Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Kamer Sûresi, 50. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Kamer Sûresi, 50. Ayet

    وَمَٓا اَمْرُنَٓا اِلَّا وَاحِدَةٌ كَلَمْحٍ بِالْبَصَرِ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Vemâ emrunâ illâ vâhidetun kelemhin bilbasar(i)

    Yorum

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      "Ve bizim buyruğumuz tektir, göz açıp kapayıncaya kadar olup biter.”

      Bizim buyruğumuz tektir. Yaratma hakkındaki buyruk iki mânaya gelir. Biri, iş ve fiildir, diğeri de başkasına sorumluluk emridir. Buna göre Bizim buyruğumuz tektir sözü, ancak fiil emri mânasına gelir. Allah, bunun kendisi için kolay olduğunu haber vermektedir. Yani bir şeyin olması ve varedilmesi O’nun için çok kolaydır, hiçbir şey O’nu aciz bırakamaz ve meşgul edemez. Buna göre Allah’ın emri ve yaratması, O’nun kendi işidir. Buradaki tektir sözü, her ne kadar hesap bahis konusu olduğunda bir sayısından başlanır ise de burada sayı itibariyle bir tanedir anlamına gelmez, ancak yaratmada tek ve yegâne olduğu anlamına gelir. Meselâ, falan zamanının biriciğidir denildiğinde, sayı itibariyle bir tane olduğu mânasına gelmez, çünkü onun gibileri pek çoktur, ancak onun yaptığı şeylerde emsali yoktur, yegânedir anlamına gelir. Buna göre bu âyette Allah Teâlâ’nm kendisini tek olmakla nitelemesi, ilâhlıkta ve rablıkta tek ve yegâne olduğu anlamına gelir. Emrini tek olarak nitelemesi de O’nun yaptığı işin başkalarının yaptıklarına benzemediği, yaptıklarının emsalsiz olduğu ve onları yapmanın kendisi için son derece kolay olduğu, onları yapmak için herhangi bir zamana, âlete ve başka şeylere ihtiyacı olmadığı anlamına gelir. Görmez misin ki, Allah Teâlâ göz açıp kapayıncaya kadar olup biter buyuruyor. Bu âyetle Allah, o işlerin kendisi için çok basit ve kolay olduğunu haber vermektedir, çünkü göz açıp kapamak kimseye ağır gelmez. Bu ilk yorumdur. İkincisi, Allah bu âyette hiçbir şeyin kendisini meşgul etmediğini haber vermektedir, çünkü insanların bazı işleri onları meşgul etmektedir.

      Müfessirler bu âyeti kıyâmetle ilgili görürler. Nitekim kıyametle ilgili âyette Allah meâlen şöyle buyurur: “Kıyamet bir göz kırpması kadar yahut daha da kısa olacaktır”. Bu yorumun isabetli olması da ihtimal dahilindedir. Buna göre Allah, âhiret işinin dünya işlerine göre takdir edilemeyeceğini; birbirini takip etmenin, arkaya doğru sıra olmanın ve bir halden başka bir hale dönüşmenin söz konusu olmadığını, âhiret işinin tek bir anda tamamlanacağını haber vermektedir.​

      Yorum

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Vemâ (وَمَا)

        Mustafa Öztürk, buradaki "mâ" edatının olumsuzluk (nefiy) işlevi gördüğünü ve cümleye "başka bir şey değil, sadece" anlamı katan bir sınırlama (hasr) düzeneğinin parçası olduğunu belirtir. Ayetin başındaki bu yapının, ilahi iradenin işleyiş biçimine dair oluşabilecek tüm alternatif ihtimalleri dışladığını ifade eder. Hidayet Aydar, "ve" bağlacıyla başlayan bu yapının, önceki ayetlerde anlatılan yaratılış ve takdir gerçeğini, uygulama safhasındaki hıza bağlayan semantik bir köprü kurduğunu söyler.

        Emrunâ (أَمْرُنَا)

        İbn Fâris, e-m-r kökünün temel anlamının "bir şeyin büyümesi, çoğalması" ve aynı zamanda "birine bir işi yapmasını söylemek" (komut) olduğunu belirtir. Kelimenin aslen bir otoritenin iradesini dışa vurması anlamına geldiğini ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, "emr" kelimesinin burada hem "şay'n" (durum, iş) hem de "emir" (ilahî hitap) anlamlarını bünyesinde topladığını söyler. Allah'ın yaratma ve helak etme konusundaki tek bir "ol" (kün) komutunun, hiçbir aracıya ve zamana ihtiyaç duymayan mutlak etkisini nitelediğini vurgular. Mustafa Öztürk, kelimenin sonundaki "nâ" (bizim) zamirinin, bu buyruğun doğrudan ilahi azametten sadır olduğunu ve evrensel yasaların bu otoriteye sarsılmaz bir bağlılıkla boyun eğdiğini ifade eder. Sadık Kılıç, emr kökünün ontolojik bir "başlatma" gücü içerdiğini, ilahi planın eylem safhasına geçişinin bu kelimeyle tasvir edildiğini savunur. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın semantik dünyasında "emr" kavramının, Tanrı ile alem arasındaki dikey iletişim hattının en dinamik birimi olduğunu, burada ise o hattın hızını ve kesinliğini temsil ettiğini belirtir.

        İlla (إِلَّا)

        Mustafa Öztürk, bu edatın "istisna" görevi görerek, ilahi emrin niteliğini "teklik" ve "hız" kavramlarına hapsettiğini, yani bunun dışında bir gerçekleşme biçiminin mümkün olmadığını vurguladığını ifade eder. Hidayet Aydar, "illâ"nın burada bir "hasr" (daraltma) ifade ederek, muhatabın zihnindeki "zaman" ve "süreç" algısını yıktığını, yerine ilahi aniliğin geçtiğini etimolojik olarak belirtir.

        Vâhidatun (وَاحِدَةٌ)

        İbn Fâris, v-h-d kökünün "teklik, bölünmezlik ve eşsizlik" anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "vâhide" kelimesinin burada ilahi emrin "tek bir seferde" gerçekleşmesini ifade ettiğini söyler. Bu teklik vurgusunun, eylemin tekrara, yardıma veya sürekliliğe ihtiyaç duymayan "mükemmel bir biriciklik" içinde tamamlandığını nitelediğini vurgular. Mustafa Öztürk, kelimenin müennes (dişil) formda gelmesinin, "kelime" veya "sayha" gibi bir eylemi nitelediğini, ilahi müdahalenin bölünemez bir bütün olduğunu ifade eder. Sadık Kılıç, vâhid kökünün etimolojik olarak "zamanın ve mekânın parçalayamadığı mutlak bir an"ı simgelediğini, yaratılışın veya helakin bu "tek"lik içinde gizli olduğunu savunur.

        Kelemhin (كَلَمْحٍ)

        İbn Fâris, l-m-h kökünün "bir şeye hızlıca bakmak, bir şeyin parlaması ve ışığın hızla çakması" anlamına geldiğini belirtir. Kelimenin aslen bir görüntünün göze aniden girip çıkmasıyla ilgili olduğunu ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, "lemh" eyleminin gözün ışığı kapması veya bir şimşeğin çakması gibi, algılanabilecek en küçük zaman dilimini nitelediğini söyler. Ayetteki "ke" (gibi) edatıyla birleşerek, ilahi emrin gerçekleşme hızını insan idrakindeki en hızlı fiziksel olayla örneklendirdiğini vurgular. Mustafa Öztürk, kelimenin "göz kırpması veya ışık parlaması" anlamlarını taşıdığını, ilahi irade ile eylemin sonucu arasında hiçbir zamansal boşluk olmadığını betimleyen sarsıcı bir metafor olduğunu ifade eder. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), lemh kökünün "parlama" niteliğinin, ilahi emrin aniden belirip her şeyi kuşatmasını simgeleyen estetik ve semantik bir güç taşıdığını belirtir. Sadık Kılıç, bu kelimenin zamanın fiziksel sınırlarının ötesindeki "ilahî an"ı beşerî dile tercüme eden bir etimolojik köprü olduğunu savunur.

        Bilbesari (بِالْبَصَرِ)

        İbn Fâris, b-s-r kökünün "görmek, kavramak ve bir şeyi tüm açıklığıyla fark etmek" anlamına geldiğini belirtir. Hem görme organı olan gözü hem de görme eylemini ifade ettiğini söyler. Râgıb el-İsfahânî, "basar" kelimesinin burada özellikle "görme yetisi ve hızı" bağlamında kullanıldığını, zira insan algısında en hızlı gerçekleşen duyunun görme olduğunu ifade eder. "Lemhu'l-basar" tamlamasının, bir görüntünün göze ulaşma anı gibi ölçülemez bir sürati nitelediğini vurgular. Mustafa Öztürk, kelimenin başında yer alan "bi" harfinin, eylemin (lemh) bu vasıtayla gerçekleştiğini, yani görme hızıyla özdeşleşen bir aniliği perçinlediğini belirtir. Toshihiko Izutsu, basar kavramının Kur'an terminolojisinde sadece fiziksel görüşü değil, bir gerçeğin aniden "ayan-beyan" ortaya çıkmasını da temsil ettiğini, ilahi emrin de aynı bu açıklık ve hızla vuku bulacağını savunduğunu ifade eder. Hidayet Aydar, kelimenin kökenindeki "fark etme" vurgusunun, azabın veya yaratılışın insana hiçbir hazırlık mühleti tanımadan, sadece bir bakışlık süre içinde gerçekleşeceğini etimolojik olarak kanıtladığını söyler.

        Yorum

        İşleniyor...
        X