Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Kâria Sûresi, 4. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Kâria Sûresi, 4. Ayet

    يَوْمَ يَكُونُ النَّاسُ كَالْفَرَاشِ الْمَبْثُوثِۙ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Yevme yekûnu-nnâsu kelferâşi-lmebśûś(i)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      "O gün insanlar sağa sola dağılmış kelebekler gibi olur!"

      Âyetin yorumu hakkında farklı yaklaşımlar vardır. Fakat bunların hepsi sonuçta aynı noktada birleşmektedir. Kimi şöyle dedi: Uçmak istediğinde etrafa yayılan çekirgeler gibi. Kimi de dalga dalga birbirine girmiş çekirge sürüsü gibi. Kimi de kendisini ateşe atan ve yanan kelebekler gibi. Bunların hepsinin ortak mânası o günün korkusundan ne yapacağını bilememek ve şaşkınlık içinde olmaktır. Bu konuda asıl olan şu İlâhî beyandır: “Onu göreceğiniz gün, her emzikli kadın emzirdiği çocuğu unutacak, her gebe kadın karnındaki çocuğu düşürecektir. Ve insanları sarhoş olmadıkları halde sarhoş gibi göreceksin; çünkü Allah’ın azabı (kıyâmetin dehşeti) çok çetindir!”. Sanki Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: Onlar, o günün dehşetinden ve şiddetinden öyle bir şaşkınlık içinde olacaklardır ki nereye uçacağını, nereye tüneyeceğini ve nereye konacağını bilmeyen kuş gibi olacaklar ve çırpınacaklardır.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Yekünü (يَكُونُ)

        İbn Fâris, "k-e-v-n" kökünün bir şeyin meydana gelmesi, sabitlenmesi ve bir halden başka bir hale geçerek varlık kazanması anlamına geldiğini belirtir; bu ayette ise Kıyamet gününde insanların bürüneceği o yeni ve sarsıcı varlık durumunun kesinliğini ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, bu kökün temelinin "vücud" (varlık) olduğunu, fiilin burada insanların o günkü ontolojik değişimini ve içine düşecekleri dehşetli vaziyetin gerçekleşme biçimini tanımladığını vurgular.

        En-nasü (النَّاسُ)

        İbn Fâris, kelimenin "n-e-v-s" kökünden türediğini ve bu kökün özünde "hareket etmek, sallanmak, yerinden oynamak" anlamlarının bulunduğunu, insanoğluna bu ismin sürekli bir değişkenlik ve hareketlilik içinde olması sebebiyle verildiğini ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, "e-n-s" (ünsiyet kurmak, evcilleşmek) köküne de atıf yapmakla birlikte, bu ayet bağlamında insanların tüm toplumsal bağlarından koparak sadece yalın birer "canlı" olarak, korku içinde çırpınan bir kitleyi temsil ettiğini belirtir. Kelimenin semantik derinliğini inceleyen Toshihiko Izutsu, "nas" kavramının burada bireysel kimliğini yitirmiş, o büyük kozmik olay karşısında sadece "insan türü" olarak savunmasız kalan genel bir kitleyi tasvir ettiğini savunur. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kavramın ayetteki kullanımının insanlığın tüm rütbe, makam ve güçlerinden soyunarak, dehşet karşısında homojenleşmiş, iradesiz bir yığına dönüşmesini sembolize ettiğini detaylandırır. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin kökündeki "hareket" manasının, o günün kaosuyla birleşerek insanların nereye gideceğini bilemeden oradan oraya savrulan şaşkın halini mükemmelen yansıttığını dile getirir.

        El-feraşi (الْفَرَاشِ)

        İbn Fâris, "f-r-ş" kökünün bir şeyi yaymak ve sermek manasına geldiğini, pervanelere (kelebeklere) "ferâş" denmesinin sebebinin ise onların topluca bir yere yayılmaları ve ışığa doğru iradesizce atılmaları olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu kelimenin zayıflık, yönsüzlük ve istikametsizliği simgelediğini, pervanelerin ışığa koşarken birbirini ezmesi gibi insanların da o gün akli melekelerini yitirmiş bir halde ateşe ve yıkıma sürükleneceklerini ifade eder. Celaleddin el-Suyuti, kelimeyi zayıf yapılı ve ne yapacağını bilmez halde birbirine çarpan küçük böcekler veya pervaneler olarak tanımlayarak, insanların o günkü perişanlığını vurgular. Toshihiko Izutsu, "ferâş" metaforunun insanın mutlak bir kaos içindeki "anlamsız" hareketini ve bireysel bilincin kayboluşunu temsil eden güçlü bir imge olduğunu savunur. Angelika Neuwirth, bu teşbihin apokaliptik bir sahne olarak kurgulandığını, insanların kozmik bir ışık patlaması karşısında darmadağın olan ve birbiri üstüne yığılan pervaneler gibi betimlendiğini ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, pervanelerin ateşe olan o akılsızca ve kontrolsüz yönelişinin, insanların o günkü iradesizliğini ve dehşet dolu kaçışlarını anlatmak için seçildiğini; kelimenin kökündeki "yayılma" manasının da yeryüzünü kaplayan o muazzam kalabalığı nitelediğini vurgular. Prof. Dr. Sadık Kılıç, "f-r-ş" kökündeki "serilme" manasından hareketle, insanların onur ve iradelerinin kalmadığı, yerlere serilmişçesine güçsüz ve biçare bir durumda olacaklarını belirtir.

        El-mebsüsü (الْمَبْثُوثِ)

        İbn Fâris, "b-s-s" kökünün bir şeyi dağıtmak, her yana yaymak ve çevreye saçmak anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin tek bir bütünken parçalanarak rastgele ve düzensizce etrafa savrulmayı ifade ettiğini, "el-mebsüs" sıfatının insanların o günkü kontrolsüz dağılışını ve birbirine faydası dokunmayan dağınık hallerini nitelediğini açıklar. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), bu kökün rüzgarda savrulan toz zerreleri gibi bir yayılmayı tasvir ettiğini, bunun da o gün insanların ne kadar ağırlıksız ve kudretsiz kalacaklarına işaret ettiğini savunur. Prof. Dr. Hidayet Aydar, kelimenin kökenindeki "fırlatılmışlık" ve "dağıtılmışlık" vurgusunun, o günün şiddetiyle kimsenin kimseye tutunamayacağı, herkesin bir yana savrulacağı bir sosyal çözülmeyi ve kolektif dağılmayı anlattığını ifade eder.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X