وَمَٓا اُو۫ت۪يتُمْ مِنْ شَيْءٍ فَمَتَاعُ الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا وَز۪ينَتُهَاۚ وَمَا عِنْدَ اللّٰهِ خَيْرٌ وَاَبْقٰىۜ اَفَلَا تَعْقِلُونَ۟
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Kasas Sûresi, 60. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: hidayet, kasas suresi, kasas suresi 60. ayet, kasas 60, nankörlük, dünya hayatı, akıl, allah, dünya, hayat
-
"Size verilen şeyler dünya hayatı için faydalı nesneler ve güzelliklerden ibarettir. Allah katında olanlar ise daha hayırlı ve daha kalıcıdır. Aklınızı kullanmaz mısınız?"
Size verilen şeyler dünya hayatı için faydalı nesneler ve güzelliklerden ibarettir. Allah katında olanlar ise daha hayırlı ve daha kalıcıdır. Yani onlar kendilerine verilen zenginlik ve dünya hayatı için faydalı nesneler dolayısıyla övünüyorlardı. Zühd ve takvâ ehli olanlar ise âhirette kendilerine verilmesi vâdedilen kalıcı olan nimetleri, dünya malına ve süsüne tercih etmiştir. Bu sebeple Cenâb- Hak şöyle buyurmuştur: (Kasas 61)
Yorumu Yorumla
-
Ûtîtüm (أُوتِيتُمْ)
İbn Fâris, "Mekâyîsü'l-Luğa" adlı eserinde "e-t-y" kökünün temel anlamının "bir yere gelmek, ulaşmak ve birine bir şey vermek, bahşetmek" olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "el-Müfredât"ta "itâ" (vermek) eyleminin, verenin (Allah'ın) alana (kullara) kendi lütfuyla, cömertçe bir şeyi ihsan etmesi olduğunu açıklar. Ayette fiilin edilgen (meçhul) kalıpta (size verilenler) kullanılması; insanın elinde tuttuğu o servetin, gücün veya nimetin aslında kendi zekasının bir ürünü değil, kendisine dışarıdan "verilmiş/emanet edilmiş" bir lütuf olduğunu lügat üzerinden ilan ederek o sahip olma kibrini kırar.
Şey'in (شَيْءٍ)
İbn Fâris, kelimenin dayandığı "ş-y-e" kökünün "bir şeyin var olması, kastedilmesi ve dileyip istemek" manalarına geldiğini belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "şey" kelimesinin ontolojik olarak yeryüzünde var olan, idrak edilebilen, bilinen ve elde edilebilen her türlü nesne, durum veya kavramı kapsadığını ifade eder.
Dücane Cündioğlu, kelimenin kıssadaki felsefi küçümseme işlevini analiz eder. İnsanların uğruna savaştığı, kan döktüğü, kabileleri birbirine düşürdüğü o devasa servetler, iktidarlar ve makamlar; Kur'an'ın ilahi perspektifinde "min şey'in" (sıradan herhangi bir şeyden) diyerek belirsiz, değersiz ve sınırları olan basit bir "nesne" statüsüne indirgenir. Dünyevi ihtiras, bu kelimeyle sıradanlaştırılmıştır.
Metâ'u (مَتَاعُ)
İbn Fâris, "m-t-a" kökünün "bir şeyden geçici bir süre faydalanmak, lezzet almak, kullanmak ve sonra da o şeyin tükenip gitmesi" manalarına geldiğini belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "metâ" kavramını, kalıcı olmayan, insanın ihtiyacını anlık olarak giderdikten sonra çürüyen, eskiyen, atılan ve zamanla değerini yitiren her türlü dünyevi eşya, haz veya tüketim maddesi olarak tanımlar.
Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın dünya hayatına bakışındaki (dünya görüşü) temel kavramlardan biri olarak "metâ" sözcüğünü inceler. Mekke müşriklerinin ellerinde tuttukları o devasa ticari zenginlik ve güç, kendi başına mutlak ve ebedi bir amaç (gaye) değil, sadece ahiret yolculuğunda kullanılıp bırakılacak olan "geçici bir tüketim malzemesidir" (metâ). Varlığı geçici olana bağlamak, insanın ontolojik yanılgısıdır.
el-Hayâti (الْحَيَاةِ)
İbn Fâris, "h-y-y" kökünün "canlılık, dirilik, hareket, büyüme ve ölümün (mevt) zıddı" manalarına geldiğini belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, kelimenin bitkisel canlılıktan başlayıp insanın biyolojik yaşamına ve en nihayetinde ebedi diriliğe kadar farklı mertebeleri kapsadığını ifade eder.
ed-Dünyâ (الدُّنْيَا)
İbn Fâris, kelimenin türediği "d-n-v" kökünün "yakınlık, mesafe olarak beri tarafta olma ve değerce düşüklük/alçaklık" manalarına geldiğini belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "dünya" kelimesinin ahiretin (uzak ve yüce olanın) zıddı olarak, insanın şu an içinde bulunduğu, ona en yakın ve ontolojik olarak daha alt/düşük mertebede bulunan yaşantı alanı olduğunu ifade eder.
Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), "Hayat" (canlılık) ve "Dünya" (alçak/yakın/geçici) kelimelerinin yan yana gelmesiyle oluşan o meşhur "el-hayâtid-dünyâ" tamlamasındaki edebi ve felsefi zıtlığı analiz eder. İnsanın en çok güvendiği ve sımsıkı sarıldığı o "canlılık/hayat" mefhumu; "dünya" (alçaklık) sıfatıyla nitelendiğinde, bu canlılığın aslında ne kadar kırılgan, ölüme ne kadar yakın ve ebediyete kıyasla ne kadar "düşük kaliteli" olduğu sarsıcı bir şekilde resmedilir.
Zînetühâ (وَزِينَتُهَا)
İbn Fâris, "z-y-n" kökünün "bir şeyi güzelleştirmek, süslemek, dışarıdan estetik katmak ve çirkinliğin (şeyn) zıddı" manalarına geldiğini belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "zînet" kelimesini, insanın asıl tabiatında veya eşyanın özünde olmayan; ona sonradan dışarıdan eklenen, sadece göze hoş ve albenili görünmek için kullanılan geçici "süs ve makyaj" olarak tanımlar.
Prof. Dr. Hidayet Aydar, kelimenin müşriklerin zihin dünyasına yönelik sosyolojik bir eleştiri olduğunu kaydeder. Müşriklerin vazgeçemedikleri kervanları, ipekleri, altınları ve Kureyş asabiyetinden doğan o şaşalı iktidarları; ruhu besleyen ve insanı kurtaran kalıcı bir değer değil, sadece bu alçak hayatın (dünyanın) göz boyayan, oyalayıcı ve bir gün mutlaka solup dökülecek olan kozmetik "süsüdür" (zînet).
İnde (عِنْدَ)
İbn Fâris, "a-n-d" kökünün "yanında, huzurunda, katında, mekansal veya manevi olarak birine yakın olma" manalarına geldiğini belirtir.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, bu zarfın "Allah" lafzına nispetle (indellâh / Allah katında) kullanılmasının, fiziksel bir mekanı değil; mutlak kıymeti, manevi huzuru, yegane geçerli değer yargısını ve ilahi hazineyi ifade ettiğini belirtir.
Hayrun (خَيْرٌ)
İbn Fâris, "h-y-r" kökünün "herkesin fıtraten arzuladığı fayda, üstünlük, seçkinlik ve iyilik" manalarına geldiğini belirtir. Şerrin ve zararın zıddıdır.
Râgıb el-İsfahânî, "hayr" kelimesinin akıl, vicdan ve ilahi nizam tarafından tercih edilen, insana kalıcı fayda sağlayan mutlak iyilik olduğunu ifade eder. İsm-i tafdil (kıyas) olarak "daha hayırlı/daha üstün" manasına da gelir.
