: Araplar'ın bir kısmı diğerine baskın yapıyor ve birbirlerini esir alıyordu. Ancak Mekke halkı âyet-i kerimede ifade edildiği üzere Harem sayesinde güven içinde bulunuyordu: "Çevrelerinde insanlar kapılıp götürülürken bizim Mekke'yi güven içinde bir Harem yaptığımızı görmediler mi?"¹⁵ Allah Teâlâ bu âyetiyle Mekke halkına olan teşekkür gerektirici nimetlerinin büyüklüğünü hatırlatmıştır ki bu sayede sahip oldukları konumun O'ndan olduğunun bilincine varsınlar.
Bu meselede hareket noktası şudur ki Allah Teâlâ’nın -hikmeti ve iradesi cümlesinden olmak üzere- İlâhî elçilik görevinin Kureyş’te olmasını ve dilediği zamana kadar onu sürdürmesini mukadder kılması gerçeğine bağlı olarak Kureyşliler’in güvenliğinin Mekke’de olmasını murat etmiş, kendilerine sevk edilecek gıda ve diğer hayati gereklerin de orada bulunmasını dilemiştir; tâ ki Kureyşliler irade ettiği vakte kadar orada kalsınlar ve planladığı olay aynıyla gerçekleşsin. Tıpkı içindeki canlılarla birlikte şu evreni dilediği zamana kadar sürmesi için yaratması ve oradakilere yine dilediği vakte kadar hayatlarını korumaları için rızık belirlemesi gibi. Bütün bunlar O’nun iradesinin geçerli olması hikmetine bağlıdır.
İbn Kuteybe ed-Dîneverî birinci yorumu takip ederek şöyle demiştir: “Îlâf” “âleftü fulânen... îlâfen” (آلَفْتُ فُلَانًا... إِيلَافًا) bağlamında masdardır, tıpkı “elzemtühu iizâmen” (أَلْزَمْتُهُ إِلْزَامًا) deyişin gibidir. Kisâî de “eliftü’l-mekâne” ile “âleftühû” (أَلِفْتُ الْمَكَانَ - آلَفْتُهُ) tarzındaki her iki kullanılışın aynı mânaya geldiğini belirtmiştir.
İbn Abbâs radıyallahu anh’tan şöyle rivayet edilmiştir: “Li îlâfı Kurayş”, yani Kureyş’in yapageldiği gibi. Onların uygulamaları gibi. “Kış ve yaz seyahatlerinin gelenekleşmiş olması uğruna (fil ordusunu helâk ettik). Şu halde onlar bu mâbedin sahibine kulluk etsinler. Kendilerini açlıktan kurtarıp doyuran ve korkudan emin kılan Kâbe sahibine”. Burada sözü edilen “açlık”tan maksat, kendilerine isabet eden kıtlıktır. “Korkudan emin kılan” derken korkudan kastedilen de düşmandır... En doğrusunu Allah bilir.
Yorumu Yorumla
-
Yebüdû (يَعْبُدُوا)
Kökü "a-b-d" harfleridir. İbn Fâris, bu kökün temelinde iki ana anlamın yattığını belirtir: Birincisi yumuşaklık ve boyun eğme, ikincisi ise bir yerde kalıp oraya bağlanmadır. Üzerinden çokça geçilip çiğnenmiş ve yürümeye elverişli hale getirilmiş yola "tarîkun muabbedün" denilmesini bu boyun eğme ve uysallıkla ilişkilendirir. Râgıb el-İsfahânî, ibadeti "tezellül" (alçakgönüllülük) kavramının en üst mertebesi olarak tanımlar ve bunun sadece hak edene yani Allah'a sunulması gereken bir tazim biçimi olduğunu vurgular. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın semantik yapısında "abd" ve "ibadet" kavramlarını, Efendi-Köle (Rab-Abd) arasındaki mutlak ontolojik ve ahlaki ilişki düzleminde inceler; bu kelimenin sadece ritüelleri değil, insanın tüm varlığıyla Allah'a yönelmesini ifade ettiğini belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, ayetteki bu buyruğun, Kureyş'e sağlanan ticari ve sosyal nimetlerin bir karşılığı olarak bir "sadakat ve kulluk" borcu niteliği taşıdığını, etimolojik altyapıdaki "boyun eğme" manasının burada ilahi otoriteyi tanıma şeklinde somutlaştığını ifade eder.
Rabbe (رَبَّ)
Kökü "r-b-b" harfleridir. İbn Fâris, bu kökün bir şeyi ıslah etmek, onu mükemmelliğe doğru geliştirmek ve bir şeyin sahibi/efendisi olmak anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "Rabb" kelimesinin bir şeyi halden hale çevirerek tam olgunluğa ulaştırmak (terbiye) manasına geldiğini, bu yönüyle yaratıcı ve rızık verici niteliklerini de kapsadığını detaylandırır. Arthur Jeffery, kelimenin kökenini incelerken Aramice ve Süryanicede de aynı formda (Rabbâ) "usta, efendi, büyük" anlamlarında kullanıldığını, dolayısıyla kadim Sami dillerinde otoriteyi temsil eden ortak bir terim olduğunu vurgular. Toshihiko Izutsu, bu kelimenin Kureyş dönemindeki kullanımında "kabilenin lideri" veya "mülkün sahibi" anlamlarının da bulunduğunu, ancak ayette "Beyt'in Rabbi" tamlamasıyla bu otoritenin mutlak ve kutsal kaynağına yönlendirildiğini ifade eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, kelimenin etimolojisindeki "ıslah ve himaye" vurgusuna dikkat çekerek, buradaki "Rabb" ifadesinin Kureyş'i kış ve yaz seferlerinde koruyan ve geçindiren asıl iradeyi temsil ettiğini belirtir.
el-Beyt (الْبَيْتِ)
Kökü "b-y-t" harfleridir. İbn Fâris, bu kökün temel manasının "gecelemek" veya "geceyi geçirmek için sığınılan yer" olduğunu, bu sebeple barınak ve ev anlamı kazandığını ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin her türlü meskeni kapsamakla birlikte, ayetteki "el-Beyt" ifadesinin doğrudan Kâbe'yi işaret ettiğini ve buranın sadece fiziksel bir barınak değil, manevi bir huzur ve sığınma merkezi olduğunu belirtir. Arthur Jeffery, kelimenin diğer Sami dillerindeki (İbranice Beth, Aramice Baytâ) yaygınlığına dikkat çeker ve bunun en eski Sami köklerinden biri olduğunu vurgular. Angelika Neuwirth, "el-Beyt" kelimesinin etimolojik ve semantik olarak Mekke'nin kutsal coğrafyasının merkezini oluşturduğunu, surenin genel yapısında bu "ev"in ekonomik ve dini güvenliğin odağı olarak sunulduğunu ifade eder. Prof. Dr. Hidayet Aydar, Kâbe'nin tarihsel süreçteki isimlendirmelerini analiz ederken, kelimenin geceleme ve sığınma anlamının Kâbe'nin "harem" yani güvenli bölge niteliğiyle tam bir uyum içinde olduğunu vurgular.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla