مَنَّاعٍ لِلْخَيْرِ مُعْتَدٍ اَث۪يمٍۙ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Kalem Sûresi, 12. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: kalem suresi 12. ayet, kaba, günahkar, soysuz, kalem 12, saldırgan, kalem suresi, iyiliği engelleyen
-
10-12. "Olur olmaz yemin eden, aşağılık, daima kusur arayıp iğneleyen, durmadan lâf götürüp getiren, iyiliği hep engelleyen, saldırgan, günahkâr kimselere sakın boyun eğme."
Olur olmaz yemin eden, aşağılık kimselere sakın boyun eğme. Bu âyetlerin Mekke toplumunda itibarlı belirli bir şahsa işaret ettiği ve o kişinin de Velîd b. Muğîre el-Mahzûmî olduğu söylenmiştir. Ancak belli bir şahsa işaret edildiğinde Arapçada “herkes” anlamına gelen (كُلّ) lafzı kullanılıp da Alabildiğine yemin eden, aşağılık kimselere sakın boyun eğme denilmez; “alabildiğine yemin eden ve aşağılık olan” ifadesi tek kişiden başkası değildir. Bu sebeple âyetin mânası, “Bu adama ve bu vasıfların bulunduğu hiç kimseye sakın boyun eğme!” şeklindedir.
Öte yandan kişinin Olur olmaz yemin eden, aşağılık, daima kusur arayıp iğneleyen, durmadan lâf götürüp getiren, iyiliği hep engelleyen, saldırgan, günahkâr şeklinde anılması, yaşanan âlemde yerme ve sövme kabilinden bir ifadedir. Çünkü kişinin işlediği hayasızlık ve kötülüklerle anılması onu yermek ve sövmek demektir. Allah ve resûlü ise bir insana sövmeyecek kadar yücedir. Netice olarak âyet, Velid b. Muğîre'nin hayâsızlıklarını ortaya koymak için değil, onun benzerlerine tâbi olmayı engellemek ve bunu yapanı azarlamak içindir. Velid b. Muğîre, kâfirlerin elebaşılarından ve dünyalık imkânları geniş olanlarından birisiydi. Dolayısıyla insanlar, Velid'in Allah yolundan alıkoyma konusunda yaptığı davette kendisine tâbi oluyor ve boyun eğiyorlardı. Allah Teâlâ insanları böylelerine uymaktan uzak kılmak için bu hususları zikretmiş ve açıklamıştır. Çünkü bu özelliklere sahip olan bir kimseye aklı başında olan hiçbir kimsenin nefsi tâbi olmaz ve fıtratı da böylesine itaat etmenin yükünü çekmez. Böylece insanları Allah yolundan alıkoyamaz. Onun zikredilen ayıplarla tanıtılması, insanları ona itaat etmekten alıkoyar. Netice olarak söz konusu hususlar, yerme ve sövmeden herhangi bir fayda sağlamak için değil, bu yönün ortaya konulması için zikredilmiştir. Benzer şekilde Ebû Leheb'in de helâk, hüsran ve yaptığı hayâsızlıklarla anılması, insanları ona tâbi olmaktan sakındırmak amacına yönelikti. Ayrıca bu âyette Tebbet sûresinde -inşallah- açıklayacağımız üzere Hz. Muhammed'in (a.s.) nübüvvetine delil vardır. Ayet metninde geçen “mehîn (مَهِينٍ) kelimesi, “zâf” anlamına gelen “mehânet” (الْمَهَانَة), “mihne” (الْمِهْنَة) ve “vehn” (الْوَهْن) kökünden türemiştir. Daima kusur arayıp iğneleyen, durmadan lâf götürüp getiren, iyiliği hep engelleyen, saldırgan, günahkâr kimseler. “Daima kusur arayıp iğneleyen, durmadan lâf götürüp getiren, sürekli olarak iyiliği engelleyen, saldırgan ve günahkâr” oldukları için aşağılık olmayı hak etmiş olabilirler. Bunların tamamı mehîn kelimesinin tefsiri olur. Şayet böyle ise mehîn burada “mehânet kökünden türemiş olur. Şunu da belirtmek gerekir ki Resûlullahın (a.s.) bu vasıflara sahip olan birisine itaat etmesi ve kalbinin ona meyletmesinden endişe edilmesi mümkün değildir. Her ne kadar burada ona işaret edilse de yasaklık başka bir amaç içindir. Olur olmaz yemin eden, aşağılık beyanının, sözün tamamı olması mümkündür. Bu durumda daima kusur arayıp iğneleyen, durmadan lâf götürüp getiren cümlesi yeni bir ifadenin başlangıcı olur. Cenâb-ı Hak sanki şöyle buyurmaktadır: Alabildiğine yemin eden, aşağılık, daima kusur arayıp iğneleyen, durmadan lâf götürüp getiren, her saldırgan, günahkar, huysuz ve sert kimseye itaat etme “Hemz (الْهَمْز) kelimesinin açıklaması -Allah'ın izniyle- Hümeze sûresinin tefsirinde yapılacaktır. “Durmadan lâf götürüp getiren” kardeşleri birbirinden ayırmaya çalışan ve aralarını bozan kimsedir. “İyiliği hep engelleyen” için bazıları şöyle demiştir: O dışarıdan yanına gelen insanları Resûlullah'a tâbi olmaktan alıkoyarak “O, sapık ve saptırıcıdır” diyen kişidir. Bu sebeple onun için “İyiliği hep engelleyen” ifadesi kullanılmıştır. Bazıları, oğlunun Resûlullah'ın (a.s.) meclisine gidip gelmesini engelliyordu demişlerdir. Onun iyiliği engellemesi, malı üzerinde vacip olan hakları eda etmekten kaçınması anlamına da gelebilir. “Muted” (مُعْتَدٍ) Allah'ın koyduğu sınırları çiğneyen ya da kendi nefsine zulmeden kimse, “esim” (أَثِيمٍ) ise kendisini günaha sokan fiilleri işleyen demektir.
Yorumu Yorumla
-
Mennâ' (مَنَّاعٍ)
İbn Fâris bu kelimenin türediği m-n-a kökünün temel etimolojik anlamının bir şeyi alıkoymak, engellemek, yasaklamak ve korumak olduğunu, bu ayette geçen mübalağa (abartı) formundaki kelimenin ise engelleme işini sürekli ve şiddetli bir biçimde yapan, iyiliğin önüne aşılmaz setler çeken kişiyi ifade ettiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî kökün hakları alıkoyma ve cimrilik yapma işlevine dikkat çekerek, bağlam içinde bu kelimenin hem maddi yardımları esirgeyen aşırı cimri bir tutumu hem de insanların doğru yola girmesini aktif olarak engelleyen baskıcı bir zihniyeti nitelediğini açıklar. Prof. Dr. Mustafa Öztürk kelimenin ayetteki işlevini değerlendirirken, Mekkeli muhalif liderlerin sadece kendileri hakikati reddetmekle kalmayıp, sahip oldukları sosyo-ekonomik gücü kullanarak diğer insanların da İslam'la buluşmasına mani olduklarını, bu mübalağalı sıfatın onların sistematik engelleme politikasını ifşa ettiğini aktarır.
Hayr (لِلْخَيْرِ)
İbn Fâris bu kelimenin dayandığı h-y-r kökünün temel etimolojik manasının seçilmeye layık olan, fayda sağlayan, üstün ve iyi olan şeyleri kapsadığını, ayrıca servet ve mal anlamında da kullanıldığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî kelimenin geniş semantik yelpazesine işaret ederek, ayetteki bağlamında hem muhtaçlara harcanması gereken maddi serveti hem de mutlak ve en büyük iyilik olan ilahi vahyi (İslam'ı) sembolize ettiğini, dolayısıyla müşriklerin her iki boyutta da iyiliğe savaş açtığını vurgular. Toshihiko Izutsu Kur'an'ın anlamsal dünyasında bu kelimenin cahiliye dönemi maddi servet anlayışını dönüştürerek ahlaki ve dini bir erdemlilik boyutuna taşıdığını, hayra engel olan ifadesinin doğrudan peygamberin getirdiği yeni ahlaki nizamı boğmaya çalışan bir zihniyeti resmettiğini ifade eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç bu kavramın ontolojik bir iyiliği temsil ettiğini, hakikatin ve adaletin yayılmasının önünü kesen müşriklerin bizzat varoluşsal bir kötülük ürettiklerini kaydeder.
Mu'ted (مُعْتَدٍ)
İbn Fâris bu kelimenin kökeni olan a-d-v kökünün temel etimolojik anlamının bir sınırı aşmak, öteye geçmek, haksızlık etmek ve düşmanlık beslemek olduğunu açıklar. Râgıb el-İsfahânî eylemin adalet ve itidal sınırlarından çıkarak taşkınlık yapmayı anlattığını, ayetteki kullanımıyla hem Allah'ın koyduğu manevi hudutları çiğneyen hem de insanlara karşı fiili zorbalık ve haksızlık yapan saldırgan bir karakteri nitelediğini belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk bu sıfatın bağlam açısından, İslam'ın yayılışını durdurmak için sadece pasif bir engelleme ile yetinmeyen, aynı zamanda müminlere yönelik fiziksel ve psikolojik şiddet uygulayarak hukuki ve ahlaki tüm sınırları pervasızca ihlal eden Mekke aristokrasisinin zorba tabiatını tasvir ettiğini aktarır.
Esîm (أَثِيمٍ)
İbn Fâris bu kelimenin türediği e-s-m kökünün temel etimolojik manasının yavaşlık, gecikme ve kişiyi hayırlı işler yapmaktan alıkoyan ağır bir yük olduğunu belirterek, kelimenin zamanla insanı erdemden uzaklaştıran günah ve suç anlamını kazandığını açıklar. Râgıb el-İsfahânî kökün insanı sevaptan alıkoyan davranışları ifade ettiğini, ayetteki kelimenin ise mübalağa kalıbında gelerek günaha iyice batmış, kötülüğü içselleştirerek bir yaşam tarzı haline getirmiş son derece günahkâr kişileri tanımladığını vurgular. Toshihiko Izutsu Kur'an'ın etik sözlüğünde günah kavramının salt şekilsel bir kural ihlali olmadığını, bilakis Allah'a karşı bilinçli ve ağır bir isyan durumunu yansıttığını, bu ayette sınır aşan sıfatıyla yan yana gelerek dışa dönük saldırganlığın içsel bir ruhsal çürümüşlük ve kronik günahkârlıkla tamamlandığını ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk de bu sıfatın, muhaliflerin eylemlerindeki kötülüğün anlık bir sapma değil, ruhlarına işlemiş derin bir karakter yozlaşması olduğunu tescillediğini, dolayısıyla onlarla uzlaşmanın asla mümkün olamayacağı yönündeki ilahi mesajı pekiştirdiğini kaydeder.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla