Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

İnfitâr Sûresi, 1. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    İnfitâr Sûresi, 1. Ayet

    اِذَا السَّمَٓاءُ انْفَطَرَتْۙ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    İżâ-ssemâu-nfetarat

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      "Gök yüzü yarıldığında;"

      Daha önce de belirttiğimiz gibi bu âyetler geçmiş bir soruya cevap mahiyetindedir. Cevap sırasında soru belirtilmemiştir. Çünkü "izâ" edatı, "metâ", yani "ne zaman?" sözcükleri, sorulan soruya cevapta kullanılır. Sorunun cevap içinde mevcut olması da mümkündür. Cevap da sûrenin "Her insan dünyada neleri yaptığını, neleri de yapmadığını açıkça bilecektir" meâlindeki âyettir. Hz. Peygamber (a.s.) sanki şöyle bir soruya muhatap olmuştur: İnsan dünyada neleri yaptığını, neleri de yapmadığını ne zaman açıkça bilecektir? Bunun üzerine de Allah Teâlâ bu sûreyi indirmiştir: Gök yüzü yarıldığında...

      Allah Teâlâ burada "infitâr"dan, yani göğün yarılmasından bahsetmiştir. Bir başka yerde ise göğün fethi, yani açılmasından söz etmiştir. O da şu ilâhî beyandır: "Gökyüzü açılır da orada pek çok kapı oluşur". Bir başka yerde de "Gök yarıldığında..." diye buyurmuştur. Bir başka yerde de: "Gök yarıldığında ve Rabb'ine boyun eğip gerekeni yaptığında" ifadesini kullanmıştır. Kimi tefsirciler göğün "inşikāk" ve "infitâr"ından maksadın kapılarının açılması olduğunu söylemişlerdir. Kimileri de eşyanın ortadan yarılması anlamındaki yarılma olduğunu söylemişlerdir. Bu ikinci yorum daha yakındır. Çünkü bağlam inkârcıları korkutma, onları dehşete düşürme amaçlıdır. Kapıların açılmasında böylesi bir korkutma anlamı yoktur. Korku ve dehşet ancak göğün bizzat yarılması halinde söz konusu olur.

      Kıyametin Dehşeti ve İnsanın Çaresizliği

      Amellerle yüzleşme ve herkesin onları bilmesine dair soru esas itibariyle kıyâmet hakkında olmaktadır. Göğün yarılması, yıldızların savrulması denizlerin tutuşması, dağların yürütülmesi, yeryüzünün bomboş bir hal alması şeklindeki nitelemelerin dile getirilmesi esas itibariyle kıyâmet hallerinin ve sonuçlarının anlatımıdır. Bunlarda kıyâmetin oluş vaktini tayine yönelik bir işaret bulunmamaktadır. Çünkü onun gerçekleşme vaktine vâkıf olunmasında bir korkutma ve dehşete düşürme anlamı yoktur. Buna mukabil sonuçlarının belirtilmesinde böyle bir korku salma durumu mevcuttur. Şöyle ki: O günün korku ve dehşeti öyle büyük ve şiddetlidir ki özleri itibariyle çok güçlü ve dayanıklı olan nesneler bile ona dayanamaz. Söz gelimi dağlar, gökler, yeryüzü... Bunlar kıyametin dehşetinden öyle etkilenirler ki sonunda dağlar atılmış yün gibi darmadağınık, oradan oraya savrulan kum yığınları halini alır. Gök ortasından yarılır, şapır şapır dökülür, yeryüzü dümdüz ve bomboş bir hal alır. Hal böyle iken güçsüz ve zayıf olan insanın durumuna ne demeli? Gökler, yerler, dağlar Rabbine boyun eğme özellikleriyle kıyâmetin korku ve dehşeti karşısında mevcut hallerini sürdüremeyip dökülürlerse, şu zayıf âdemoğlu, amellerinin kötü ve Rabbine karşı günahlarının çok olması halinde nasıl dayanabilir? Allah onlara bu halleri hatırlatıyor ki kendisinden korksunlar ve hazırlık yapsınlar, tedarikli olsunlar. Bu yüzdendir ki -en doğrusunu Allah bilir ya- kıyâmetin halleri ve neticeleri belirtilmiş ama kopma vakti açıklanmamıştır. Aynı şekilde insanın ömrü de ne zaman bitecek belirtilmemiş, bu şekilde insanın her an ölüm ânının gelebileceği endişesini taşıması ve bu yüzden de ona karşı hazırlıklı olması ve kolları sıvaması arzulanmıştır. Eğer ölüm vakti belirlenmiş olsaydı o takdirde kendisine güven gelirdi ve o vaktin yaklaşma ânına kadar hazırlık yapmayı, tedarikli olmayı terk ederdi. Ömrünün bitme vakti yaklaştığında hazırlık yapmaya koyulurdu, ama çoğu kez de iş işten geçmiş olurdu.

