Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Kasas Sûresi, 21. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Kasas Sûresi, 21. Ayet

    فَخَرَجَ مِنْهَا خَٓائِفاً يَتَرَقَّبُۘ قَالَ رَبِّ نَجِّن۪ي مِنَ الْقَوْمِ الظَّالِم۪ينَ۟​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Feḣarace minhâ ḣâ-ifen yeterakkab(u)(s) kâle rabbi neccinî mine-lkavmi-zzâlimîn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      “Mûsâ korku içinde etrafı gözetleyerek oradan ayrıldı. 'Rabb'im! Beni zâlimler topluluğundan kurtar' dedi."

      Mûsâ korku içinde etrafı gözetleyerek oradan ayrıldı. Bu ilâhi beyanın açıklamasını yapmıştık. Korku içinde etrafı gözetleyerek sözü, korkmanın Allah'tan başka bir varlığa yönelik de olabileceğini ve böylesinden korkulmasının caiz olduğunu gösterir. Bu konu bazılarının Allah'tan başkasından korkulmasının caiz olmadığına ilişkin sözleri gibi değildir. Gerçek korku Allah'a yönelik olur; insan, O'nun, bu örnekte olduğu gibi başkası vasıtasıyla intikam almasından korkar. En doğrusunu Allah bilir.

      Rabb'im! Beni zâlimler topluluğundan kurtar. Buradaki zâlimin, her bir müşrik anlamına gelmesi muhtemeldir çünkü her müşrik zâlimdir. Rabb'im! Beni zâlimler topluluğundan kurtar sözü ikinci ihtimal olarak kendisini öldürmeyi kastetmelerine bağlı olabilir. Mûsanın (a.s.) o Kıptî'yi öldürmesi, kendisinin öldürülmesini ve kısası gerektirmez. Çünkü Mûsâ Kıptîyi öldürmeyi kastetmemiş ve onu öldürecek bir silâh da kullanmamıştır. Böylelikle onların Mûsayı öldürmeyi tasarlamaları meselesinde zâlim olduklarını ifade etmiştir.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Harace (فَخَرَجَ)

        İbn Fâris, "Mekâyîsü'l-Luğa" adlı eserinde "h-r-c" kökünün temel manasının "bir şeyin içinden dışına doğru hareket etmek, çıkmak, kapalı bir alandan ayrılmak" olduğunu belirtir. Duhûl (girmek) eyleminin tam zıddıdır.

        Râgıb el-İsfahânî, "el-Müfredât"ta huruç eylemini, dar, sıkıntılı veya kapalı bir mekandan, dışarıdaki daha geniş bir alana geçiş olarak tanımlar. Ayetin başındaki "fe" (fâ-i ta'kıbiyye) edatıyla birlikte kullanılması (feharace), Musa'nın haberi getiren adamın uyarısını alır almaz, hiçbir hazırlık yapmadan, eşya toplamadan ve saniye bile kaybetmeden şehri derhal terk edişini, o sarsıcı aciliyeti ifade eder.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, fiilin başındaki "fe" harfinin Arap dilbilgisindeki "hemen ardından, kesintisiz" anlamına dikkat çeker. Musa, idam kararının ciddiyetini kavramış ve sarayın/şehrin o boğucu idari kuşatmasından kendini bir an önce dışarı (çöle/meçhule) atmıştır.

        Hâifen (خَائِفًا)

        İbn Fâris, kelimenin dayandığı "h-v-f" kökünün "emniyet ve güvenin (emn) tam zıddı, panik, korku, ürperme ve zarar bekleme durumu" olduğunu belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, havf (korku) kavramını "ortadaki belirtilere ve işaretlere bakarak, başa gelecek olan kötü ve istenmeyen bir durumu önceden sezmek ve bundan dolayı ruhun ıstırap duyması" olarak tanımlar. Ayette Musa'nın şehri terk ederken taşıdığı bu ruh hali, paranoyakça bir vehim değil; arkasından gelen Firavun'un kolluk kuvvetlerinin kendisini yakalayıp infaz edeceğine dair son derece rasyonel ve gerçekçi bir korkudur.

        Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın psikolojik anlambiliminde "havf" kavramını "emn" (mutlak güvenlik) kavramıyla zıtlık içinde analiz eder. Musa, Mısır'daki o mutlak "emn" (saray dokunulmazlığı) statüsünü kaybetmiş ve hayatta kalma güdüsüyle, tamamen korunmasız, yersiz yurtsuz bir mültecinin "havf" (korku) alanına savrulmuştur.

        Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin ism-i fâil (hâif) olarak kullanılmasının önemine değinir. Bu kalıp, korkunun anlık bir irkilme değil; Musa'nın adım attığı her saniyede, aldığı her nefeste onun bütün benliğini kaplayan, sabit ve sürekli bir psikolojik durum olduğunu vurgular.

        Yeterakkabu (يَتَرَقَّبُ)

        İbn Fâris, kelimenin türediği "r-k-b" kökünün lügatte "boynunu uzatarak bir yere bakmak, gözetlemek, beklemek ve yüksek bir yerden ufku taramak" anlamına geldiğini ifade eder.

        Râgıb el-İsfahânî, "terakkub" eylemini, insanın her an gerçekleşmesini beklediği bir tehlike karşısında son derece uyanık olması, etrafı kesintisiz bir teyakkuz haliyle incelemesi olarak tanımlar. Ayette "hâifen" (korku içinde) kelimesinin hemen peşinden gelerek, o soyut korkunun eyleme dönüşmüş halini resmeder: Musa kaçarken arkasına bakan, her gölgeden ürken, takip edilip edilmediğini sürekli gözetleyen (yeterakkab) bir ruh hali içindedir.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, kelimenin lügat anlamına dayanarak, failin başkalarının hareketlerini endişeyle izlemesi ve yakalanma endişesiyle tetikte olması durumunu yansıttığını kaydeder.

        Kâle (قَالَ)

        İbn Fâris, "k-v-l" kökünün "zihinde tasarlanan bir manayı sesli olarak ifade etmek, söz söylemek ve dile getirmek" olduğunu belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, "kavl" eyleminin insanın iç dünyasındaki inancı, korkuyu veya yakarışı dışa vurma vasıtası olduğunu tanımlar. Musa'nın çöle doğru kaçarken dudaklarından dökülen bu fiil, sıradan bir söz değil; insanın dünyevi tüm imkanlarının tükendiği, mutlak çaresizliğin başladığı o sınır çizgisinde doğrudan ilahi makama yönelttiği can havliyle edilmiş bir duadır.

        Rabbi (رَبِّ)

        İbn Fâris, "r-b-b" kökünün "bir şeyi ıslah etmek, koruyup gözetmek, ona malik olmak ve terbiye etmek" anlamlarına geldiğini ifade eder.

        Râgıb el-İsfahânî, "Rabb" isminin bir varlığı ilk halinden alıp aşama aşama kemale (olgunluğa) erdirmek, onu dış tehlikelerden koruyarak büyütmek manasını taşıdığını belirtir. Musa'nın yakarışına doğrudan bu isimle başlaması; kendisini bebekken o nehirde boğulmaktan kurtaran ve sarayda büyüten o yegane koruyucu iradeye, şimdi çölde yapayalnız bir kaçakken yeniden, mutlak bir teslimiyetle sığınmasıdır.

        Arthur Jeffery, kelimenin saf Arapça olmadığını, İslam öncesi dönemde ehl-i kitap tarafından kullanılan Aramice veya Süryanice "Rabbâ" (Efendi, Üstat, İlah) kelimesinden Arap dini terminolojisine geçtiğini savunur. Bu hitap, Ortadoğu monoteizminde kulun yaratıcısına acziyetini bildirdiği en temel ve kadim formdur.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, Rabb kelimesinin Kur'an'daki sığınma ve dua ayetlerinde en sık kullanılan ilahi isim olduğunu kaydeder. Tehlike anında Allah'ın "koruyucu, gözeten ve ıslah eden" vasfının öne çıkması, bu ismin etimolojisindeki sahiplenme duygusuyla doğrudan ilişkilidir.

        Neccinî (نَجِّنِي)

        İbn Fâris, kelimenin dayandığı "n-c-v" kökünün temel manasının "sel veya tehlike anında suların ulaşamayacağı yüksek ve güvenli tepe" olduğunu belirtir. Bu lügat anlamından hareketle, birini tehlikeden, ölümden veya felaketten çekip alarak "güvenli bir yüksekliğe/alana" çıkarmaya "necat" (kurtuluş) denilmiştir.

