اِنَّ شَانِئَكَ هُوَ الْاَبْتَرُ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Kevser Sûresi, 3. Ayet
Daralt
X
-
"Şu bir gerçek ki sana hınç besleyen her türlü iyilik ve güzellikten yoksun kalanın tâ kendisidir."
Müfessirlerin naklettiğine göre Mekke müşriklerinden biri Resûlullah’ı “ebter” (أَبْتَرُ), yani soyu kesik, güdük, nesli ve hayırla anıcısı olmayan diye isimlendirip nitelemiş, bunun üzerine bu âyet ve içinde yer aldığı sûre nazil olmuştur. Yani seni “ebter” diye isimlendirenin bizzat kendisi “ebter”dir. Biz insanlar onun kim olduğunu bile açık bir şekilde bilmemekteyiz. Zira zâlim yöneticilerin ve peygamber düşmanlarının, çocuklarından herhangi birinin babasıyla veya böylelerinin dostları ve bağlılarından birisiyle iftihar ettiği duyulmamıştır, buna mukabil Resûlullah’ın dostlarının çocukları daima bu konumlarından duydukları kıvancı insanlara beyan etmiş ve bu statüleriyle halk arasında yaşamaya devam etmişlerdir.
Allah Teâlâ Kevser sûresinin bu son âyetiyle şunu beyan ediyor: Ey resûlüm! Sana karşı düşmanlık ve hınç besleyenin kendisi “ebter”dir, sen değil. Ya da şöyle: Anılmayıp unutulacak olan senin düşmanlarındır, sen ise sevenlerinin nesilleri tarafından daima hayırla anılacaksın, biraz önce değindiğimiz gibi.
Sûrenin yorumunda tutulacak isabetli yol -daha önce de belirttiğimiz gibi- şundan ibarettir: Cenâb-ı Hak bu mesajında doğrudan Resûlullah’ın şahsına hitap etmiş, o da İlâhî mesajı anlamıştır. Biz ise olayın ne konuda cereyan ettiğini ve âyetin kim hakkında nâzil olduğunu bilmemekteyiz. En doğrusunu Allah bilir.
Ebû Avsece şöyle demiştir: “Şâni’” (شَانِئَ) “kin besleyen” demektir. Arapça’da “şene’tühû” (شَنَئْتُهُ) denilir, “ebğadtühû” demektir, yani ona kin besledim. “Ebter” ise “erkek evladı ve nesli olmayan” demektir.
Sûrenin bu sonuncu âyetinde Resûlullah’a eninde sonunda kafirleri yenilgiye uğratıp zafer bulacağı ve Allah’ın dinini belde ve ülkelere yayıp üstün duruma getireceği yolunda müjde mesajları vardır. Çünkü Allah, resûlün değil, ona düşmanlık ve kin besleyenin her türlü iyilik ve güzellikten yoksun kalacağını bu âyette haber vermektedir. Yardımı istenecek olan Allah’tır.
Yorum
-
Şâni' (شانئ)
Bu kelimenin etimolojik kökeni Arapça Şın-Nun-Hemze (ش ن أ) harflerine dayanmaktadır. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "buğzetmek, kin gütmek ve nefret etmek" gibi şiddetli itici duyguları ifade ettiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin kökündeki "şeneân" yapısının sıradan bir hoşlanmazlık veya anlık bir öfke olmadığını, aksine içerisinde haset, kötülük arzusu ve düşmanlık barındıran köklü ve derin bir nefreti tanımladığını; ayetteki formunun ise bu eylemi bizzat ve sürekli olarak gerçekleştiren özneyi (ism-i fail) işaret ettiğini açıklar. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin semantik yapısını ayetin bağlamıyla değerlendirerek, bu ifadenin salt kişisel bir kini değil, muhatabın temsil ettiği inanca, davaya ve şahsına karşı duyulan, sahibini içten içe kemirerek psikolojik bir saplantıya dönüşen ideolojik ve yıkıcı bir nefreti yansıttığını detaylandırır.
Ebter (أبتر)
Kelimenin etimolojik temeli Arapça Be-Te-Ra (ب ت ر) harflerinden oluşur. İbn Fâris, bu kökün asli manasının "bir şeyi tamama ermeden önce vücudundan kesip atmak, sonunu getirmemek ve koparmak" olduğunu, sözlükte bilhassa kuyruğu veya bir organı kesik hayvanları nitelemek için kullanıldığını kaydeder. Râgıb el-İsfahânî, fiziksel anatomideki bu somut kesilme ve eksilme eyleminin mecazi bir boyuta evrilerek, soyu, zürriyeti veya her türlü hayrı kesintiye uğramış, arkasında geleceğe taşınacak hiçbir kalıcı iz, eser veya anı bırakamayan kimseleri tanımlamak için kullanıldığını detaylandırır. Kur'an'ın edebi ve belagat yönünü inceleyen Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin retorik ve psikolojik boyutuna odaklanarak, "ebter" vasfının sıradan bir fiziksel kısırlığı veya nesilsizliği değil, nefret edenin tarih sahnesinden mutlak surette silinişini, adının, sanının ve bıraktığı tüm hatıranın bütünüyle yok oluşa terk edilmesini ifade eden kesin bir iptal hükmü olduğunu vurgular. Prof. Dr. Mustafa Öztürk ise kelimenin etimolojik kökündeki "kesiklik" manasını dönemin sosyolojik gerçekliğiyle birleştirerek, klasik Arap toplumunda erkek çocuğu olmayanların sosyal bir itibar kaybına uğrayarak "ebter" lakabıyla aşağılandığını hatırlatır; ancak ayetin bu kültürel arka planı kullanarak kelimeye yepyeni bir boyut kazandırdığını, asıl kesikliğin ve yok oluşun biyolojik nesep eksikliğinden değil, hakikate düşmanlık edenlerin ebedi boyutta maruz kalacağı mutlak hüsran ve silinişten kaynaklandığını ortaya koyduğunu belirtir.
Yorum
Yorum