Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

İbrahim Sûresi, 23. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    İbrahim Sûresi, 23. Ayet

    وَاُدْخِلَ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ جَنَّاتٍ تَجْر۪ي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ خَالِد۪ينَ ف۪يهَا بِاِذْنِ رَبِّهِمْۜ تَحِيَّتُهُمْ ف۪يهَا سَلَامٌ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Veudḣile-lleżîne âmenû ve’amilû-ssâlihâti cennâtin tecrî min tahtihâ-l-enhâru ḣâlidîne fîhâ bi-iżni rabbihim(s) tahiyyetuhum fîhâ selâm(un)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      İman edip dünya ve ahiret için yararlı işler yapanlar, Rab'lerinin izniyle içinde ebedi kalacakları ve altından ırmaklar akan cennetlere konulacaklar ve orada selamla karşılanacaklardır.

      İman edip dünya ve ahiret için yararlı işler yapanlar, altından ırmaklar akan cennetlere konulacaklar. Yani onların cennete girmelerine izin verilecek.

      Rablerinin izniyle içinde ebedi kalacaklar. Ayette geçen "izin" (إِذْن) kelimesi burada sanki rahmet anlamına gelmektedir, yani onlar Rab'lerinin rahmeti sayesinde cennette ebedi kalacaklar. Orada selamla karşılanacaklar. Bu cümle bilinen anlamıyla selam manasına geldiği gibi, övgü manasına da gelebilir, yani onlar Rab'lerine hamdü sena ederler. Nitekim Allah başka bir ayette şöyle buyurmaktadır: "Bizden tasayı gideren Allah'a hamdolsun". Orada selamla karşılanacaklar mealindeki cümle hakkında bazıları şöyle dedi: Onlar birbirlerine selam verirler, selamla birbirlerini karşılarlar. Bazıları da şöyle söyledi: Selam, her türlü hayrın, uğurun ve bereketin ismidir. Nitekim Cenab-ı Hak, "Orada boş söz işitmezler, kendilerine yalnız esenlikler dilenir" buyurmaktadır. En doğrusunu Allah bilir.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Ve Udhile (وَأُدْخِلَ)

        İbn Fâris, bu kelimenin kökü olan d-h-l harflerinin temel anlamının "bir şeyin içine nüfuz etmek, girmek ve bir mekanın iç kısmına dahil olmak" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "idhal" eyleminin burada edilgen (meçhul) formda gelmesinin, müminlerin cennete kendi çabalarının ötesinde, ilahi bir lütuf, davet ve ağırlanma ile "dahil edileceklerini" simgelediğini ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu fiilin müminler için bir onurlandırma (ikram) süreci olduğunu, dünyadaki sıkıntılı "çıkış" ve "sürgün" tehditlerinin aksine cennette kalıcı bir "kabul"ü nitelediğini söyler. Toshihiko Izutsu, bu eylemi ahiret hayatındaki yeni varoluşsal statünün başlangıç noktası olarak analiz eder.

        Ellezine (الَّذِينَ)

        İbn Fâris, bu kelimenin bir ismi mevsul (bağlaç) olduğunu ve kendisinden sonra gelen "iman ve salih amel" niteliklerini taşıyan belirli bir grubu işaret ettiğini belirtir. Prof. Dr. Hidayet Aydar, bu kelimenin burada önceki ayetlerde zikredilen "zalim ve inkarcı" grubun tam zıddı olan "hidayet ehli"ni nitelemek üzere seçildiğini ifade eder.

        Âmenû (آمَنُوا)

        İbn Fâris, e-m-n kökünün temel anlamının "korkunun zıddı olan güven, iç huzuru ve doğrulama (tasdik)" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, imanın sadece zihni bir kabul değil, kalbin Allah’ın vaadine tam bir itimatla sükûnete ermesi ve bu güvenin eyleme dönüşmesi olduğunu ifade eder. Toshihiko Izutsu, iman kavramını Kur'an'ın semantik dünyasının merkezi kutbu olarak analiz eder ve bunun insan ile Allah arasındaki ontolojik bağı yeniden kuran temel bir tercih olduğunu söyler. Arthur Jeffery, kelimenin teknik bir terim olarak Süryanice "haymanuta" ve İbranice "emuna" kavramlarıyla olan tarihsel ve teolojik bağına dikkat çeker. Prof. Dr. Sadık Kılıç, imanın kişiyi varoluşsal kaygılardan kurtaran ve onu ilahi emniyet dairesine sokan bir "teslimiyet" hali olduğunu vurgular.

        Ve Amilû (وَعَمِلُوا)

        İbn Fâris, a-m-l kökünün "bir işi bir niyet ve irade doğrultusunda gerçekleştirmek" manasına geldiğini söyler. Râgıb el-İsfahânî, "amel"in sadece bir hareket değil, akıl ve iradenin ürünü olan bilinçli bir faaliyet olduğunu belirtir. Ayette imanla birlikte zikredilmesinin, inancın ancak somut ve iradi eylemlerle tamamlanabileceğini (meyve verebileceğini) simgelediğini ifade eder. Toshihiko Izutsu, ameli imanın dışa vuran zorunlu bir tezahürü olarak analiz eder.

        es-Sâlihâti (الصَّالِحَاتِ)

        İbn Fâris, s-l-h kökünün "fesadın zıddı, bir şeyin tam, düzgün ve amacına uygun olması" anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "sâlih" amellerin hem kişinin kendi nefsini ıslah eden hem de toplumsal düzeni ve ilahi dengeyi koruyan "iyi ve yararlı" işler olduğunu ifade eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, salihât kavramının ontolojik bir bütünlüğü temsil ettiğini, varlığın doğasına (fıtrata) uygun düşen her türlü yapıcı eylemi kapsadığını savunur. Toshihiko Izutsu, bu kavramı "iman"ın ahlaki dünyadaki pratik karşılığı olarak tanımlar.

        Cennâtin (جَنَّاتٍ)

        İbn Fâris, c-n-n kökünün temel anlamının "bir şeyi örtmek, gizlemek ve duyulardan saklamak" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "cennet"in ağaçlarının yoğunluğuyla toprağı örten bitki örtüsü manasına geldiğini, ancak terim olarak ahiretteki ödül mekanını ifade ettiğini söyler. Arthur Jeffery, kelimenin Aramicedeki "gantâ" (bahçe) kelimesiyle etimolojik bağına dikkat çekerek, vahyî dilde "mutluluk yurdu" olarak özelleştiğini belirtir. Theodor Nöldeke, kelimenin kadim Sami dillerindeki bahçe ve yeşil alan tasvirleriyle olan sürekliliğine işaret eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, cennetin sadece fiziksel bir mekan değil, insanın tüm arzularının ve manevi arayışlarının tam bir sükûnla karşılandığı "ontolojik vatan" olduğunu ifade eder.

        Tecrî (تَجْرِي)

        İbn Fâris, c-r-y kökünün "akmak, bir yöne doğru hızla hareket etmek ve süreklilik" manasına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu fiilin cennet tasvirlerinde nehirlerin canlılığını ve hayat verici akışını nitelediğini ifade eder. Toshihiko Izutsu, "akış" eyleminin cennetteki nimetlerin durağan değil, dinamik ve taze bir karaktere sahip olduğunu simgelediğini belirtir.

        Min Tahtihâ (مِن تَحْتِهَا)

        İbn Fâris, t-h-t kökünün "altta olan, bir şeyin tabanı ve aşağısı" anlamına geldiğini söyler. Râgıb el-İsfahânî, bu tabirin nehirlerin cennet köşklerinin veya ağaçlarının altından, zemininden akmasını niteleyen görsel bir tasvir olduğunu belirtir. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), bu ifadenin cennetin refah, ferahlık ve bolluk dolu atmosferini tamamlayan merkezi bir edebi unsur olduğunu vurgular.

        el-Enhâru (الْأَنْهَارُ)

        İbn Fâris, n-h-r kökünün "genişlemek, yarıp açmak ve aydınlanmak" anlamlarına geldiğini, nehrin de yatağını yararak genişlemesi sebebiyle bu adı aldığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "nehr"in cennetteki rızık ve nimetlerin bol ve kesintisiz oluşunu simgeleyen kozmik bir sembol olduğunu ifade eder. Arthur Jeffery, kelimenin Sami dillerindeki (İbranice "nahar") ortak kökenlerine ve nehirlerin kadim kültürlerdeki kutsiyetine dikkat çeker.

