وَاِلٰى رَبِّكَ فَارْغَبْ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
İnşirâh Sûresi, 8. Ayet
Daralt
X
-
7. "O halde önemli bir işi bitirince hemen diğerine koyul."
8. "Ve yalnız Rabb'ine yönel."
Bazıları şöyle dediler: “Feizâ ferağte” (فَإِذَا فَرَغْتَ). Yani dünyandan boşaldığın zaman “fensab” (فَانْصَبْ), yani âhiretin için koşuştur. Bu kelime yorgunluk demek olan ‘en-nasab”dan gelir. Hasan-ı Basrî şöyle dedi: “Allah, gazayı bitirince kendisine ibadete koyulmasını emretti”. Ancak bu uzak bir yorumdur. Çünkü bu âyet Mekke’de inmiştir ve o zaman Mekke’de iken henüz gaza ve cihat ile emrolunmuş değildir. Ancak bu cihat emri ileride gelecek zamanlara yönelik olması halinde bu yorum mümkün olur. Hüküm de emrin kendisine geldiği anda değil de o vakitlerin geldiğinde yürürlüğü gerekli olur. Bazıları ise şöyle dedi: “Namazdan boşaldığın zaman duaya yorul!” Katâde dedi ki: “Namazı bitirince duada ve O’ndan talepte bulunmakta mübalağa etmesi istenmiştir”. İbn Mesûd’dan da şöyle bir yorum nakledilmiştir: “Farzları bitirdiğinde gecenin ihyası için çalış çabala!”.
Bize göre şöyle bir yorum da muhtemeldir: Risâletin gereğini insanlara tebliğ edip de işi bitirdiğinde Rabb’ine yönel, kendini ibadete ver, Rabb’in ile senin aranda olan hukukun gereğini yerine getirmek için kolları sıva. Bu yorum daha önce geçen şu İlâhî beyanın yorumu sırasında iki izahtan birine göre böyledir: “Gündüz vakti ise senin için yoğun bir koşuşturma durumu vardır. Rabb’inin adını an, bütün varlığınla ona yönel”. Bunların birincisinde risâlet ve tebliğ işine yoğunlaşma, ikincisinde de Rabb’i ile arasında olan hususlarda Rabb’inin adını anması ifade edilmektedir.
Bu sûrenin başından sonuna kadar olan kısmında yorum yaparken tekellüfe gidilmemesi gerekir. Çünkü sûre Hz. Peygamber (a.s.) ile Rabb’i arasında olan özel durumu anlatmaktadır. Hz. Peygamber (a.s.), Allah Teâlâ’nın genele hitap ettiği konularda neyi murat ettiğini ve onun neye dair olduğunu bilirdi. Bazan da sadece kendine ait meseleler olurdu. Bunların gereği ile amel etmek gibi bizim bir yükümlülüğümüz yoktur. O itibarla bu gibi hususlarda zorlamaya girmek ve mutlaka bir hüküm çıkarmaya çalışmak gerekli değildir. Bu gibi meselelerde işi Allah’a havale etmek en uygunudur (tefviz). Dolayısıyla görüş beyan etmemek ve tekellüfe girmemek, o gibi hususlarla uğraşmamak daha yerinde ve daha salim bir yoldur. Başarıya ulaştıran ancak Allah'tır.
Yorum
-
Rabbike (رَبِّكَ)
İbn Fâris, "r-b-b" kökünün temel anlamının bir şeyi ıslah etmek, onu derleyip toparlamak ve bir nesneyi kemal noktasına ulaşana kadar kademe kademe gözetip büyütmek olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu kelimenin asıl manasının bir şeyi halden hale geçirerek en mükemmel formuna kavuşturmak olduğunu, burada ise Hz. Peygamber’i terbiye edip yetiştiren, onun iç dünyasını inşiraha kavuşturan mutlak otoriteyi işaret ettiğini savunur. Arthur Jeffery, kelimenin Sami dillerindeki müşterek yapısına dikkat çekerek, Aramice ve Süryanice gibi dillerde "efendi, öğretmen ve büyük" anlamlarında kullanıldığını, Arapçaya bu geniş otorite ve yönlendiricilik manasıyla yerleştiğini ifade eder. Toshihiko Izutsu, "Rabb" kavramının semantik yapısında hem mutlak bir hükümranlık hem de şefkatli bir besleyicilik bulunduğunu, ayette mutlak yaratıcıdan ziyade kuluyla doğrudan ilişki kuran, onun yükünü hafifletip adını yücelten kişisel bir efendiye yönelişin vurgulandığını belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin sonundaki iyelik zamiriyle (ke/senin) birlikte kullanılmasının, Allah ile elçisi arasındaki özel aidiyet ve himaye ilişkisini pekiştirdiğini, muhatabın tüm varlığıyla yalnızca bu kaynağa yönelmesinin istendiğini vurgular. Prof. Dr. Hidayet Aydar, "Rabb" kelimesinin etimolojisinde yer alan "terbiye etme" ve "gözetme" işlevlerinin, Peygamber'in yaşadığı zorluklardan kolaylığa geçiş sürecindeki ilahi tasarrufu özetleyen en uygun isim olduğunu dile getirir.
Ferğab (فَارْغَبْ)
İbn Fâris, "r-ğ-b" kökünün aslının bir şeyi istemek, ona karşı iştah duymak ve arzuda genişlik anlamına geldiğini belirtir. Bir şeye yönelip onu talep etmek manasındaki bu eylemin, insanın içsel meylinin güçlü bir şekilde tek bir hedefe odaklanması olduğunu ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, "rağbet" kavramının insanın iradesinin ve nefsinin bir şeye doğru genişlemesi, onu şiddetle arzulaması olduğunu; buradaki emrin ise tebliğ, mücadele veya ibadet şeklindeki tüm çabaların ardından kalbin bütün istek ve ümidini yalnızca Allah’a bağlaması manasına geldiğini savunur. Toshihiko Izutsu, kelimenin Kur'an'ın semantik alanında insanın ontolojik yönelimini tayin ettiğini, "rağbet" eyleminin sıradan bir istekten ziyade, ruhun derinliklerinden gelen tutkulu bir yönelişi ve sahte hedeflerden yüz çevirip tek gerçek kaynağa bağlanmayı temsil ettiğini belirtir. Aisha Abdurrahman (Bintü’ş-Şâtı), bu fiilin surenin başındaki "göğsün açılması" (inşirah) temasıyla harika bir edebi simetri oluşturduğunu; yüklerinden kurtulan, arınan ve genişleyen kalbin doğal ve nihai hamlesinin yalnızca Rabbine yönelmek olduğunu ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin bağlam içinde "beklentilerini, dualarını ve umutlarını sadece Allah’a tahsis et" mesajı taşıdığını, bir tebliğ aşaması veya yorgunluğun ardından mükâfatın ve sığınağın sadece O'nda aranması gerektiğini vurgular. Prof. Dr. Sadık Kılıç, "rağbet" kökünün etimolojik olarak derin bir içsel çekimi ve aşkın bir bağlanmayı ifade ettiğini, insanın çaba ve iradesinin zirve noktasının, mutlak kemale doğru gerçekleştirilen bu bilinçli yöneliş olduğunu dile getirir.
Yorum
Yorum