وَمَثَلُ كَلِمَةٍ خَب۪يثَةٍ كَشَجَرَةٍ خَب۪يثَةٍۨ اجْتُثَّتْ مِنْ فَوْقِ الْاَرْضِ مَا لَهَا مِنْ قَرَارٍ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
İbrahim Sûresi, 26. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: kök, ibrahim 26, ağaç, ibrahim suresi 26. ayet, kötü söz, ibrahim suresi, sebatsızlık, arz
-
24. Allah'ın nasıl bir misal getirdiğini görmedin mi? Güzel sözü, kökü sabit, dalları gökte olan güzel bir ağaca benzetti.
25. O ağaç, Rabb'inin izniyle her zaman meyvesini verir. Öğüt alsınlar diye Allah insanlara böyle misaller getirmektedir.
26. Kötü sözün misali de kökü yerden sökülmüş, ayakta duramayan kötü bir ağaçtır.
Görmedin mi? Bu ifadenin, hiçbir şeyin farkında değilken başına gelecek olan şeyden dolayı uyarı ve hayret anlamına geldiğini daha önce söylemiştik. Yahut henüz başına gelmeyen bir şeyden hayret edeceğine dair bir uyarıdır. Ebu Bekir el-Esam şöyle dedi: Bu, Araplar'ın söze başlarken kullandıkları bir lafızdır, bir adam diğerine şöyle der: Falancanın yaptığını görmedin mi? Bu ifadeyi başka yerlerde kullanmak da mümkündür. Burada "emmâ" (أَمَّا) edatını kullanmak ise doğru değildir.
Allah'ın nasıl bir misal getirdiğini görmedin mi? Buna şöyle mana verilmiştir: Allah misali açıkladı ve ortaya koydu. Güzel sözü, güzel bir ağaca benzetti. Ebu Bekir el-Keysânî dedi ki: Güzel söz ile Kur'an-ı Kerim kastedilmektedir. Kötü söz ile de insanların yazdıkları kitaplar kastedilmektedir. Allah Kur'anı güzel ağaca benzetmektedir, eğer sahihse rivayet edildiğine göre ondan maksat da hurma ağacıdır veya meyve veren her nevi ağaçtır. Cenab-ı Hak, insanların yazdıkları kitapları kötü ağaca benzetmektedir, ondan maksat da meyve vermeyen ağaçtır. Allah Kur'anı güzel ağaca benzetti, çünkü güzel ağaç kıyamete kadar var olacak ve insanlar her şekilde ondan yararlanacaklar, kesip onu sona erdirmeyecekler, o var olmasını sürekli devam ettirecek ve koruyacak. Kur'an da böyledir, insanlar ondan devirler boyu yararlanacaklar.
Kökü sabit, dalları göktedir. Buradaki kökü sabit anlamına gelen "asluhâ sâbitün" ifadesi, yerde kökleşmiş bir şekilde durmaktadır anlamına gelir. Kur'an da böyledir, o da delilleri ve kanıtlarıyla sabittir. İnsanların yazdıkları kitaplar ise yanlış ve asılsızdır, delili ve kanıtı olmayan iddialarla doludur; tıpkı meyve vermeyen kötü ağaç gibidir, kalıcılığı, kararlı duruşu ve sebatı yoktur. Bazıları şöyle söyledi: Güzel söz, iman ve tevhittir; Allah, imanı meyve veren ve meyvesi gelişip olgunlaşan güzel ağaca benzetti. O, Allah'ın şu cümlede tavsif ettiği gibidir: O ağaç, Rabb'inin izniyle her zaman meyvesini verir. İman ve tevhit de böyledir; ağacı her zaman ve her vakit sahibine meyvesini vermekle nitelediği gibi, iman ve tevhit de sahibine sürekli meyve vermekte, onun hayırlar ve yararlı işler yapmasını sağlamaktadır. Kökü sabittir, yani iman ve tevhid, delillerle ve kanıtlarla sabittir. Dalları göktedir, yani müminin ameli her an göğe yükselmektedir. Kötü sözden maksat küfürdür, çünkü onun, sahibine hiçbir faydası yoktur. Kötü sözün güzellikle hiç alakası yoktur, ayrıca onun delili ve kanıtı da yoktur. O ancak insanı şehvetle ve arzularla sarsan bir sözdür. Tıpkı meyve vermeyen ve kimseye faydası olmayan kötü ağaç gibidir. O, kıyamete kadar kalıcı da değildir. İşte kökü yerden sökülmüş, ayakta duramayan kötü bir ağaçtır, benzetmesinde kastedilen budur.
