Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Hûd Sûresi, 95. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Hûd Sûresi, 95. Ayet

    كَاَنْ لَمْ يَغْنَوْا ف۪يهَاۜ اَلَا بُعْداً لِمَدْيَنَ كَمَا بَعِدَتْ ثَمُودُ۟​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Keen lem yaġnev fîhâ(k) elâ bu’den limedyene kemâ be’idet śemûd(u)

    Yorum

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      94. Emrimiz gelince, Şuayb'ı ve onunla beraber iman edenleri tarafımızdan bir rahmetle kurtardık; haksızlık edenleri de korkunç bir gürültü yakaladı, yurtlannda diz üstü çöküp kaldılar.

      95. Sanki orada hiç oturmamışlardı! işte böyle, Semud'un yıkıldığı gibi Medyen de yıkılıp gitti!


      Haksızlık edenleri korkunç bir gürültü yakaladı. Buradaki korkunç gürültü anlamına gelen "sayha"nın (الصَّيْحَةُ), Cibril'in sayhası olduğu söylendi, yani onlar Cibril'in oluşturduğu gürültü ile helak edildiler. Bazıları, sayha için her azabın ismidir, dedi. "Racfe" (الرَّجْفَةُ) de böyledir. Kur'an-ı Kerimöe azap hakkında muhtelif isimler kullanılmıştır; hazan "saika'' (صَاعِقَةٌ), hazan "sayha'' (الصَّيْحَةُ), hazanda "racfe" (الرَّجْفَةُ) denilmiştir.

      Hz. Şuayb'ın Ümmetini Helâk Eden Azap

      Yurtlarında diz üstü çöküp kaldılar. Sanki orada hiç oturmamışlardı! İşte böyle, Semud'un yıkıldığı gibi Medyen de yıkılıp gitti! Bu hususu da daha önce zikretmiştik. Bazı müfessirler şöyle dedi: Medyen de yıkılıp gitti, yani helak olup gitti; Semud'un yıkıldığı gibi, yani Semud da helak olup gitmişti. Çünkü bunların ikisini de Cenab-ı Hak korkunç bir gürültü (sayha) ile helak etmişti. Bundan dolayı ümmetler arasından özellikle Semûddan bahsetti. İbn Abbas'ın (r.a.) şöyle dediği rivayet edilir: Hz. Şuayb'ın ve Hz. Salih'in kavmi hariç, kimse tek bir azap ile azap edilmemiştir. Hz. Salih'in kavmini yer altından gelen korkunç bir gürültü (sayha) yakalamış, Hz. Şuayb'ın kavmi de yukarıdan gelen bir azapla helak edilmişti. Cenab-ı Hak, içinde onların azabı bulunan bir bulut yaratmıştı, -insanlar onun gölgelik gibi olduğunu anlamamışlardı- onun içinde bir rüzgar vardı. İnsanlar bulutu gördüklerinde güneşin sıcağından gölgelenmek için hemen onun altına koştular, derken üzerlerine azap yağıverdi. İşte şu ayet-i kerime bunu ifade etmektedir: "Gölge gününün azabı Üzerlerine çöküverdi:'.

      Semud, Allah'ın rahmetinden uzak olduğu gibi, Medyen de Allanın rahmetinden uzak oldu. Söz konusu helakin belirttiğimiz gibi olması muhtemeldir. En doğrusunu Allah bilir.​

      Yorum

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Ke-en (Ke-en / كَأَن)

        Kök: k-e-n. İbn Fâris, bu edatın temel manasının teşbih (benzetme) ve bir durumun sanki öyleymiş gibi sunulması olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "ke-en" kelimesinin burada bir kesinlik (yakîn) bildirdiğini; Medyen halkının o topraklarda hiç bulunmamışçasına, tüm izlerinin silinişini vurgulayan edebi bir araç olduğunu ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu kullanımın anlatıda bir "yokluk" atmosferi yarattığını, muhatabın zihninde az önce canlı olan bir toplumun bir anda silinip gitmesini resmettiğini belirtir.

