Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

İnşikak Sûresi, 8. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    İnşikak Sûresi, 8. Ayet

    فَسَوْفَ يُحَاسَبُ حِسَاباً يَس۪يراًۙ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Fesevfe yuhâsebu hisâben yesîrâ(n)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      7-8. "Kime kitabı sağından verilirse hesabı kolay bir şekilde görülecektir;"

      9. "Ve sevinç içinde yakınlarına dönecektir."


      Âhiretteki Mutlu Aileler

      Ve sevinç içinde yakınlarına dönecektir. [Bu, amel defteri sağından verilenler hakkındadır.] Amel defteri arka tarafından verilenler hakkında ise şöyle buyurdu: Ve alevli ateşe girecektir. Şüphesiz o, (dünyada iken) yakınları arasında neşeliydi. Çünkü müslüman akıbeti itibariyle kendisine yararı dokunsun diye aile edinir ve âhiret işlerinde ailesi kendisine yardımcı olur. Onun aileden beklediği bu yarar, onlar sayesinde elde ettiği daimî sevinç ile ortaya çıkar. Kâfir ise peşin hazlar için evlenir, onun verdiği neşe ile âhireti unutur. Hal böyle olunca da, aile sevinci yüzünden değil ona sebep âhiret için çabalamayı terk etmekle azabı hak eder. Bu mânayı şu İlâhî beyan ifade eder: "Kim bu geçici dünyayı isterse burada istediğimiz kimseye dilediğimiz şeyleri veririz; sonra da onu cehenneme göndeririz; oraya kınanmış ve kovulmuş olarak girer”.

      Hepimiz peşin olanı (dünyayı) istemekteyiz ve bu hepimiz için de zorunlu bir yerdir. Ancak alevli ateşe girmeyi gerektiren davranış dünyayı, âhireti unutturacak şekilde istemektir. Aynı şekilde ailesi ile sevinç duyan kimse de bu sevinci yüzünden cehenneme girmemekte, onları âhireti unutturacak şekilde sevmesi yüzünden girmektedir. Yoksa her evli olan kişi illâ ki ailesi ile sevinç duyacaktır ve bu normal bir duygudur. En doğrusunu Allah bilir.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Fe-sevfe (فَسَوْفَ)

        İbn Fâris, bu kelime yapısının geleceğe matuf bir anlam taşıdığını, "sevfe" edatının eylemin gerçekleşme zamanını genişleterek kesinlik ve süreklilik kazandırdığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "sevfe"nin vaad veya tehdit içeren cümlelerde, belirtilen sonucun er ya da geç ama mutlaka gerçekleşeceğini ifade eden bir zaman vurgusu taşıdığını aktarır. Celaleddin el-Suyuti, buradaki "fe" (takip edatı) ile "sevfe"nin birleşmesinin, amel defterini sağından alan kişinin hemen ardından yaşayacağı süreci müjdelediğini ve bu sonucun ilahi bir vaat olarak kesinliğini pekiştirdiğini ifade eder.

        Yuhâsebu (يُحَاسَبُ)

        İbn Fâris, kelimenin "h-s-b" kökünden türediğini, kökün temel anlamının saymak, hesap etmek, miktarı belirlemek ve bir şeyi yeterli bulmak olduğunu belirtir; ayetteki edilgen (meçhul) kullanımıyla, kişinin kaçınılmaz bir sorgulama ve denetleme sürecine tabi tutulacağını ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, "hesap" kavramının sayısal bir dökümün ötesinde, amellerin tartılması ve karşılıklarının belirlenmesi anlamına geldiğini, buradaki muhatabın pasif konumda kalarak ilahi bir mizan önünde tüm eylemlerinin dökümünün yapılacağını aktarır. Celaleddin el-Suyuti, fiili "sorgulanmak" şeklinde izah ederek, bu hesabın her bir zerrenin hesabının sorulması değil, bir arz ve denetleme süreci olduğunu belirtir. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın etik yapısında "hesap" kavramının merkezi bir öneme sahip olduğunu, insanın dünya hayatındaki her tercihinin ilahi bir "muhasebe" sistemine kayıtlı olduğunu ve kıyamet sahnesinde bu kayıtların nesnel bir yargılamaya dönüştüğünü ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin edilgen yapısının, mahşer yerindeki mutlak otoritenin karşısında insanın iradesizliğini ve sorgulama sürecinin kaçınılmazlığını vurguladığını söyler.

        Hisâben (حِسَابًا)

        İbn Fâris, bu kelimenin de aynı "h-s-b" kökünden gelen bir masdar olduğunu, yapılan sorgulamanın mahiyetini ve ölçüsünü nitelediğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, masdarın burada fiili pekiştirmek ve sorgulama işleminin ciddiyetini ortaya koymak için kullanıldığını ifade eder. Celaleddin el-Suyuti, "hisâben" ifadesinin bir sonraki kelime olan "yesîran" ile birleşerek, yapılacak olan denetlemenin türünü ve sınırlarını belirleyen bir isim haline geldiğini aktarır.

        Yesîran (يَسِيرًا)

        İbn Fâris, kelimenin "y-s-r" kökünden türediğini, asıl anlamının kolaylık, yumuşaklık, hafiflik ve bir şeyin zahmetsizce gerçekleşmesi olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "yüsr" kavramının zorluğun (usr) zıttı olduğunu, "yesîr" vasfının ise yapılacak hesabın kişi için bir azaba dönüşmeden, yormadan ve ince eleyip sık dokumadan (arz yoluyla) geçiştirileceğini ifade ettiğini aktarır. Celaleddin el-Suyuti, lügat ve hadis verileri ışığında bu kelimeyi "zorlanmadan yapılan, günahların sadece gösterilip geçildiği kolay bir arz" olarak tanımlar ve hesabın şiddetinden korunmuş olmayı simgelediğini belirtir. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin edebi dokusunu analiz ederken, "yesîran" nitelendirmesinin, amel defterini sağından alan kişinin yaşadığı o büyük korku ve endişeyi bir anda dindiren, ona ilahi bir lütuf ve esenlik müjdeleyen semantik bir hafiflik taşıdığını vurgular. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin kökündeki kolaylık vurgusunun, ilahi adaletin bu aşamada "af ve müsamaha" ile iç içe geçerek mümin kul için bir ödüllendirme biçimine dönüştüğünü ifade eder.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X