ف۪ي عَمَدٍ مُمَدَّدَةٍ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Hümeze Sûresi, 9. Ayet
Daralt
X
-
7-9. "Uzatılmış direklere bağlı olarak içine hapsedildikleri, yükselip yürekleri saran ateş!"
“Amed” (عَمَد) kelimesi “ayın” (ع) ve “mim” (م) harflerinin refi ile “umud” şeklinde veyae her iki harf mansup olarak “amed” (عَمَد) şeklinde de okunmuştur. Ferrâ’nın şöyle dediği nakledilir: “Umud” ve “amed”, “amûd” ve “imâd”ın çoğul şekilleridir. Kimi de “amed”, “amede”nin çoğuludur demiştir: “Bakara” ve “Bakar” gibi. Kelbî dedi ki: Uzatılmış direklere bağlı olarak içine hapsedildikleri. Yani ateş onların üzerine kapaklanmıştır. Şöyle diyor: Üzerlerine yukarıdan uzatılmış ateş sütunlar içinde kapaklanmış bir halde azap içinde olurlar. “Umud” dünyada insanların yaptıkları sütunları gibi sütunlar demektir, lâkin onlar üzerlerine kapaklanan ateşten sütunlardır. En doğrusunu Allah bilir.
Yorum
-
Amedin (عَمَدٍ)
İbn Fâris, kelimenin a-m-d kökünden türediğini ve asıl anlamının bir şeyi ayakta tutan dayanak, sütun veya direk olduğunu belirtir. Ayrıca bu kökün bir şeye yönelmek veya bir şeyi kasten yapmak anlamlarını da barındırdığını ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, "amud" kelimesinin çoğulu olan "amad"ın, binaları veya çadırları taşıyan ana taşıyıcıları temsil ettiğini; ayet bağlamında ise cehennemin kapılarına dışarıdan vurulan sürgüler veya suçluların bağlandığı uzun direkler olarak yorumlandığını açıklar. Arthur Jeffery, kelimenin ortak Sami kökenli olduğunu, İbranice "ammud" ve Süryanice "amuda" ile dilsel bir süreklilik arz ettiğini ve "destek, sütun" anlamının bu dillerde yerleşik olduğunu belirtir. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin seçilişinin ayetteki hapis ve kuşatılmışlık hissini pekiştirdiğini; "amad"ın burada kaçışı imkansız kılan, yıkılmaz ve sarsılmaz engelleri tasvir ettiğini savunur. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu kelimenin cehennemin kapılarını dışarıdan kilitleyen devasa sürgüler veya mahkumların üzerine dikilen, içinden çıkılması mümkün olmayan yüksek sütunlar manasına geldiğini ifade eder. Prof. Dr. Hidayet Aydar, "amad" kelimesinin burada bir azap aracı olarak zikredildiğini, bu direklerin hem hapsedilmeyi hem de ateşin dikey bir şekilde yükselerek kaçış yollarını tıkamasını simgelediğini belirtir.
Mumeddedetin (مُمَدَّدَةٍ)
İbn Fâris, kelimenin m-d-d kökünden geldiğini, bu kökün temel anlamının bir şeyi çekip uzatmak, yaymak ve miktarını artırmak olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "medd" fiilinin bir nesneyi boyuna doğru genişletmek anlamına geldiğini, "tef'il" vezniyle (mümeddede) gelmesinin ise bu uzatmanın çok ileri boyutta, özenle ve sürekli olduğunu ifade ettiğini açıklar. Ayetteki direklerin "mümeddede" (uzatılmış) olması, onların hem boyunun çok uzun olduğunu hem de bu hapis halinin sarsılmazlığını gösterir. Toshihiko Izutsu, kelimeyi azabın niteliği üzerinden analiz ederek, "uzatılmış" olma vasfının sadece mekansal bir uzunluk değil, aynı zamanda bu durumun değişmezliğini ve sürekliliğini, yani azabın zaman içindeki yayılımını simgelediğini vurgular. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), "mümeddede" sıfatının önceki ayetteki "mü'sade" (kapatılmış) kelimesiyle bütünleştiğini; kapıların kapatılmasının ardından bu direklerin boylu boyunca çekilmesinin, hapsetme işleminin ne kadar titiz ve geri dönülemez bir şekilde tamamlandığını gösterdiğini belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu kelimenin direklerin boyunun uzunluğunu nitelediğini, bunun da suçluların kaçış ihtimalini tamamen ortadan kaldıran, onları derin ve çıkışı olmayan bir mahzene hapseden bir mimariyi betimlediğini ifade eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, "mümeddede" sıfatının azabın kuşatıcılığını ve yoğunluğunu temsil ettiğini, bu uzun sütunların insanın kaçış arzusunu ezen bir direnç sembolü olduğunu analiz eder.
Yorum
Yorum