Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Kâria Sûresi, 10. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Kâria Sûresi, 10. Ayet

    وَمَٓا اَدْرٰيكَ مَا هِيَهْۜ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Vemâ edrâke mâ hiyeh

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      8. "Amelleri hafif olana gelince,"

      9. "Onu kucaklayacak olan hâviyedir."

      10. "O nedir, bilir misin?"


      Onu kucaklayacak olan hâviyedir. Onun anası hâviyedir. Kimi dedi ki: Allah Teâlâ kâfir hakkında cehenneme “ümm”, yani anne ismini verdi, çünkü kâfir cehenneme düşecektir. Kimi de dedi ki: “Ümmühû” (أُمُّهُ) kelimesinden maksat beynidir, çünkü tepesi üstü cehenneme atılır. Allah Teâlâ’nın “hâviye” demesi, kâfiri dibi yokmuş gibi sürekli olarak cehennemin aşağısına düşürmesinden ötürüdür.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Edrâke (أَدْرَاكَ)

        Kök harfleri d-r-y olan bu kelime hakkında İbn Fâris, d-r-y kökünün temel manasının bir şeyi bir tür çaba, hile veya özel bir yöntemle öğrenmek, bir bilginin peşine düşüp ona ulaşmak olduğunu belirtir. Bu bağlamda fiil, sadece basit bir bilmeyi değil, derinlemesine ve ulaşılması zor bir hakikate vakıf olmayı içerir. Râgıb el-İsfahânî, "dirâyet" kavramının duyular, işaretler ve karineler yardımıyla bir şeyi idrak etmek olduğunu, ayetteki if'âl kalıbının (edrâ) ise "Sana ne bildirdi, ne idrak ettirdi?" manasına gelerek, söz konusu hakikatin insanın doğal kavrayış kapasitesinin çok ötesinde olduğunu vurguladığını ifade eder. Kur'an'ın semantik yapısını inceleyen Toshihiko Izutsu, "mâ edrâke" kalıbının Kur'an'da eskatolojik gerçeklerin dehşetini ve insan aklıyla kuşatılamaz oluşunu ifade etmek için kullanılan teknik bir "bilgisizlik sorusu" olduğunu, bu kullanımın muhatabın zihnindeki tüm dünyevi bilgi kategorilerini yıkarak onu mutlak bir hayrete sevk ettiğini açıklar. Angelika Neuwirth, bu kelimenin erken Mekki surelerdeki işlevinin, tasvir edilen olayın ontolojik ağırlığını hissettirmek ve muhatabı bir sonraki çarpıcı tanıma hazırlamak olduğunu, d-r-y kökünün bu formda kullanılmasının muhatabı "insan idrakinin sınırına" getirdiğini savunur. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, edrâke fiilinin buradaki kullanımının retorik bir "tehvil" (korkutma ve büyütme) amacı taşıdığını, kelimenin kökündeki "çabayla öğrenme" vurgusunun, ne kadar zihinsel çaba sarf edilirse edilsin o günün mahiyetinin vahyî bir bildirim olmadan tam olarak kavranamayacağı gerçeğine işaret ettiğini belirtir. Prof. Dr. Hidayet Aydar, kelimenin Arap dilindeki kök anlamlarından hareketle, burada bilginin ancak ilahi bir bilgilendirme ile mümkün olabileceğine dikkat çekildiğini, insanın kendi tecrübî imkanlarıyla bu sarsıcı gerçeği "dirayet" edemeyeceğinin altının çizildiğini ifade eder.

        Hiyeh (هِيَهْ)

        Bu kelime, üçüncü şahıs müennes (dişil) zamiri olan "hiye" (o) ile sonunda duruşu kolaylaştıran ve vurguyu artıran "ha-i sekt" (sekt h'si) harfinin birleşmesinden oluşur. Celaleddin el-Suyuti, kelimenin sonundaki "h" harfinin Arap dilinde duraklarda sesi korumak ve kafiye bütünlüğünü (seci) sağlamak için eklendiğini, ancak bu ekin aynı zamanda sorunun yarattığı boşluğu ve belirsizliği derinleştiren bir ses efekti yarattığını belirtir. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin buradaki kullanımının bir önceki ayette geçen "Haviye"ye (uçurum/ateş) yönelik olduğunu, zamir kullanılmasının ise ismin açıktan söylenmesinden daha korkutucu bir belirsizlik atmosferi sunduğunu ifade eder. Ona göre sonundaki "h" sesi, bir iç çekiş veya dehşet anındaki soluk alış gibi fonetik bir işlev görerek surenin ritmik sarsıcılığını tamamlar. Angelika Neuwirth, kelimenin bu formda tercih edilmesinin erken Mekki surelerin karakteristik üslup özelliği olan kısa ve vurucu cümle yapısına uygun olduğunu, son sesin (h) surenin genelindeki "kâria", "haviye" gibi kelimelerle ses uyumu sağlayarak akustik bir şok etkisi oluşturduğunu savunur. Prof. Dr. Sadık Kılıç, "hiye" zamirinin buradaki işlevinin, zihni tamamen bir önceki ayette tasvir edilen o derin uçuruma odaklamak olduğunu ve bu soru formunun "O nedir?" diyerek muhatabın hayal gücünü en üst sınırına kadar zorladığını dile getirir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, zamirin bu şekilde "ha-i sekt" ile kullanılmasının, Arap belağatında o şeyin mahiyetinin bilinmezliğini ve dehşetinin büyüklüğünü (azim) vurgulayan bir işaret olduğunu ifade eder.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X