Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

İnşikak Sûresi, 5. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    İnşikak Sûresi, 5. Ayet

    وَاَذِنَتْ لِرَبِّهَا وَحُقَّتْۜ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Ve eżinet lirabbihâ ve hukkat

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      3. "Yer dümdüz edildiğinde,"

      4. "Ve içindekileri atıp boşaldığında;"

      5. "Ve o da Rabb'ine boyun eğip gerekeni yaptığında;"

      Ve içindekileri atıp boşaldığında. Yani içine konulmuş bulunan mevtaları ve defineleri dışarı attığı ve tamamen boşaldığı zaman. “Tehallî”, yani boşalma fiili her ne kadar boşalan içine konulan olsa da yeryüzüne nispet edilmiştir. Çünkü onları tutan yeryüzü olmaktadır. İçindeki ondan ayrılınca yeryüzü de ondan boş kalmış olmaktadır.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Ezinet (أَذِنَتْ)

        İbn Fâris, bu kelimenin "e-z-n" kökünden türediğini, kökün asıl manasının işitmek, bilmek ve kulak vermek olduğunu belirtir; yeryüzünün içindekileri dışarı atma sürecinde bu fiil, salt bir duyma eylemini değil, ilahi emre yönelik mutlak bir boyun eğiş ve inkıyad durumunu ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, "uzun" (kulak) organı üzerinden kurduğu etimolojik bağla kelimenin dinleme ve icabet etme boyutuna dikkat çeker; burada yeryüzünün, yaratıcısının nizamına gecikmeksizin ve kusursuz bir teslimiyetle karşılık verdiğini aktarır. Celaleddin el-Suyuti, lügat eksenli izahlarında bu fiili yeryüzünün "dinleyip itaat etmesi" biçiminde tanımlar ve yerkürenin kendi fiziksel yapısını bozacak olan o dehşetli emre karşı sergilediği varoluşsal teslimiyetin etimolojik yansımasını değerlendirir. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın kavramsal haritasında kelimeyi ele alırken, fiziksel işitme anlamının eskatolojik (kıyametle ilgili) bir boyun eğmeye dönüştüğünü, devasa ve cansız yerkürenin adeta bilinçli bir kul gibi Rabbi'nin fermanına itaat ettiğini belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin edebi bağlamdaki teşhis (kişileştirme) sanatına işaret ederek, yeryüzünün şuurlu bir varlık gibi resmedildiğini ve dümdüz edilip içindekileri kusma emrine karşı hiçbir direniş göstermeden teslim oluşunun kökteki "kulak verme" vurgusuyla çarpıcı bir şekilde sağlandığını ifade eder.

        Rabbihâ (رَبِّهَا)

        İbn Fâris, kelimenin "r-b-b" kökünden geldiğini, asıl anlamının malik olmak, düzeltmek, korumak ve bir şeyi kemale erene kadar aşama aşama yetiştirmek olduğunu belirtir; bu bağlamda yerkürenin üzerindeki mutlak mülkiyet ve tasarruf yetkisini temsil ettiğini vurgular. Râgıb el-İsfahânî, kelimeyi bir şeyi halden hale sokarak en mükemmel sınırına ulaştırmak olarak tanımlar ve burada yeryüzünü var eden, onu yaşanabilir kılan ve nihayetinde kıyamet sürecinde onu yeni bir forma sokacak olan yegane kudretin otoritesine dikkat çeker. Arthur Jeffery, kelimenin Sami dil ailesindeki köklerine inerek Aramice ve Süryanicedeki "rabb" (efendi, ulu) formlarıyla ortaklığını vurgular; İslam öncesi dönemde de bilinen bu kavramın, Kur'an'da yeryüzünün ve tüm mevcudatın tek, mutlak efendisi manasında kullanıldığını aktarır. Toshihiko Izutsu, etimolojik çerçeveyi Allah-alem ilişkisi üzerinden okuyarak, "Rabbihâ" (onun Rabbi) ifadesinin varoluşsal bir efendi-köle (Rabb-abd) hiyerarşisi kurduğunu, yeryüzünün o muazzam kütlesine ve tarih boyunca yaşamı barındıran yapısına rağmen "Rabb" karşısında aciz, edilgen ve bütünüyle tasarrufa açık bir konumda bulunduğunu belirtir.

        Hukkat (حُقَّتْ)

        İbn Fâris, kelimenin "h-k-k" kökünden türediğini, temel manasının kesinlik, doğruluk, bir şeyin sabit ve inkar edilemez bir gereklilik halini alması olduğunu belirtir; bağlam içinde yeryüzünün ilahi fermanı dinleyip içindekileri dışarı atmasının kaçınılmaz ve zorunlu bir gerçeklik olduğunu ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, "hakk" kavramının batılın karşıtı olarak, bir eylemin hikmetin ve düzenin gerektirdiği en doğru biçimde vuku bulması anlamına geldiğini bildirir; yerkürenin bu dehşetli dönüşüme boyun eğmesinin onun varoluş gayesine en yaraşır ve meşru durum olduğunu aktarır. Celaleddin el-Suyuti, fiilin edilgen (meçhul) yapısına odaklanarak bunu "itaat etmesi ona vacip ve hak kılındı" şeklinde açıklar; yeryüzünün fıtratı gereği ilahi emre teslim olmaktan başka bir alternatifinin bulunmadığını, bunun onun üzerinde kesinleşmiş bir borç olduğunu altını çizer. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin kökündeki ağırlık, sabitlik ve değişmezlik anlamlarının cümlenin edebi dokusuna kattığı dramatik etkiyi inceler; yeryüzünün iradesizliğini ve bu kozmik yıkıma boyun eğişinin, yaratıcısı tarafından onun doğasına işlenmiş iptal edilemez bir yasa (hak) olduğunu etimolojik bir vurguyla ortaya koyduğunu ifade eder.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X