Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

İnsan Sûresi, 12. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    İnsan Sûresi, 12. Ayet

    وَجَزٰيهُمْ بِمَا صَبَرُوا جَنَّةً وَحَر۪يراًۙ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Ve cezâhum bimâ saberû cenneten ve harîrâ(n)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      "Sabretmelerine karşılık onları cennetle ve ipekli giysilerle ödüllendirir."

      Sabretmelerine karşılık onları ödüllendirir. Onlar bir yandan sabredip itaat etmişler diğer yandan da sabredip mâsiyetlerden kaçınmışlardır. Allah da onları cennetle ve ipekli giysilerle ödüllendirir. Âyette “harîr” (وَحَرِيرًا), ipek kelimesi belirtilmiştir. Çünkü cennetler burada elbiseler içinde rahat rahat yaşamak için değil, yenilecek ve içilecek nimetlerle nimetlenme ve neşelenme konumunda bulunan mekânlar olarak belirtilmiştir. Allah Teâlâ onlara yaptıklarına karşılık cenneti vermekle birlikte ipek elbiseler de vâdetmiştir.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Cezâhum (جزاهم)

        İbn Fâris, (c-z-y) kökünün bir şeyin yerine geçmek, bedelini ödemek, bir amelin tam karşılığını vermek ve mükafat veya ceza sunmak anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "cezâ" kavramının yapılan bir eyleme denk düşen, onun yerini tam olarak tutan karşılık olduğunu ifade eder; ayette iyilerin (ebrârın) dünya hayatında gösterdikleri ahlaki iradenin ve katlandıkları zorlukların tam mukabili olan ilahi bir lütfu, eksiksiz bir mükafatı anlattığını kaydeder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin semantik yapısında yer alan "karşılık" anlamının, genellikle olumsuz bir cezalandırma olarak algılanmaya müsait olmasına rağmen, Kur'an'ın eskatolojik (ahirete dair) dilinde insanın ameline bizzat Allah tarafından lütfedilen adil, cömert ve mutlak bir ödül bağlamında kullanıldığını vurgular.

        Saberû (صبروا)

        İbn Fâris, (s-b-r) kökünün temel anlamının bir şeyi alıkoymak, hapsetmek, tutmak ve şiddetli arzulara veya sıkıntılara karşı nefsi dizginlemek olduğunu açıklar. Râgıb el-İsfahânî, sabır kavramının aklın ve inancın gerektirdiği durumlarda insanın kendi içgüdülerini, bedensel veya psikolojik isteklerini kontrol altında tutması olduğunu belirtir; ayette ebrârın (iyilerin) sadece felaketlere dayanmalarını değil, aynı zamanda mallarını infak ederken cimriliğe karşı direnmelerini, vefalarını korumalarını ve hesap gününün korkusuyla itaatte gösterdikleri kararlı ve iradeli duruşu bütünüyle kapsadığını tahlil eder. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın ahlak felsefesinde sabrın pasif bir tahammül, acizlik veya kadercilik olmadığını, aksine müminin içsel arzularına ve dışsal zorluklara karşı inancından aldığı güçle ortaya koyduğu son derece aktif, dirençli ve sarsılmaz bir karakter özelliği olduğunu derinlemesine analiz eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, insanın varoluşsal sınanmasında (ibtilâ) sabrın en kilit erdem olduğunu belirterek, bu ayette ebrârın tüm ahlaki eylemlerinin, diğerkâmlıklarının ve takvalarının ancak güçlü bir sabır zemininde yükselebileceğini, bu yüzden ilahi ödülün doğrudan sabır eylemine bağlandığını (bimâ saberû) semantik bir derinlikle ele alır.

        Cenneten (جنة)

        İbn Fâris, (c-n-n) kökünün örtmek, gizlemek ve görünmez kılmak anlamlarına geldiğini, sık ve gür ağaçlarıyla toprağı gölgeleyip örttüğü için bahçelere "cennet" denildiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, ağaçları, nehirleri ve bitki örtüsüyle yeri bütünüyle kaplayan mekana bu ismin verildiğini, ahiret bağlamında ise insan idrakinin ötesindeki ebedi mükafat yurdunu, huzur ve nimet dolu mutlak saadet alanını temsil ettiğini ifade eder. Arthur Jeffery, kelimenin erken Sami dillerindeki kökenini inceleyerek, bilhassa Aramice ve Süryanicedeki "ganta" veya "ginnat" kelimesiyle olan morfolojik bağına dikkat çeker; bu lafzın bölgedeki tarım toplumlarının en ideal ve korunaklı bahçe tasavvurunu yansıttığını, Kur'an'ın da eskatolojik ödül yurdunu muhataplarının aşina olduğu bu en cazip kültürel ve dilbilimsel imgeyle (cennet) sunduğunu tahlil eder. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın eskatolojik sisteminde cennetin, dünya hayatında zorluklara göğüs gererek sabreden ebrâr için, tüm dünyevi eksikliklerden arındırılmış, mutlak estetik mükemmelliğe sahip ve ilahi hoşnutluğun fiziksel bir mekâna dönüştüğü varoluşsal bir sükûnet alanı olarak kurgulandığını detaylandırır.

        Harîrâ (حريرا)

        İbn Fâris, (h-r-r) kökünün serbestlik, hür olmak, saflık ve köleliğin zıddı anlamlarına geldiğini, ipeğe de yapısındaki pürüzsüzlükten, saflıktan veya köle olmayan asil (hür) kimselerin giysisi olmasından dolayı "harîr" denildiğini açıklar. Râgıb el-İsfahânî, saf ve halis ipek anlamına gelen bu kelimenin, ahirette ebrâra (iyilere) sunulan lüksü, yumuşaklığı ve konforu ifade ettiğini; dünyadaki pürüzlü, zorlu ve sabır gerektiren hayatlarına mukabil bedensel ve estetik bir ödül olarak verildiğini kaydeder. El-Cevâlîkî, kelimenin kullanımına değinerek ipeğin Arap kültüründe de lüks kumaşları niteleyen en üst düzey malzeme olduğunu ve ahiret tasvirlerinde muhatabın muhayyilesindeki en değerli dokuma sembolü olarak yer aldığını aktarır. Arthur Jeffery, harîr kelimesinin kökenine dair yaptığı çalışmalarda, kelimenin muhtemelen Aramice veya Süryaniceden (harevey) geçmiş, geç antik çağ ticaret yollarıyla yarımadaya ulaşmış ve yüksek statü sembolü olan ipek kumaşı ifade eden yabancı kökenli kültürel bir alıntı kelime olduğunu morfolojik bir tahlille ortaya koyar. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin Kur'an'daki edebi ve psikolojik boyutuna odaklanarak, dünya hayatında kendi ihtiyacı varken yoksula yediren (infak eden) ve zorluklara katlanan (sabır) müminin, bu ahlaki feragatının ahiretteki bedensel ödülü olarak, en pürüzsüz, yumuşak ve asil dokuya sahip ipekle mükafatlandırılmasını son derece zarif, estetik ve psikolojik bir tatmin unsuru olarak yorumlar.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X