        Râgıb el-İsfahânî, "necat" kavramını, insanın etrafını saran ve onu yok etmek üzere olan boğucu bir durumdan ilahi veya olağanüstü bir müdahaleyle sıyrılıp kurtulması olarak tanımlar. Musa'nın bu yakarışı, sıradan bir yardım talebi değil; peşindeki o ölümcül devlet aygıtının pençesinden kendisini "çekip alması" ve mutlak bir güvenliğe ulaştırması için ettiği varoluşsal bir feryattır.

        Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimeyi kıssanın sosyopolitik zemini üzerinden okur. Musa'nın istediği "necat" (kurtuluş), sadece uhrevi bir günah bağışlanması değil; doğrudan doğruya Firavun'un askerlerinden, o yargısız infazdan ve Mısır'ın o zalim coğrafyasından fiziken kurtulma, siyasi bir iltica ve hayatta kalma talebidir.

        el-Kavmi (الْقَوْمِ)

        İbn Fâris, "k-v-m" kökünün "ayağa kalkmak, dik durmak, bir işte sebat göstermek" gibi temel fiziksel ve eylemsel anlamlara sahip olduğunu belirtir. Önemli işlerde, savaşta veya bir kriz anında aynı gaye etrafında ayağa kalkan (kıyam eden) ve birbirine omuz veren topluluklara bu ismin verildiğini ifade eder.

        Râgıb el-İsfahânî, "kavm" kelimesinin, birbirine tabi olan, aynı liderin veya hedefin peşinden giden insan topluluğu olduğunu söyler. Ayette Musa'nın "kavm" kelimesini kullanması, peşindeki tehlikenin sadece birkaç kişiden ibaret olmadığını; arkasında Firavun'un, sarayın, ordunun ve tüm o kurumsal devlet aklının "tek bir vücut halinde ayağa kalktığı" devasa ve organize bir gücü kastettiğini gösterir.

        Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın anlambilimsel yapısında "kavm" kavramını, ideolojik ve siyasi bir bütünlük olarak değerlendirir. Burada "kavm", Mısır'ın aristokratik ve ırkçı sınıfını (Kıptileri), ezilenlere (İsrailoğullarına) karşı kendi egemenliklerini korumak için asabiyetle hareket eden o yekpare tahakküm gücünü temsil eder.

        ez-Zâlimîn (الظَّالِمِينَ)

        İbn Fâris, kelimenin türediği "z-l-m" kökünün temel anlamının "bir şeyi kendi yeri dışında bir yere koymak, noksanlaştırmak, hakkı gasp etmek ve adaletin sınırını aşmak" olduğunu söyler.

        Râgıb el-İsfahânî, zulüm kavramını "haddi aşmak, hak edilmeyen bir müdahalede bulunmak ve adaletin (adaletin tam zıddı olarak) dengesini bozmak" olarak tanımlar. Zalim ise, haksızlığı, cinayeti ve tahakkümü karakter ve sistem haline getirmiş kimsedir.

        Gabriel Said Reynolds, "zalim" kelimesini teo-politik bir düzlemde analiz eder. Musa, duasında Firavun'un kavmini sadece kendine düşman oldukları için değil; yeryüzünde ilahlık taslayarak zayıfları ezdikleri, bebekleri katlettikleri ve adaleti yok ettikleri için ontolojik bir itirazla "zalimler" olarak tanımlar.

        Prof. Dr. Mustafa Öztürk, Musa'nın bu kelimeyi seçmesindeki derin anlama dikkat çeker. Musa kendi hatasını (cinayeti) bir önceki gün "kendi nefsine zulmetmek" (zalemtu nefsî) olarak itiraf etmiş ve af dilemişti. Ancak Firavun sisteminin zulmü, anlık bir hata değil; kurumsal, bilinçli ve sistematik bir devlet terörüdür. Musa, Rabbinden kendisini bu "sistematik zulüm" şebekesinden, gücü elinde tutup adaleti katleden o tiranlıktan (ez-zâlimîn) kurtarmasını talep etmektedir.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X