Gabriel Said Reynolds, "hayrun" (daha hayırlı/daha iyi) kelimesinin eskatolojik (ahiret eksenli) kıyas bağlamını inceler. Mekke müşrikleri tüccar bir toplumdur ve her şeyi kar-zarar mantığıyla ölçerler. Kur'an, onların bu ticari zihniyetine kendi dilleriyle cevap vererek; dünyevi eşyanın (metâ) karşısına ahiret nimetini koyar ve Allah katındakinin, o çok değer verdikleri kervanlardan ticari ve rasyonel olarak çok "daha kazançlı, daha üstün ve daha faydalı" (hayrun) olduğunu bir ticaret diyalektiğiyle sunar.
Ebkâ (وَأَبْقَىٰ)
İbn Fâris, kelimenin dayandığı "b-k-y" kökünün "bir şeyin varlığını sürdürmesi, sebat etmesi, kesintiye uğramaması, geriye kalması ve yok olmanın (fenâ) zıddı" manalarına geldiğini belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "bekâ" kavramını, zamanın veya dış faktörlerin yıpratamadığı, çürümeyen ve sonu olmayan ebedi kalıcılık olarak açıklar. Kelimenin ism-i tafdil kalıbında (ebkâ) kullanılması "en kalıcı / daha kalıcı" anlamı katar.
Prof. Dr. Mustafa Öztürk, ayetteki "hayrun ve ebkâ" (daha hayırlı ve daha kalıcı) formülünün felsefi derinliğini analiz eder. Müşriklerin elli yedinci ayetteki en büyük korkusu yeryüzünden "kapılıp yok edilmek" (fenâ bulmak) idi. Allah onlara, eğer gerçekten varlıklarını sürdürmek ve "kalıcı" olmak istiyorlarsa, doğası gereği zaten çürümeye ve yok olmaya mahkum olan geçici dünya süsüne (zînet) değil; ontolojik olarak yegane ebedi ve sarsılmaz (ebkâ) olan Allah'ın vaadine (ahiret nizamına) sığınmaları gerektiğini, gerçek güvenliğin (bekânın) sadece orada olduğunu bildirir.
Ta'kılûn (تَعْقِلُونَ)
İbn Fâris, "a-k-l" kökünün sözlükte "deveyi iple bağlamak, kaçmasını tutmak ve engellemek" anlamına geldiğini belirtir. Akl, insanı yanlış kararlar vermekten, taşkınlıktan ve kendine zarar verecek yollara sapmaktan alıkoyduğu (bağladığı/frenlediği) için bu ismi almıştır.
Râgıb el-İsfahânî, "akl" eylemini, eşyanın ve olayların hakikatini idrak etmek, sebep-sonuç ilişkisi kurarak geçici olanla kalıcı olanı birbirinden net bir şekilde ayırt edebilme gücü olarak açıklar. Cehaletin ve körlüğün tam zıddıdır.
Dücane Cündioğlu, ayetin finalindeki "Hiç aklınızı kullanmıyor musunuz?" (efelâ ta'kılûn) şeklindeki o sarsıcı istifhamın (sorunun) rasyonel ağırlığını inceler. Kur'an, müşriklerden körü körüne ve duygusal bir inanç beklemez. Aksine, doğası gereği çürüyen, geçici ve basit bir çöpü (dünya metâını); ebedi, sarsılmaz ve mutlak kazançlı olan bir hazineyle (ebkâ) takas etmemenin devasa bir mantık hatası olduğunu vurgular. Bu yanlış tercihte bulunmak, inançsızlıktan öte, doğrudan doğruya en ilkel manada "akılsızlık, muhakeme yoksunluğu ve zihinsel körlük" (a-k-l yoksunluğu) olarak lügat üzerinden ilan edilir. Din, akledenlerin yoludur.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla