Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

İhlâs Sûresi, 2. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    İhlâs Sûresi, 2. Ayet

    اَللّٰهُ الصَّمَدُۚ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    (A)llâhu-ssamed(u)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      "Allah hiçbir şeye muhtaç olmayan, aksine her şey kendisine muhtaç olandır."

      Samed

      Cenâb-ı Hak zatının bir olduğunu zikredişinin ardından vasfettiği birlik ilkesini zihinlere yerleştirmek için Samed olduğunu beyan etmiştir. En doğrusunu Allah bilir ya, “Samed” (الصمد) şu mânaya gelir: Allah kendisinden başka herkesi (ve her şeyi) muhtaç konumda tutmuştur; öyle ki herkesin, ihtiyaçları sebebiyle O'na yönelmesi vazgeçilmez bir gerçek olmuştur: Yaratılış açısından vücut bulmak, var olduktan sonra selâmet ve dirlik içinde olmak ve bir de lütfedilen varlığın devamını sağlamak açısından. Yokluktan sonra var oluş O'nsuz gerçekleşmez, vücut bulan varlığı sürdürmek de ancak O'nun sayesinde mümkündür. Kâinatta ihtiyaçlar her varlığı kuşatmıştır, tâ ki var olmak ve mevcudiyetini sürdürmek konularında her şeyden müstağni oluş Allah'a özgü kalsın ve O'nun zatından dolayı var olduğu, zatından dolayı varlığını sürdürdüğü, başkasının varlık özelliklerinden münezzeh (uzak) olduğu tam anlamıyla açıklık kazansın. Ulûhiyet makamının -yukarıda değindiğimiz üzere- beşerî ifade ile anlatılması dillerin aciz kaldığı bir husustur, sadece bütün kainatta sıfatlarının tecellilerinden örnekler alınarak insan anlayışına yaklaştırmalar yapılabilir.

      “Samed” hakkında bazı yorumlar ileri sürülmüş olup bunların tamamı biraz önce açıkladıklarımızın kapsamına girer. Birincisi “samed”, efendiliği son noktasına ulaşan “efendi” demektir. Bunun, efendilikten anlaşılan muhteva çerçevesindeki mânası ihtiyaçların O'na arzedilmesi ve bütün muhtaçların O'na ümit bağlaması şeklindedir.

      İkincisi “kof olmamak”, yani som anlamında şekillenir. Bu, Allah'a ait olan vahdâniyetini nitelemesi ve başkasına ait ahadiyyet özelliğinden münezzeh oluşunun dile getirilmesi demektir ki yaratıkların bu özelliği parçalardan oluşup içi sanki kof gibi birtakım yarık ve deliklerin bulunmasından ibarettir.

      Bir diğer yorum da bir grup müfessirin belirttiği gibi “samed”, ibarenin seyrine göre Kur'ân'ın genel açılımı olup, muhtevası bu sûrede “samed” kelimesinden sonra “lem yelid...” (لم يلد...) diye belirtilen kısımdır. Çünkü her evlat sahibi bedeninde boşluk taşıyan varlık demek olup çocuk oradan neşet eder. Bu mânada Allah'a evlat nispet ettiği halde O'nda boşluk bulunmadığını söyleyene ait telakkinin yanlışlığı da vurgulanmış olur. Bir bakıma şöyle demiş olur: O'nun nasıl evladı olabilir, oysa siz boşluk içeren bir varlık olmadığını pekala bilmektesiniz? Tıpkı Cenâb-ı Hakk'ın şu beyanında olduğu gibi: “Göklerin ve yerin eşsiz yaratıcısı; O'nun eşi olmadığı halde çocuğu nasıl olabilir?”¹⁴ Bu ilâhî beyan Allah'ı, eşi bulunmaktan tenzih edenler hakkındadır, halbuki onlar evlat sahibi olmanın eşsiz olamayacağını müşahede edip bilmekteydi, yine onlar doğumun sadece bedeninde boşluk (döl yatağı) bulunan kimseden olabileceğine de şahit olmuşlardı. Sonuç olarak bu âyette sözü edilen zümrenin Allah'ın evlat sahibi olduğuna ilişkin telakkisi, boşluk taşımaktan onu tenzih etmelerine dair inançlarına karşı çıkarılarak çürütülmektedir; nitekim onlar Cenâb-ı Hakk'ı eş edinmekten beri kılmışlardı. Şöyle bir yorum da ileri sürülmüştür ki bu zümrenin çelişkisi bedenlerinde boşluk taşıyanların çeşitli vasıtalara muhtaç bulunmalarıyla ortaya konulmuştur. Bu telakki Allah'ın ihtiyaçlar sebebiyle kendisine yönelinen bir varlık olduğuna dair ilk yoruma katılmış olur.

      Bazıları, Allah Teâlâ'dan boşluk kavramı nefyedildiği takdirde O'nun yarığı ve boşluğu olmayan som bir varlık olduğu imajı ortaya çıkar, bu ise cüzlerin bir araya gelip iç içe girmesi ve yoğunlaşması demektir, tıpkı boşluk taşıyan nesne gibi ki o da yarılıp ayrışan cüzlerin bir araya gelmesiyle oluşur demiştir. Aslında bu iki şıktan herhangi birinden 1zat-ı ilâhiyyenin tenzihi gerçekleşince diğerinden de münezzeh olduğu ortaya çıkar, çünkü her iki şekilde de birliğin nefyi ve parçaların birleşmesi bahis konusudur. Bir de şu: Öyle olur ki bazı varlıklardan bazı özellikler nefyedilir, fakat bu özelliklerin karşıtları da onlara izafe edilmez; meselâ arazlardan işitme, görme ve ilim özellikleri nefyedilir, ancak bunların karşıtları da arazlara nispet edilmez, çünkü herkes arazlara, başka arazların gelmediğini bilir. Bu söylenenlere bağlı olarak şunu belirtmek gerekir ki Allah'ın birliğinin şuurunda olmak ve O'nun zatını çift (tek üzerine zait) kavramlardan tenzih etmekle yukarıda belirttiğim görüşü kanıtlamış olur.

      “Samed” kelimesine “daim” anlamı da verilmiştir. Bu yorum da yukarıda anlattığım gibi Allah'ın değişme, başkalaşma ve ihtiyaca mâruz kalma ve benzeri niteliklere ihtimal taşınmaması, buna mukabil bütün ihtiyaçlarda yaratıkların O'na yönelmesi esasına dayanır.

      Şairin biri “samed” kelimesinin birinci mânası bağlamında şöyle demiştir:

      Ölüm habercisi sabahın ilk saatlerinde Benî Esed'in en hayırlı iki zatının ölümünü duyurdu:

      Amr b. Mesûd'un ve her muhtacın yöneldiği o efendinin (seyyid).

      Arapça'da “samedtü ilâ fulânin” (صمدت إلى فلان) denilir, “kasadtü ileyhi” (قصدت إليه) demektir. Bu da samedin, “ihtiyaçların belirmesi halinde kendisine başvurulan kimse” anlamını açıklığa kavuşturur.

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Allah (اللَّهُ)

        İbn Fâris, bu ismin ibadet edilen varlık anlamına gelen "e-l-h" köküne dayandığını ifade eder; bu bağlamda kelime, tüm ihtiyaçların kendisine arz edildiği tek merci (samed) olarak nitelendirilen mutlak yaratıcıyı imler. Râgıb el-İsfahânî, Yaratıcı'nın özel adı olan bu kelimenin, kendisinden başka hiçbir şeye muhtaç olmayan ve her şeyin kendisine muhtaç olduğu yegane ilahı ifade etmek üzere bu ayette sıfatıyla pekiştirildiğini belirtir. Celaleddin el-Suyuti, "Allah" lafzının doğrudan İlahi Zat'ın özel ismi olduğunu ve ayette O'nun mutlak yetkinliğini ve otoritesini vurgulamak üzere cümlenin öznesi olarak yinelendiğini kaydeder. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın bu ismi İslam öncesi Arap panteonundaki en yüksek tanrı figüründen alıp, hiçbir ortağı veya dengi olmayan, varlığın yegane dayanağı konumundaki mutlak monoteistik Tanrı'ya dönüştürdüğünü bu ayetin bağlamında bir kez daha vurgular. Gabriel Said Reynolds, ismin burada geç antik çağın tek tanrılı dinleriyle polemiksel bir diyalog kurduğunu ve Allah'ın herhangi bir insani veya fiziksel özelliğe sahip olmayan mutlak bir merci oluşuna zemin hazırladığını tartışır. Prof. Dr. Sadık Kılıç, ismin O'nun tüm kemal sıfatlarını barındırdığını ve bu ayette varoluşsal bir bağımsızlık statüsünün yegane sahibi olarak öne çıkarıldığını açıklar. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin Mekke ortamında müşriklerin zihnindeki parçalanmış tanrı tasavvurlarını yıkarak, tüm otoritelerin ve ihtiyaçların nihai olarak kendisine döndüğü tek bir ilah bilincini inşa ettiğini belirtir.