        Hâlidiyne (خَالِدِينَ)

        İbn Fâris, h-l-d kökünün "bir yerde uzun süre kalmak, eskimek ve değişmeden devam etmek" anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "hulûd"un burada "ebediyet" manasında kullanıldığını, cennet hayatının ölümle veya eksilme ile sona ermeyecek olan kalıcılığını nitelediğini ifade eder. Toshihiko Izutsu, bu kavramı zamanın ötesindeki "sonsuzluk" (eternity) olarak analiz eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu sıfatın müminlere verilen en büyük teminat olduğunu; nimetin geçici olmamasının, onun değerini mutlak kıldığını vurgular.

        bi-İzni (بإِذْنِ)

        İbn Fâris, e-z-n kökünün "duymak, bilmek ve bir şeyin yapılmasına yol vermek" manasına geldiğini söyler. Râgıb el-İsfahânî, buradaki iznin Allah’ın mutlak iradesi, rızası ve meşieti olduğunu belirtir. Cennete girişin ve oradaki kalıcılığın ancak ilahi yasalar ve Allah’ın lütfuyla gerçekleşebileceğini ifade eder. Prof. Dr. Hidayet Aydar, iznin burada bir "vize" niteliğinde olduğunu ve kulun eylemlerinin ilahi kabulle mühürlenmesini temsil ettiğini söyler.

        Rabbihim (رَبِّهِمْ)

        İbn Fâris, r-b-b kökünün "sahip olmak, ıslah etmek, terbiye etmek ve bir şeyi kemale ulaştırmak" anlamlarına geldiğini ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, "Rab" isminin burada kullanılmasının, Allah’ın kullarını dünyada iman ve salih amelle terbiye edip cennette nihai mutluluğa ulaştıran şefkatli otoritesini (mürebbî) vurguladığını belirtir. Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu ismin kul ile yaratıcı arasındaki ontolojik bağı ve mülkiyet ilişkisini temsil ettiğini söyler.

        Tahiyyetühüm (تَحِيَّتُهُمْ)

        İbn Fâris, h-y-y kökünün "hayat, canlılık ve birine esenlik dilemek" anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "tahiyye"nin aslen "hayatın uzun ve hayırlı olsun" duası olduğunu, ancak cennette meleklerin veya müminlerin birbirlerine karşı sevgi, saygı ve esenlik beyanlarını ifade ettiğini söyler. Arthur Jeffery, kelimenin Sami dillerindeki (Aramice "hayye") yaşatmak ve kutsamak anlamlarıyla olan bağına işaret eder. Toshihiko Izutsu, tahiyye kavramını cennetin o huzurlu "sosyal atmosferinin" bir iletişim biçimi olarak analiz eder.

        Selâm (سَلَامٌ)

        İbn Fâris, s-l-m kökünün "her türlü maddi ve manevi kusurdan uzak olmak, barış, güvenlik ve esenlik" anlamına geldiğini ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, "selâm"ın burada hem cennet ehlinin birbirine duası hem de Allah’ın onlara yönelik "hiçbir zarar ve üzüntünün dokunmayacağı" vaadi olduğunu belirtir. Toshihiko Izutsu, selâm kavramını Kur'an'ın etik dünyasındaki en yüksek ideal durum olan "mutlak barış ve varoluşsal bütünlük" olarak tanımlar. Prof. Dr. Sadık Kılıç, selâmın cennetin ontolojik karakteri olduğunu; orada her türlü çatışmanın, korkunun ve noksanlığın ilahi bir huzurla yer değiştirdiğini vurgular.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X