Bu darb-ı mesel, bundan başka bir manaya örnek gösterilmiş gibidir; burada Cenab-ı Hak, duyu organlarının algıladığı, gözün gördüğü kötü cevherleri ve güzel cevherleri zikretmektedir. Duyu organlarının algıladığı ve gözün gördüğü cevherlerin her birinin güzel ve kötü olması, yaratılanların görmediği ve duyu organlarının algılamadığı şeylerin de güzel ve kötü olduğuna delil ve şahit olduğunu anlatmak içindir. Aynı şekilde Cenab-ı Hak, duyu organlarının algıladığı bu alemi ve alemde açıkça görülen nesneleri, gaib olana ve algılanamayan varlıklara delil ve şahit kılmıştır. Hisle ve gözle algılanan nesnelerden hareketle gaibte vadedilenlere özenilmesi korkulan ve kötü algılanan davranış ve olgulardan gaibte sakınılması için bütün bunlar, insanlara lütfedilen akıl vasıtasıyla idrak edilir. Cenab-ı Hak bu dünyadaki acıların, hastalıkların ve zorlukların benzerini insanların ahirette yaşamamaları için kendilerine bunları gerektirecek fiillerden kaçınsınlar diye onları yaratmıştır. Aynı zamanda dünyadaki nimetleri ve lezzetleri de, kendilerinin ebedi nimetlere ulaşmalarına vesile olsun diye yaratmıştır. Ayetin bu anlama gelmesi muhtemeldir, yoksa Allah güzel ağaç ve kötü ağaç ifadesiyle bizzat ağacın kendisini kastetmiş değildir. Mesele bizim söylediğimiz gibidir. Bunun en doğrusunu Allah bilir.
Bazıları şöyle dedi: Allah güzel ağacı, mümine örnek gösterdi; mümin yeryüzünde yaşamakta, fakat onun ameli her gün göklere yükselmektedir, nitekim ağaç da her zaman meyvesini vermektedir, tıpkı müminin gece ve gündüz her saat yaptıklarını Allah için yapması gibi.
Her zaman. Bazıları bunu her sene diye tefsir etti, çünkü ağaç her sene bir defa meyve verir. Bazıları şöyle dedi: Maksat, ağacın çiçek açmasından olgunlaşmasına kadar geçen altı aylık bir süredir. Bazıları da, her akşam ve sabah kastedilmiştir, dedi. Nitekim Allah şöyle buyurdu: "Akşam vaktine eriştiğinizde ve sabah kalktığınızda Allah'ı tesbih edin". Bazıları da maksat, yaklaşık iki aylık bir zamandır, dedi. Söylediğimiz gibi burada herhangi bir zaman dilimi kastedilmiş değildir, fakat vakitlerin hepsi, her an ve her saat kastedilmiştir.
Eğer bir mülhit bize şunu söylerse: Allah'ın örnek verdiği güzel ağaçtan maksat bizim sözlerimizdir, dolayısıyla burada kastedilen biziz; Cenab-ı Hakk'ın örnek verdiği kötü ağaçtan maksat da sizin sözlerinizdir, dolayısıyla orada biz değil siz kastediliyorsunuz.