        Samed (الصَّمَدُ)

        İbn Fâris, kelimenin "s-m-d" kökünden türediğini ve temel anlamının "bir şeye yönelmek, bir amaca kastetmek" olduğunu belirtir; buradan hareketle kelimenin, insanların ihtiyaç anında kendisine başvurduğu, yöneldiği ulu ve efendi kimse anlamına geldiğini, ayrıca "içi dolu, boşluğu olmayan, som" şeklindeki fiziksel bir sağlamlık ve nüfuz edilemezlik anlamını da barındırdığını ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, kelimeyi nihai ihtiyaçlar için kendisine başvurulan, otoritesi tam olan efendi (seyyid) olarak tanımlar ve kelimenin yemeyen, içmeyen, fiziki boşluk barındırmayan varlık şeklindeki diğer etimolojik kökenine atıf yaparak, bunun Allah'ın maddeden ve yaratılmışlara ait eksikliklerden münezzeh olduğunu gösterdiğini açıklar. Celaleddin el-Suyuti, erken dönem tefsir birikimine dayanarak kelimenin hem "hükmünde ve efendiliğinde kâmil olan ulu" hem de "doğurmayan, doğurulmayan, yemeyen ve içmeyen, içi dolu yekpare varlık" şeklindeki iki temel anlamına dikkat çeker ve bu kavramın İlahi Zat'ın bölünemezliğini anlattığını kaydeder. Toshihiko Izutsu, kelimenin İslam öncesi dönemde kabile reisleri veya sağlam kaya kütleleri için kullanılabildiğini, ancak Kur'an'ın bu kavramı tamamen demitolojize ederek onu mutlak, varoluşsal olarak kendi kendine yeten ve tüm evrenin ontolojik dayanağı olan Tanrı'yı tanımlamak için devrimci bir şekilde yeniden kavramsallaştırdığını analiz eder. Angelika Neuwirth, bu sıfatın Mekke dönemindeki polemik bağlamında çok kritik bir işlevi olduğunu, kelimenin Allah'ın mutlak nüfuz edilemezliğini ve kendi kendine yeterliliğini ilan ederek, sonraki ayette gelecek olan fiziksel üreme fikrini peşinen reddeden teolojik bir kalkan oluşturduğunu savunur. Gabriel Said Reynolds, klasik müfessirlerin kelimenin tam anlamı üzerindeki tartışmalarına ve "içi dolu/boşluğu olmayan" şeklindeki yoruma dikkat çekerek, bu kavramsallaştırmanın Geç Antik Çağ'daki Hristiyan enkarnasyon inancına karşı İslami bir reddiye olabileceğini, Tanrı'nın bir bedene, mideye veya biyolojik bir doğaya sahip olmadığının altını çizdiğini tartışır. Prof. Dr. Sadık Kılıç, kelimeyi ontolojik bir temelde ele alarak, var olmak için hiçbir şeye muhtaç olmayan, ancak var olan her şeyin kendi varlığını sürdürebilmek için an be an kendisine muhtaç olduğu yegane bağımsız mutlak gerçeklik olduğunu ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin etimolojik olarak cahiliye Arap toplumunda kriz ve savaş anlarında kabilenin başvurduğu son merci ve ulu önder anlamından beslendiğini, Kur'an'ın bu sosyolojik tasavvuru alıp teolojik bir zirveye taşıdığını; böylece Allah'ı evrenin yegane sığınağı, her türlü eksiklikten ve antropomorfizmden uzak mutlak kudret olarak konumlandırdığını belirtir. Prof. Dr. Hidayet Aydar, kelimenin etimolojisindeki "kendisinden bir şey çıkmayan ve kendisine bir şey girmeyen yekparelik" anlamının surenin genel tevhid vurgusuyla mükemmel bir uyum içinde olduğunu, bu ismin Allah'ı maddi ve fiziksel sınırlamalardan soyutlayarak O'nun yaratılmışlara ait hiçbir muhtaçlık emaresi taşımadığını güçlü bir şekilde bildirdiğini kaydeder.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X