Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Hûd Sûresi, 98. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Hûd Sûresi, 98. Ayet

    يَقْدُمُ قَوْمَهُ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ فَاَوْرَدَهُمُ النَّارَۜ وَبِئْسَ الْوِرْدُ الْمَوْرُودُ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Yakdumu kavmehu yevme-lkiyâmeti feevradehumu-nnâr(a)(s) vebi/se-lvirdu-lmevrûd(u)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      Firavun, kıyamet gününde kavminin önüne düşecek ve onlan ateşe götürecektir. Gidilen o yer ne kötü!

      Firavun, kıyamet gününde kavminin önüne düşecek. Bazıları dedi ki: Yani kavminin öncüsü olacak. Bazıları da şöyle dedi: O, cehenneme varıncaya kadar kavmini sevkedecek. Kavminin önüne düşecek mealindeki beyan, dünyada onların lideri olduğu ve insanların ona tabi olduğu gibi ahirette de onların önderi olacak ve insanlar onun izini takip edecekler. Nitekim Allah şöyle buyuruyor: "Her insan topluluğunu önderleriyle birlikte çağıracağımız o günde ... " "Böylece onları, halkı ateşe çağıran öncüler yapmış olduk''. Cenab-ı Hak dünyadaki önderlerin, ahirette de halkının önderleri olacaklarını haber vermektedir.

      Onları ateşe götürecektir. Yani onlar insanları dünyada, kendilerini ateşe götürecek olan inanca davet ediyor ve bunun gereği olan amelleri yapmalarını emrediyorlardı. Nitekim Allah şöyle buyuruyor: "Ateşe ne kadar da dayanıklılarmış!" Yani cehennem ehlinin amelini yapmaya ne kadar da sabırlı imişler! Bazıları da şöyle dedi: İnsanlar onu, kendilerini cehenneme so lcuncaya kadar takip edecekler.

      Gidilen o yer ne kötü! Bazıları şöyle dedi: Girilen o yere girmek ne kadar kötüdür! "Vird" (الْوِرْدُ) kelimesi, girmek demektir; "mevnid" (الْمَوْرُودُ) da girilen yer anlamına gelir. Ceza, ona sebep olan şeyle isimlendirildi. İbn Abbas (r.a.) şöyle dedi: Kur'aıı-ı Kerimde geçen "vurıld" (وُرُود) kelimesi, her yerde girmek anlamına gelir. Mesela, gidilen o yer ne kötü! "İçinizden, oraya varmayacak hiçbir kimse yoktur". "Şüphe yok ki siz hepiniz oraya gideceksiniz". "Günahkarları da suya götürülen sürü gibi cehenneme süreceğiz" . Cenab-ı Hak her iyiyi ve günahkarı oraya doğru sürecek, "Sonra biz kötülükten sakınanları (cehennemden) esirgeriz; zalimleri de diz üstü çökmüş olarak orada bırakırız".​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Yakdumu (يَقْدُمُ)

        Kök: k-d-m. İbn Fâris, bu kökün temel manasının "bir şeyin önünde olmak ve öne geçmek" olduğunu belirtir. Ayak manasına gelen "kadem" de bedenin en önünde yer aldığı için bu köktendir. Râgıb el-İsfahânî, "takdim" eyleminin birini bir yere sevk etmek veya bir topluluğun önünde yürümek (liderlik) olduğunu ifade eder. Toshihiko Izutsu, buradaki fiilin Firavun'un dünyadaki siyasi liderliğinin ahiretteki "ontolojik bir sürüklemeye" dönüştüğünü simgelediğini belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu kullanımın Firavun’un dünyada kavmini saptırdığı gibi ahirette de onları felakete götüren "şer bir rehber" olarak tasvir edildiğini analiz eder.

        Kavmehu (قَوْمَهُ)

        Kök: k-v-m. İbn Fâris, bu kökün temel manasının "ayağa kalkmak ve bir işi deruhte etmek" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "kavm" kelimesinin burada Firavun'un peşinden giden, onun ideolojisini ve zulmünü benimseyen topluluğu ifade ettiğini vurgular. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın "kavm" ve "lider" (imam) arasındaki bağı kopmaz bir bütünlük içinde sunduğunu, burada kavmin kendi iradesiyle seçtiği otoriteye olan "mutlak tabiyetini" yansıttığını belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu kelimenin Firavun ile halkı arasındaki suç ortaklığını ve bu ortaklığın ahiretteki yansımasını temsil ettiğini analiz eder.

        Yevme (يَوْمَ)

        Kök: y-v-m. İbn Fâris, bu kökün zamanın bir dilimini ifade ettiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "yevm" kelimesinin burada sadece 24 saatlik bir süreyi değil, mutlak bir "karar ve hesap vaktini" temsil ettiğini ifade eder. Toshihiko Izutsu, zamanın Kur'an'da ahlaki bir değer kazandığını, buradaki "gün"ün zalimler için mühletin bittiği "nihai hakikat anı" olduğunu belirtir.

        El-Kıyâmeti (الْقِيَامَةِ)

        Kök: k-v-m. İbn Fâris, bu kökün "ayakta durmak" manasından hareketle, insanların hesap için Allah'ın huzurunda ayağa kalkacağı anı nitelediğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "kıyâmet" kavramının hem fiziksel bir kalkışı hem de adaletin tam olarak tesis edildiği "büyük duruşmayı" ifade ettiğini vurgular. Arthur Jeffery, kelimenin Süryanice/Aramice "kayamtâ" (diriliş/antlaşma) kökenli olabileceğini ve Kur'an'ın bu kavramı eskatolojik bir terim olarak teknikleştirdiğini belirtir. Prof. Dr. Sadık Kılıç, kıyameti ontolojik bir "hakikat belirmesi" olarak tahlil eder; varlığın tüm gizli yanlarının açığa çıktığı andır.

        Fe-evredehumu (فَأَوْرَدَهُمُ)

        Kök: v-r-d. İbn Fâris, bu kökün temel manasının "bir yere varmak, özellikle suya ulaşmak" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "ivrad" eyleminin bir canlı topluluğunu bir su kaynağına doğru sürmek olduğunu, ancak ayette bu kelimenin bir "ironi" (alay) olarak ateşe sevk edilmek manasında kullanıldığını ifade eder. Toshihiko Izutsu, bu fiilin kullanımını "susuzluk ve su" metaforu üzerinden tahlil eder; Firavun kavmini serinletici bir kaynağa değil, yakıcı bir ateşe "suya götürür gibi" sürüklemektedir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu kullanımın bedevî Arap kültüründeki "sürüleri suya götürme" eyleminin teolojik bir felaket tasvirine dönüştürülmesi olduğunu belirtir.

        En-Nâra (النَّارَ)

        Kök: n-v-r. İbn Fâris, bu kökün ışık ve yakıcılık manasına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "nâr" kelimesinin burada hem fiziksel yakıcılığı hem de ilahi azabın şiddetini temsil ettiğini vurgular. Toshihiko Izutsu, ateşin Kur'an'da "nur" (ışık) kavramının zıddı olan "yakıcı karanlık" bir ceza olarak konumlandırıldığını belirtir.

        Bi'se (وَبِئْسَ)

        Kök: b-e-s. İbn Fâris, bu kökün "şiddet, sıkıntı ve kötülük" manasına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "bi'se" kelimesinin Arapçada bir durumu yermek (zemmetmek) için kullanılan özel bir fiil olduğunu ve muhatabın içine düştüğü durumun ne kadar "feci ve aşağılık" olduğunu ifade ettiğini belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu kelimenin anlatıdaki "dehşet" havasını pekiştiren bir edebi "teessüf" nidası olduğunu analiz eder.

        El-Virdü (الْوِرْدُ)

        Kök: v-r-d. İbn Fâris, suyun yanına varmak ve su içilecek yer manasına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "vird" kelimesinin burada ulaşılan hedefi ve o hedefin (ateşin) fıtrata ne kadar aykırı olduğunu simgelediğini ifade eder. Toshihiko Izutsu, normalde hayat veren bir kavramın (suya varış), burada ölüme ve azaba (ateşe varış) dönüşmesiyle oluşan semantik ironiye dikkat çeker.

        El-Mevrûdu (الْمَوْرُودُ)

        Kök: v-r-d. İbn Fâris, "mevrûd"un ulaşılan, varılan yer olduğunu belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, "vird" ve "mevrûd" kelimelerinin peş peşe zikredilmesinin, kaçışın imkansızlığını ve o yerin (cehennemin) artık onlar için "sabit bir mekan" haline geldiğini vurgulayan edebi bir tekit olduğunu analiz eder. Angelika Neuwirth, bu kelime oyunlarının anlatıda zalimlerin beklentileri ile karşılaştıkları gerçeklik arasındaki trajediye işaret ettiğini belirtir.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X