Onlara şöyle cevap verilir: Bu örnekteki güzel sözden maksadın mükafatı ve uhrevi faydası olan söz olduğuna dair örnekler ve deliller daha önce geçti. Mükafatı ve uhrevi faydası olan her şey haktır. Sizin sözlerinizin ise mükafatı ve uhrevi faydası olmayan şeylerdir. Mükafatı olmayan her şey, hikmet gereği olarak batıldır. Küfrün de hiçbir mükafatı yoktur. İkincisi, iman ve tevhidin delilleri ve kanıtları vardır, küfrün ise ne delili vardır ne de kanıtı! Küfür ancak şeytanın sevdirdiği ve süslediği temenniler ve şehvetlerden ibarettir. Bundan dolayı mesele bizim söylediğimiz gibidir.
Güzel sözden maksadın, Cenab-ı Hakk'ın peygamberine göndermiş olduğu vahiy olması da mümkündür, kötü söz de şeytanın insanlara telkinde bulunmasından ibarettir. Nitekim Allah şöyle buyurmaktadır: "Gerçekten şeytanlar dostlarına telkinde bulunurlar". Allah'ın vahyi, sabit olan, daimi olan, Allah'a iman edenlerin yararlandığı ve mükafatı bulunan sözlerdir. Şeytanın telkini ise batıldır, yok olmaya mahkumdur, mükafatı yoktur ve kimsenin ondan yararlanması da söz konusu değildir. En doğrusunu Allah bilir.
Kökü yerden sökülmüş. Buradaki "ictüsset" (اجْتُثَّتْ) kelimesi hakkında bazıları, kökünden sökülüp atılmış diye mana verdi, bazıları da çekilip atılmış dedi. Ebu Avsece şöyle dedi: Ağaç kökünden söküldüğünde bu fiil kullanılır.
İman Artıp Eksilmez
Ayakta duramıyor. Bunun tefsirini yukarıda yaptık. Bazı müfessirler şöyle dedi: Şirki, kesilip atılan, toprakta kökü kalmayan ve göğe uzanan dalı da bulunmayan Ebu Cehil karpuzuna benzetti, yani onun hiçbir ameli ve sözü Allah'a yükselmez. İmanı da faydası, fazileti, sebatı ve yerde istikrarlı duruşuyla sözü edilen ağaca benzetti. En doğrusunu Allah bilir. Sonra insanlardan bazıları bu örneği iman ile küfrün yaratılmış olduğuna delil gösterdi ve dedi ki: Allah bu örnekle iman ile küfre yaratılmış olan bir şeyi örnek göstermiştir, ki o da ağaçtır. İman da öyledir. Fakat bize göre bu örnekten, iman ile küfrün yaratılmış olduğuna istidlal edilmesi gerekmez, ancak onları yaratan aynıdır; şayet onları yaratan farklı kişiler olsaydı, ne bu ona, ne de o buna örnek gösterilirdi! Bunların örnek gösterilmesi, onların her ikisini yaratanın da aynı kişi olduğuna işaret eder. Bu husus sabit olunca da, bu konunun bizim söylediğimiz gibi olduğunu gösterir. Bazı kişiler bu örnekten imanın azalıp çoğalacağına istidlal ettiler, çünkü Allah ağacı örnek göstermiştir, ağaç ise azalıp çoğalan bir şeydir. Biz deriz ki: Bu ayette onların söylediklerine gösteren bir bilgi yoktur, çünkü ağacın kendisinde bir sınır yoktur, fakat iman sınırı olan şeydir, onun çoğalması ancak süslenmesi ve güzelleştirilmesidir. İmanın bizzat kendisi ziyade kabul etmez; tıpkı yaprakları ve meyvesi ortaya çıktığında süslenen ve güzelleşen ağaç gibi. Ağacın kendisi artmakla nitelenmez, iman da böyledir.
Allah insanlara böyle misaller getirmektedir. Muhtemelen bu cümlenin anlamı şudur: Allah duyu organlarıyla algılanan, gözle görülen ve zahir olan nesne ve olayları, örtülü bırakılan ve gayba dair olan nesne ve olaylara işaret etmesi için insanlara bu misalleri açıklamaktadır; onlar açık olan ve algılanan nesne ve olaylardan hareketle örtülü ve gizli olan şeyleri akıllarıyla idrak edecekler. Öğüt alsınlar diye, belki öğüt alırlar diye.
Allah'ın güzel söze nasıl bir misal getirdiğini görmedin mi? Güzel sözden maksat muhtemelen tevhittir; dallarından maksat da Allah korkusu, huşu ve boyun eğiş ile kulluğa özenmek ve itaatsizlikten çekinmektir. Meyvelerinden maksat ise, insanın yaptığı yararlı işler ve hayırlardır. Kötü kelimeden maksat da şirktir; dalları şirkten neşet eden katılık, inat ve direnmedir, meyveleri de şirk halinde iken yapılan işlerdir. Yahut güzel sözden kastedilen imandır, dalları amel edilen hükümlerdir, meyveleri de dünyada ve ahirette devamlı sevap getiren amellerdir. En doğrusunu Allah bilir.
Yorumu Yorumla
-
Mesel (مثل)
İbn Fâris, bu kelimenin kökü olan m-s-l harflerinin temel anlamının "bir şeyi bir şeye benzetmek, bir durumun örneğini ortaya koymak ve bir şeyi bir diğeriyle eşitlemek" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "mesel"in soyut bir hakikati muhatabın zihninde canlandırmak amacıyla somut bir tasvirle (temsil) anlatılması olduğunu, bu ayette "kötü söz"ün beyhudeliğini ve köksüzlüğünü göstermek için kurulan sembolik bir anlatım işlevi gördüğünü ifade eder. Toshihiko Izutsu, mesel kavramının Kur'an'ın semantik yapısında hakikati idrake yaklaştıran ontolojik bir köprü olduğunu ve burada "kötü kelime"nin varlıksal karşılığını nitelediğini savunur. Prof. Dr. Sadık Kılıç, kelimenin burada sadece edebi bir benzetme değil, amellerin ve sözlerin ahiretteki "varoluşsal karşılığı"na dair bir hakikat beyanı olduğunu vurgular.
Kelime (كلمة)
İbn Fâris, k-l-m kökünün "yaralamak veya etkilemek" anlamına geldiğini, sözün de dinleyenin zihninde bir "iz" (tesir) bırakması nedeniyle bu ismi aldığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "kelime"nin anlamlı söz bütünlüğü olduğunu, bu ayetteki "kötü kelime"nin ise küfrü, yalanı ve batıl inançları temsil ettiğini ifade eder. Toshihiko Izutsu, kelime kavramını Kur'an'ın semantik dünyasında sadece dilsel bir birim değil, varlığı ve insanın duruşunu belirleyen "kurucu bir güç" olarak analiz eder; kötü kelimenin ise bu yapıcı gücün tam zıddı olan yıkıcılığı simgelediğini söyler. Prof. Dr. Sadık Kılıç, kelimenin burada varoluşun anlamını bozan ve insanın özünü yaralayan menfi bir veriyi temsil ettiğini belirtir.
Habise (خبيثة)
İbn Fâris, h-b-s kökünün "kirlilik, pislik, kötülük ve nefsin iğrendiği her şey" anlamına geldiğini, temizliğin (tayyib) tam zıddı olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "habise" sıfatının hem inanç hem söz hem de eylemlerdeki her türlü kirliliği ve haramı kapsadığını, bu ayette ise kökü olmayan, semeresiz ve bâtıl sözü (küfür) nitelediğini ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu sıfatın kötü sözün hem metafizik hem de ahlaki bakımdan taşıdığı değersizliği ve iticiliği vurguladığını söyler. Toshihiko Izutsu, habis kavramını Kur'an'ın etik dünyasında "ontolojik kirlilik" olarak tanımlar ve bunun hidayet nurundan yoksun her türlü eylemin sıfatı olduğunu analiz eder.
Şecere (شجرة)
İbn Fâris, ş-c-r kökünün "karışmak, dalların birbirine girmesi ve boy atmak" anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, şeceretin gövdesi, kökleri ve dalları olan bitkileri ifade ettiğini; ayetteki benzetmede kötü bir ağacın, iman ağacının (şecere-i tayyibe) aksine faydasız ve dayanıksız oluşunu simgelediğini söyler. Theodor Nöldeke, kelimenin Sami dillerindeki (İbranice ve Aramice) kadim köklerine ve hayatın sürekliliğiyle olan bağlarına dikkat çeker. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), ağaç sembolünün Kur'an'da statik bir nesne değil, imanın veya küfrün hayattaki kök salma biçimini gösteren canlı bir model olduğunu vurgular.
İctüsset (اجتثت)
İbn Fâris, c-s-s kökünün "bir şeyi kökünden koparmak, parçalamak ve yerinden söküp atmak" anlamına geldiğini ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, "ictisas" fiilinin bir ağacın toprakla olan bağının tamamen kesilmesi manasına geldiğini, buradaki mecazın ise bâtıl sözün ve inancın varlık sahasında hiçbir sarsılmaz dayanağının bulunmadığını nitelediğini belirtir. Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu eylemin inkarcı zihniyetin ontolojik kırılganlığını temsil ettiğini, ilk fırtınada (hakikat karşısında) savrulup gitmeye mahkum olduğunu savunur. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin bir şeyi köküyle birlikte söküp atmak şeklindeki şiddet ve kesinlik içeren anlamının, bâtılın sonundaki mutlak yok oluşu simgelediğini vurgular.
Fevk (فوق)
İbn Fâris, f-v-k kökünün "yükseklik, üstünlük ve bir şeyin zirvesi" anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "fevk" kelimesinin burada konum bildirdiğini ve kötü ağacın köklerinin toprağın derinliklerine inmediğini, sadece yüzeyde (üstte) eğreti bir şekilde durduğunu ifade etmek için kullanıldığını söyler. Prof. Dr. Hidayet Aydar, bu kullanımın kötü sözün zayıflığını ve derinlikten yoksun oluşunu pekiştiren bir mekan tasviri olduğunu belirtir.
Arz (الأرض)
İbn Fâris, e-r-z kökünün "alçak olan, ayak altına serilen ve üzerinde hayat sürülen katı zemin" anlamına geldiğini belirtir. Theodor Nöldeke, kelimenin genel Sami dil ailesindeki (İbranice Eretz, Aramice Arta) kadim kökenlerine ve bu dillerdeki "vatan, mülkiyet ve yaşanılan bölge" anlamındaki merkezi yerine dikkat çeker. Râgıb el-İsfahânî, arzın burada kök salınması gereken yer olarak zikredildiğini ancak kötü ağacın bu zeminle gerçek bir ontolojik bağ kuramadığını ifade eder.
Karar (قرار)
İbn Fâris, k-r-r kökünün "bir yerde durmak, sakinleşmek, istikrar bulmak ve soğukluk" anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "karar"ın bir şeyin bir mekanda sarsılmadan ve yerinden oynamadan kalması olduğunu, kötü sözün (kelime-i habise) ise yerleşiklikten ve güvenilirlikten yoksun olduğu için "kararı yoktur" şeklinde nitelendiğini ifade eder. Toshihiko Izutsu, karar kavramını Kur'an'ın "istikrar" semantiği içinde analiz eder; kötü olanın varlıkta kalıcı bir yeri olmadığını, sadece bir illüzyon gibi geçici olduğunu savunur. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu kelimenin kötü inancın zihni ve kalbi bir huzur (karar) veremeyeceğini, insanı daima şüphe ve savruluş içinde bırakacağını simgelediğini vurgular.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğünü keşfedin.
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla