Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Hûd Sûresi, 100. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Hûd Sûresi, 100. Ayet

    ذٰلِكَ مِنْ اَنْـبَٓاءِ الْقُرٰى نَقُصُّهُ عَلَيْكَ مِنْهَا قَٓائِمٌ وَحَص۪يدٌ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Żâlike min enbâ-i-lkurâ nekussuhu ‘aleyk(e)(s) minhâ kâ-imun vehasîd(un)

    Yorum

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      İşte sana anlatmakta olduğumuz eski beldelerin haberleri! Kiminin izleri hala ayakta, kimi de biçilip yere serilmiş.

      Hz. Muhammed'in Peygamberliği

      İşte bu anlamına gelen "zalike" (ذَلِكَ) işaret ismi, bu surede geçen beldeler ve çağlarla ilgili haberlere işaret etmektedir. Sana anlatmakta olduğumuz bu haberler, gayb haberlerindendir. Senin peygamber olduğun anlaşılsın, peygamberliğine delil olsun diye anlatıyoruz, çünkü sen bunların hiçbirini görmedin. Bunları öğrenmek için birilerine gidip ders de almadın. Bunları yazan kitaplar da senin dilinde yazılmamıştı ki, onları gördün ve bu bilgileri oradan aldın, desinler! Sonra sen bunları olduğu gibi onlara anlattın. Bu durum, senin bunları Allah tarafından öğrendiğinin bilinmesi ve senin peygamberliğine delil olması içindir.

      Kiminin izleri hala ayakta, kimi de biçilip yere serilmiş. Bazı müfessirler şöyle dedi: Kiminin izleri hala ayakta; yani onların yerini görüyor ve onları seyrediyorsun. Kimi de biçilip yere serilmiş; yani onların izini ve yerini göremiyorsun. Bazıları, "kaim" kelimesine evlerinin duvarları çatıları üzerine yıkılmış anlamını; "hasid" kelimesine de kökü kazınmış manasını verdi. Hasan-ı Basri şöyle dedi: Kiminin izleri hala ayakta, yani Allah çoğunu yere sermedi, beldelerin çoğunu helak etmedi. Bize göre bu cümlenin aslı şudur: Ad, Semud ve Medyen gibi bazı beldelerin halkı helak edildi, diğer beldelere müslümanlar için dokunulmadı. Çünkü Cenab-ı Hak, Ad kavminin beldesi hakkında şöyle buyurmuştu: "Sonunda sadece evlerinin kalıntılarının görüldüğü bir hale geldiler". "Hasid" kelimesi de bunun gibidir; yani Nuh kavmi bütün binalarıyla birlikte helak edildiği, Lut kavmi de beldeleriyle birlikte helak edildiği gibi, bütün beldeler ve ahalisi helak edilmedi, ama onların ne kendileri kaldı, ne de binaları! En doğrusunu Allah bilir ya, bunun yorumu şudur: Kiminin izleri hala ayakta, yani ahalisi helak edildi, fakat binaları bırakıldı. Kimi de biçilip yere serildi, yani halkı da binaları da yok edildi, onlardan hiçbir iz kalmadı.

      Bu ayet üç hususa işaret etmektedir. Birincisi, az önce söylediğimiz gibi Hz. Peygamber'in peygamberliğine delildir. İkincisi, müttakiler için ibrettir; bu hususa daha sonraki ayette işaret edilmektedir: "işte bunda, ahiret azabından korkanlar için elbette bir ibret vardır". Bu olay, ahiret azabından korkanlar için ibrettir. Üçüncüsü, müşrikler ve kafirler için de sakındırıcıdır, çünkü onlar, o insanların başlarına gelenleri duyduklarında onların yaptıklarını yapmaktan çekinirler. İşte ayet bunlara işaret etmektedir. En doğrusunu Allah bilir.​

      Yorum

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Zâlike (ذَٰلِكَ)

        Râgıb el-İsfahânî, "zâlike" kelimesinin esasen uzaklık bildiren bir işaret ismi olduğunu, ancak bu bağlamda anlatılan tarihsel hadiselerin (kıssaların) azametine ve manevi ağırlığına dikkat çekmek amacıyla kullanıldığını belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu işaret isminin burada sadece bir nesneye değil, önceki ayetlerde detaylandırılan ilahi müdahaleleri ve kavimlerin helak süreçlerini kapsayan bir özetleyici (recapitulation) işlevi gördüğünü ifade eder.

        Enbâi (أَنْبَاءِ)

        Kök: n-b-e. İbn Fâris, bu kökün temel manasının "bir şeyin ortaya çıkıp belirginleşmesi" ve "önemli bir haberin yükselerek duyurulması" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "nebe" kelimesinin her türlü haber için değil, yalnızca büyük bir fayda barındıran ve doğruluğu kesin olan "hayati bilgiler" için kullanıldığını vurgular. Toshihiko Izutsu, bu kavramı Kur'an'ın iletişim yapısında "metafiziksel bir bilgi iletimi" olarak tanımlar; ona göre "enbâ", geçmişin sadece tarihsel bilgisini değil, o bilginin taşıdığı teolojik ve ahlaki yükü temsil eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin burada geçmiş kavimlerin yaşantılarını birer "ibret senaryosu" olarak sunan vahiy dilinin bir parçası olduğunu analiz eder.

        El-Kurâ (الْقُرَىٰ)

        Kök: k-r-y. İbn Fâris, bu kökün asıl manasının "biriktirmek ve toplamak" olduğunu ifade eder; insanların sosyal ve ticari amaçlarla bir araya toplandığı yerler olması nedeniyle şehirlere "karye" denilmiştir. Râgıb el-İsfahânî, "karye" isminin sadece mekanın adı değil, bazen o mekanı dolduran halkı ve oradaki yaşam tarzını da içine alan kapsayıcı bir terim olduğunu belirtir. Arthur Jeffery, kelimenin arkaik Sami dillerindeki (Süryanice "kritha") benzer kullanımlarına dikkat çekerek, Kur'an'da yerleşik ve medeni toplulukları niteleyen merkezi bir kavram olduğunu ifade eder. Toshihiko Izutsu, "karye" kavramını Kur'an'ın "şehir-çöl" karşıtlığında, genellikle peygamberlere karşı kibirli bir tavır sergileyen "yozlaşmış toplum" tipolojisini temsil eden bir birim olarak analiz eder.

        Nekussuhu (نَقُصُّهُ)

        Kök: k-s-s. İbn Fâris, bu kökün temel manasının "bir izi adım adım takip etmek" ve "bir şeyi keserek parçalara ayırmak" olduğunu belirtir. Haber anlatmaya "kass" denilmesi, anlatıcının olayların izini hassasiyetle takip etmesi nedeniyledir. Râgıb el-İsfahânî, "nekussuhu" fiilinin, anlatılan kıssanın gerçeğe tam uygun olduğunu ve tarihsel sürecin hiçbir ayrıntısının atlanmadan ilahi bir silsileyle aktarıldığını ifade ettiğini vurgular. Angelika Neuwirth, bu fiilin kullanımının Kur'an anlatısında geçmişi "bugüne taşıma" ve onu güncel bir tebliğ aracına dönüştürme stratejisi olduğunu belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu eylemin sadece bir hikaye anlatımı değil, muhatabın zihnini inşa eden pedagojik bir "iz sürme" olduğunu tahlil eder.

        Kâimun (قَائِمٌ)

        Kök: k-v-m. İbn Fâris, bu kökün "ayakta durmak, stabil olmak ve süreklilik" manasına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "kâim" kelimesinin burada söz konusu şehirlerin hala harabeleriyle veya bazı yapılarıyla fiziksel olarak ayakta duran, izleri görülebilen kısımlarına işaret ettiğini belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu nitelemenin anlatıyı soyut bir anlatıdan çıkarıp, muhatapların bizzat şahit oldukları tarihsel kalıntılara ve yaşayan mirasa odaklayan somut bir gerçeklik vurgusu olduğunu ifade eder.

        Hasîdun (حَصِيدٌ)

        Kök: h-s-d. İbn Fâris, bu kökün temel manasının "ekini kökünden kesmek ve hasat etmek" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "hasîd" kelimesinin biçilmiş ekin manasına geldiğini; burada ise helak edilen kavimlerin, sanki bir tırpanla biçilmiş gibi varlıklarından eser kalmadığını simgeleyen sarsıcı bir metafor olduğunu vurgular. Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu nitelemeyi ontolojik bir "yok oluş" olarak tahlil eder; zira azapla gelen yıkım, toplumu yaşamın aktif alanından koparıp "cansız ve hareketsiz" bir yığın haline getirmiştir. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), "hasîd" kelimesinin seçilmesini, Kur'an'ın tarımsal imgeleri kullanarak ilahi kudretin yıkıcı gücünü ne kadar yalın ve dehşet verici bir görsellikte sunduğunu gösteren edebi bir başarı olarak görür.

        Yorum

        İşleniyor...
        X