      Öte yandan Allah Teâlâ, kıyâmet ahvaline dair Kur'ân'da pek çok tekrarlanan anlatımlara yer vermiştir. Bu tekrarın iki anlamı vardır: Birincisi: Kalpler vakitten vakte değişiklik, halden hale dönüş gösterir. Nice kalp vardır ki bir hadise karşısında ilk defada rikkat hali göstermez. Öyleleri için uyarının tekrar tekrar belirtilmesi ve her hal değişiminde yinelenmesi gerekir. Bu itibarla kıyâmet ahvalinin böyle tekrar tekrar anlatılması uyarının doruk noktasıdır. Bu şekilde kıyamet gününde hiç kimsenin mazeret ileri sürebilmesine imkân da verilmemiş olmaktadır.

      İkincisi insanlar henüz yeni müslüman olmuşlardı. İslâm kalplerinde bir yer etmişti. Öğütlerin tekrarında, insanların akıllarını aşılama, Allah'ın kendilerine nasip ettiği iman şerefi ve âlemlerin Rabb'inin elçisini galip getirmesi sebebiyle kalplerinin yatışması ve pekişmesi sağlanmaktaydı. Nitekim şu ilâhî beyanda da böyledir: "Müminler o kimselerdir ki, Allah'ın adı anıldığında yürekleri titrer, kendilerine Allah'ın âyetleri okunduğunda bu onların imanlarını arttırır. Onlar yalnızca Rab'lerine güvenirler" .​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        es-Semâ (السماء)

        İbn Fâris, s-m-v kökünün yükseklik ve yücelik anlamına geldiğini belirtir. Ona göre bir şeyin üzerinde yer alan ve ondan daha yüksekte olan her şey onun "semâ"sıdır; gökyüzüne de yeryüzünden yüksekte olması sebebiyle bu isim verilmiştir. Râgıb el-İsfahânî de benzer bir etimolojik yaklaşımla, kelimenin temel anlamının üstte bulunmak ve gölgelemek olduğunu ifade eder; bir evin tavanının da lügat açısından o evin semâsı sayıldığını vurgular. Arthur Jeffery, kelimenin genellikle yükseklik bildiren kökten türemiş saf Arapça bir sözcük olarak kabul edilmekle birlikte, Süryanice ve İbranice gibi diğer Sami dillerindeki formlarıyla ortak bir Sami mirasına dayandığını ve Kur'an'daki kullanımının da bu geniş Sami dil havzasındaki gökyüzü mefhumunu yansıttığını kaydeder.

        İnfetaret (انفطرت)

        İbn Fâris, f-t-r kökünün temel olarak bir şeyi yarmak veya açmak anlamına geldiğini belirtir. Bu bağlamda kelimenin "infitar" kalıbındaki kullanımı, yarılan veya parçalanan bir şeyin edilgen ve dönüşlü durumunu ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, f-t-r kökünün "uzunlamasına yarmak" anlamına geldiğini açıklayarak, kelimenin gökyüzünün boydan boya yarılıp parçalanmasını tasvir ettiğini söyler ve bu yarılma veya yoktan var ederek ortaya çıkarma eylemini fıtrat kavramıyla köken bağı üzerinden ilişkilendirir. Toshihiko Izutsu, erken dönem Mekke surelerinin dramatik ve apokaliptik sözcük dağarcığını incelerken bu kelimenin, kozmik düzenin yıkılışını resmetmek için kullanıldığını; gökyüzünün sonsuz istikrar sembolü olmaktan çıkıp Allah'ın emriyle çatlayan ve yarılan kırılgan bir yapıya dönüştüğünü vurgular. Prof. Dr. Mustafa Öztürk ise bu kavramların bilinen evrenin çöküşünü anlatarak muhatap üzerinde derin bir psikolojik sarsıntı ve uyanış yaratmayı amaçlayan mecazi ve retorik işlevlerine dikkat çeker.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X