وَلَقَدْ صَبَّحَهُمْ بُكْرَةً عَذَابٌ مُسْتَقِرٌّۚ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Kamer Sûresi, 38. Ayet
Daralt
X
-
"Ve nihayet bir sabah erkenden kalıcı bir azap onları yakalayıverdi.”
Yani onları, sabah erken vakitte o kalıcı azap yakalayıverdi. Kalıcı azap, onlara gelen ve hemen gitmeyip kalmaya devam eden ve neticede hepsini helak eden azaptır. Gözlerin kör edilmesi olayı ise daha önce tamamlanmıştı.
Yorum
-
Sabbahahum (صَبَّحَهُمْ)
İbn Fâris, s-b-h kökünün temel anlamının aydınlık, sabah vakti ve bir şeyin sabahleyin ortaya çıkması olduğunu belirtir. Bu kökün aynı zamanda bir yere sabah vaktinde varmak veya bir işi sabah vaktinde yapmak anlamına geldiğini ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, "sabah" eyleminin sadece zaman bildirmekle kalmayıp, bu ayette azabın ansızın ve insanlar en gaflet içindeyken onları yakalamasını nitelediğini söyler. Ayetteki kullanımın, gecenin karanlığında sürdürülen sapkınlığın ardından gelen ilk ışıklarla birlikte ilahi cezanın bir baskın gibi üzerlerine çökmesini ifade ettiğini vurgular. Mustafa Öztürk, kelimenin burada "sabahleyin bastırmak" anlamına geldiğini, Lût kavminin ahlaksız ısrarlarının hemen ardından gelen sabahın, onlar için geri dönülemez bir yıkım vaktine dönüştüğünü belirtir. Sadık Kılıç, s-b-h kökünün aydınlanma anlamıyla tezat oluşturacak şekilde, bu ayette azabın bir "sabah baskını" gibi her şeyi açığa çıkaran ve gizli saklı bir şey bırakmayan dehşetli bir tecelli olduğunu savunur. Hidayet Aydar, fiilin mazi kalıbında gelmesinin, uyarısı yapılan o sabahın artık bir gerçekliğe dönüştüğünü ve ilahi tehdidin vuku bulduğunu etimolojik olarak perçinlediğini ifade eder.
Bukraten (بُكْرَةً)
İbn Fâris, b-k-r kökünün bir şeyin evveli, başlangıcı ve günün ilk saatleri anlamına geldiğini ifade eder. "Bikir" (ilk çocuk) kelimesiyle olan anlamsal bağına dikkat çekerek, bu vaktin günün en taze ve ilk dilimi olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "bukra" kelimesinin tan yerinin ağarmasından güneşin doğuşuna kadar olan süreyi nitelediğini söyler. Ayette bu kelimenin zikredilmesinin, azabın günün henüz başında, hiçbir kaçış imkanı bırakmadan geldiğini vurguladığını ifade eder. Arthur Jeffery, kelimenin Sami dil ailesinde (İbranice "boker", Aramice "bakrâ") gün doğumu ve sabah anlamıyla yaygın olduğunu, Kur'an'da ise bir eylemin kesin vaktini tayin eden bir zaman zarfı olarak yerleştiğini belirtir. Mustafa Öztürk, kelimenin "erken saatlerde" anlamı taşıdığını ve Lût kavminin bitmek bilmeyen o karanlık gecesinin ardından gelen sabahın, onlar için aydınlık değil tam bir felakete kapı açtığını ifade eder. Toshihiko Izutsu, bukra kavramının Kur'an'ın zaman semantiğinde bir dönüm noktasını temsil ettiğini, bu ayette ise "mühletin bittiği an" olarak teknik bir ağırlık kazandığını savunur.
Azâbun (عَذَابٌ)
İbn Fâris, a-z-b kökünün iki temel anlam ekseni olduğunu; birincisinin engellemek ve alıkoymak, ikincisinin ise tatlılık olduğunu belirtir. Cezaya azab denilmesinin sebebinin, suçluyu lezzetli ve huzurlu hayattan koparıp engellemesi olduğunu ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, azabın bir kimseye acı veren ve onda derin izler bırakan sarsıcı bir ceza olduğunu söyler. Bu ayetteki azabın, Lût kavminin doğasına ve ahlakına aykırı fiillerine karşı ilahi bir bariyer olarak geldiğini vurgular. Mustafa Öztürk, kelimenin burada taş yağdıran o dehşetli kasırgayı ve yerin altının üstüne getirilmesini kapsayan bütünsel bir ceza olduğunu belirtir. Toshihiko Izutsu, azabın Kur'an semantiğinde ilahi gazabın somutlaşmış hali olduğunu ve bu ayette toplumsal çürümenin kaçınılmaz ontolojik bedeli olarak sunulduğunu savunur. Sadık Kılıç, azabın kökenindeki "engelleme" vurgusunun, ilahi yasayı hiçe sayanların varoluşsal olarak nasıl bir tıkanıklığa sürüklendiğini simgelediğini ifade eder.
Mustekirrun (مُسْتَقِرٌّ)
İbn Fâris, k-r-r kökünün temel anlamının soğumak, kararlaştırmak, bir yerde sabit kalmak ve yerleşmek olduğunu belirtir. "Karar" kelimesinin bir şeyun son bulup durulması anlamına geldiğini ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, "müstekır" kelimesinin "istif'âl" kalıbından gelerek bir şeyin kendi yerini bulması, orada kalıcı hale gelmesi ve artık sarsılmaması anlamına geldiğini söyler. Ayetteki azabın bu sıfatla nitelemelesinin, o cezanın geçici olmadığını, hedefini tam bulduğunu ve etkisinin kalıcı olduğunu vurguladığını belirtir. Mustafa Öztürk, kelimenin "kesintisiz, yerleşik, kaçınılmaz ve son ana kadar süren" anlamlarına geldiğini ifade eder. Azabın bir anlık bir sarsıntıdan ibaret kalmayıp, kavmin kökünü kazıyana kadar üzerlerinde "karar kıldığını" belirtir. Sadık Kılıç, k-r-r kökünün varoluşsal bir sükun ve sabitlik içerdiğini; bu ayette ise azabın artık geri dönülemez bir yasa haline gelerek suçluların üzerine mühürlendiğini savunur. Hidayet Aydar, kelimenin kökenindeki "soğuma" (kurre) anlamıyla bağ kurarak, bir zamanlar hırslarıyla yanan kavmin, bu müstekır azapla sonsuza dek dondurulduğunu ve etkisiz kılındığını etimolojik olarak ifade eder.
Yorum
Yorum