Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Kalem Sûresi, 49. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Kalem Sûresi, 49. Ayet

    لَوْلَٓا اَنْ تَدَارَكَهُ نِعْمَةٌ مِنْ رَبِّه۪ لَنُبِذَ بِالْعَرَٓاءِ وَهُوَ مَذْمُومٌ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Levlâ en tedârakehu ni’metun min rabbihi lenubiże bil’arâ-i ve huve meżmûm(un)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      "Rabb'inin lütfu imdadına yetişmeseydi o mutlaka kınanmayı hak etmiş olarak ıssız bir sahaya atılacaktı."

      Rabb'inin lütfu imdadına yetişmeseydi o mutlaka kınanmayı hak etmiş olarak “Rabb'inin nimeti, onu tövbeye, kendine dönmeye muvaffak kılması ve tövbesini kabul etmesidir. Halbuki tövbesini kabul etmeyebilirdi. Çünkü o, söz konusu darlığı yaşayıp şiddete mâruz kaldığında ve Allah Teâlânın cezası kendisini çepeçevre kuşattıktan sonra tövbe etmişti. Halbuki azap ve sıkıntı geldikten sonra tövbeyi kabul etmemek O'nun hikmetlerindendir. Cenâb- Hakk'ın şu beyanını görmez misin? “Dehşetli cezamızı gördüklerinde; 'Allah'ın birliğine inandık. O'na ortak koştuğumuz şeyleri de şimdi reddetmekteyiz' derler. Ama azabımızı gördüklerinde artık inanmaları kendilerine fayda vermeyecektir”. Cenâb-ı Hak onun tövbesini kabul etmesinde Allah'ın büyük bir nimeti vardır. Issız bir sahaya atılacaktı. “Issız bir saha” ıssız mekân demektir. Şayet Allah onun tövbesini kabul etmeseydi, yeniden dirilme gününe kadar balığın karnında kalırdı. Ve kınanmış olarak ıssız bir sahaya atılırdı. Ancak Cenâb- Hak tövbesini kabul ederek ona lütufta bulunmuştur. “Sağlığı bozulmuş olarak onu ıssız bir kıyıya bırakılmasını sağladık” meâlindeki beyanda belirtildiği üzere tövbesini kabul etmek suretiyle kendisine lütufta bulunmuştur. “Mutlaka kınanmayı hak etmiş olarak ıssız bir sahaya atılacaktı” meâlindeki beyan, “atılmakla cezalandırılmış olsaydı” anlamındadır. Ancak tövbesi kabul edildikten sonra ıssız bir sahaya atıldığı için kınanmamıştır.

      Azîz ve Celîl olan Allah'ın Rabb'inin lütfu imdadına yetişmeseydi beyanının Arapça aslında geçen “nimet” üç yöndendi: Biri zelleyi hatırlatmaktı. Bu balığın yutması ile oldu. Çünkü kavminden ayrılmasının zelle olmadığını düşünüyordu. Çünkü kavmi dinde kendisine düşmandı. Onların ellerinden kurtulmak, dinini şerlerinden korumak ve ağızlarından Cenâb-ı Hakk'a dair kötü bir söz duymamak için ayrılmıştı.

      İkincisi, onları terketmesi, kendilerini korkutmak ve tehdit etmek için olabilir. Zira Allah onlara azabı indirmeyi dilemedikçe peygamberleri kavimlerini terketmiyordu. Bu, içinde bulundukları durumu terketmeye ve onları Cenâb- Hak'tan korkmaya davet eden vasıtalardan biridir.

      Üçüncüsü ise başkalarını bir tehdit ile korkutan kimsenin, onları hidâyete davet etmesi isabetli ve övgüye değerdir. Çünkü onlardan ayrılması, kendilerini İslâm'a davet eden unsurdur. Onlar da müslüman oldular. Tıpkı şu ilâhî beyanda belirtildiği gibi: “Bu defa onlar iman ettiler, biz de kendilerini belirli bir vakte kadar nimetlerimizle yaşattık”. Saydığımız şekillerden biri yüzünden kavmini terkedenin bu ayrılışı zelle sayılmaz. Aksine bu, onun en faziletli hasletlerinden biri sayılır. Ancak buna rağmen Hz. Yûnus (a.s.) kınanmıştır. Çünkü eziyetleri şiddetlense bile peygamberler, Allah'tan izin gelmedikçe kendi kendilerine kavimlerini terkedemezler. Onun bu ayrılması ise izinsiz idi. En doğrusunu Allah bilir.

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Tedârakehu (تَدَارَكَهُ)

        İbn Fâris bu kelimenin kökeni olan d-r-k kökünün temel etimolojik anlamının, bir şeye ulaşmak, ona yetişmek ve onu tam olarak kavrayıp kuşatmak olduğunu belirtir. Bir şeyin en alt noktasına veya sonuna erişmeyi de bu kökle açıklar. Râgıb el-İsfahânî "tedâruk" eyleminin, elden gitmek üzere olan bir şeyi yakalayıp telafi etmek veya birine tam vaktinde yetişerek onu bir tehlikeden kurtarmak anlamına geldiğini, ayette ilahi rahmetin Hz. Yunus’a tam o kritik anda yetişmesini nitelediğini belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk bu fiilin, beşerî çabanın tükendiği noktada devreye giren ilahi bir müdahale ve yakalama olduğunu, kulun tam uçurumun kenarındayken rahmetle çekilip alınmasını temsil ettiğini ifade eder.

        Ni'metun (نِعْمَةٌ)

        İbn Fâris kelimenin dayandığı n-a-m kökünün temel etimolojik manasının yumuşaklık, rahatlık, incelik ve bolluk olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî nimetin, insana fayda sağlayan her türlü hayırlı hal ve ihsan olduğunu, ayette ise Hz. Yunus’a bahşedilen o özel tevbe imkanını ve balığın karnından selametle çıkarılma lütfunu ifade ettiğini açıklar. Arthur Jeffery kelimenin Sami dilleri havzasındaki gelişimine değinerek, "iyilik" ve "lütuf" manasında kadim bir köke sahip olduğunu belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk buradaki nimetin sadece fiziksel bir kurtuluş değil, aynı zamanda manevi bir arınma ve peygamberlik görevinde yeniden seçilme kapısının açılması olduğunu vurgular.

        Nubize (لَنُبِذَ)

        İbn Fâris bu fiilin kökeni olan n-b-z kökünün temel etimolojik anlamının, bir şeyi bir kenara fırlatmak, atmak ve önemsememek olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî "nebz" eyleminin genellikle değersiz görülen veya istenmeyen bir nesnenin rastgele bir yere fırlatılmasını nitelediğini, ayetteki edilgen formun ise eğer ilahi rahmet yetişmeseydi Hz. Yunus'un sahipsiz ve dışlanmış bir halde o ıssızlığa fırlatılacağı trajik sonu simgelediğini açıklar. Prof. Dr. Mustafa Öztürk bu kelimenin, bir peygamber için söz konusu olabilecek en ağır fiziksel ve manevi terk edilmişliği, bir başına bırakılmışlık halini betimlediğini ifade eder.

        El-Arâi (بِالْعَرَاءِ)

        İbn Fâris kelimenin türediği a-r-y kökünün temel etimolojik anlamının çıplaklık, boşluk, örtüsüzlük ve bir şeyden soyunmak olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî "arâ" kavramının, üzerinde ne bir bina ne de bir bitki örtüsü bulunan, insanı dış etkenlerden koruyacak hiçbir sığınağın olmadığı ıssız ve çıplak arazi anlamına geldiğini açıklar. Prof. Dr. Mustafa Öztürk bu kelimenin bağlamsal olarak, balığın karnından çıkan bitkin bir insanın korumasızca bırakılacağı o ıssız sahil şeridini ve varoluşsal kimsesizliği nitelediğini belirtir. Prof. Dr. Hidayet Aydar bu ifadenin, hiçbir örtünün bulunmadığı mutlak bir açıklık ve korunmasızlık halini simgelediğini ifade eder.

        Mezmûm (مَذْمُومٌ)

        İbn Fâris kelimenin dayandığı z-m-m kökünün temel etimolojik manasının kınamak, yermek ve birinin kusurunu dile getirmek olduğunu belirtir; "medh" (övme) kelimesinin zıddıdır. Râgıb el-İsfahânî mezmûm vasfının, yaptığı bir hatadan veya eksiklikten dolayı insanlar veya Allah katında ayıplanan, hor görülen ve itibarsızlaşan kişiyi nitelediğini açıklar. Toshihiko Izutsu kelimenin semantik yapısını incelerken, Kur'an'ın bu sıfatı ahlaki bir düşüşü ve hem toplumsal hem ilahi bir dışlanmışlığı ifade etmek için kullandığını vurgular. Prof. Dr. Mustafa Öztürk bu kelimenin, eğer ilahi lütuf yetişmeseydi Hz. Yunus'un sadece fiziksel olarak değil, aynı zamanda manevi olarak da "kınanmış ve gözden düşmüş" bir halde terk edileceğini gösteren sarsıcı bir uyarı olduğunu ifade eder.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X