        Yağnev (Yağnev / يَغْنَوْا)

        Kök: ğ-n-y. İbn Fâris, bu kökün temel manasının "başkasına ihtiyaç duymamak ve bir yerde ikamet etmek" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "yağnev" fiilini bir mekânda zenginlik, bolluk ve huzur içinde uzun süre kalmak olarak tanımlar. Toshihiko Izutsu, bu kelimenin Medyen halkının o topraklardaki varoluşsal "köksalmışlığını" ve sahte bir "kendine yeterlilik" (ğina) duygusunu ifade ettiğini, ancak ilahi azabın bu köklü yapıyı sanki hiç var olmamış gibi sildiğini belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, fiilin kullanımının Medyen medeniyetinin maddi refahının ne kadar kırılgan ve geçici olduğunu gösteren bir ironi taşıdığını analiz eder.

        Ela (Ela / أَلَا)

        İbn Fâris, bu kelimenin bir istifham (soru) ve tenbih (uyarı) edatı olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "ela" nidasının söylenecek olan sözün önemine dikkat çekmek ve muhatabı uyanıklığa çağırmak için kullanılan bir "açılış" nidası olduğunu ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu edatın anlatının sonuna eklenen ilahi bir mühür işlevi gördüğünü ve Medyen halkı hakkında verilen nihai hükmü ilan ettiğini belirtir.

        Bu’den (Bu’den / بُعْدًا)

        Kök: b-ayn-d. İbn Fâris, bu kökün temel manasının hem fiziksel mesafe (uzaklık) hem de helak/yok olma anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "bu’d" kavramının burada mekânsal bir uzaklıktan ziyade "ilahi rahmetten mahrumiyet" ve "tarih sahnesinden silinme" (suht) manasında bir beddua olduğunu ifade eder. Toshihiko Izutsu, bu kelimeyi Kur’an’ın "lanet" semantiği içinde değerlendirerek, suçlu bir toplumun ilahi varlık alanından ebediyen kovulmasını temsil ettiğini belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, "bu’den li-Medyene" ifadesinin, o halkın artık hiçbir kurtuluş veya geri dönüş imkanının kalmadığını mühürleyen hukuki bir karar olduğunu analiz eder.

        Medyene (Medyene / مَدْيَنَ)

        Özel isim. Arthur Jeffery, bu ismin İbranice "Midyan" kökenli olduğunu ve Kuzeybatı Arabistan'da yaşayan kadim bir halkı nitelediğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, Medyen isminin hem bir kabile hem de o kabilenin yerleşik olduğu coğrafi havzayı ifade eden sembolik bir isim olduğunu belirtir. Toshihiko Izutsu, Medyen’in Kur’an’ın semantik dünyasında "ticari yozlaşma ve ahlaki çürüme" ile özdeşleşmiş bir toplumsal tipoloji olduğunu ifade eder.

        Be’idet (Be’idet / بَعِدَتْ)

        Kök: b-ayn-d. İbn Fâris, fiil formundaki bu kullanımın da "yok oldu, helak oldu ve rahmetten uzak düştü" manasına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu kelimenin bir önceki "bu’den" kelimesiyle aynı kökten gelmesinin, azabın ve uzaklığın kaçınılmazlığını pekiştiren bir tekit olduğunu ifade eder. Toshihiko Izutsu, bu fiilin burada tarihsel bir karşılaştırma aracı olarak kullanıldığını, iki farklı halkın aynı "uzaklık" (helak) yazgısında birleştiğini simgelediğini belirtir.

        Semûd (Semûd / ثَمُودُ)

        Özel isim. Arthur Jeffery, Semud isminin kadim yazıtlarla doğrulanmış tarihsel bir kabile olduğunu belirtir. Celaleddin el-Suyuti, "Semud" isminin Kur’an’da helak edilmiş kavimlerin en sarsıcı örneklerinden biri olarak teknikleştiğini ifade eder. Angelika Neuwirth, Semud’un burada zikredilmesinin "tarihsel bir tipoloji" (historical typology) oluşturduğunu; Medyen’in sonunun Semud’un sonuyla aynı ontolojik zeminde gerçekleştiğini ve her iki halkın da ilahi adaletin "aynı yasasına" (sünnetullah) tabi olduğunu analiz eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, Semud örneğinin muhatapların (Mekkeli müşriklerin) zihnindeki en somut yıkım hatırası olması sebebiyle, Medyen kıssasını pekiştiren bir "final ibreti" olarak konumlandırıldığını belirtir.

        Yorum

        İşleniyor...
        X