Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Hûd Sûresi, 92. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Hûd Sûresi, 92. Ayet

    قَالَ يَا قَوْمِ اَرَهْط۪ٓي اَعَزُّ عَلَيْكُمْ مِنَ اللّٰهِۜ وَاتَّخَذْتُمُوهُ وَرَٓاءَكُمْ ظِهْرِياًّۜ اِنَّ رَبّ۪ي بِمَا تَعْمَلُونَ مُح۪يطٌ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Kâle yâkavmi erahtî e’azzu ‘aleykum mina(A)llâhi vetteḣażtumûhu verâekum zihriyyâ(en)(s) inne rabbî bimâ ta’melûne muhît(un)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      Şuayb da, ey kavmim! Size göre benim kabilem Allah'tan daha mı hatırlı ki O'nu arkanıza atıp unuttunuz. Şüphesiz ki Rabbim yaptıklannızı kuşatmıştır.

      Şuayb da, ey kavmim! Size göre benim kabilem Allah'tan daha mı hatırlı? Bu ilahi kelam iki şekilde açıklanabilir. Birincisi, ey kavmim, benim kabilemin sizin üzerinizdeki hakkı Allah'ın hakkından daha mı büyüktür ve daha çok mu saygıya layıktır ki, kabileme duyduğunuz saygı yüzünden tehdit ettiğiniz cezayı vermekten vazgeçtiniz? İkincisi, benim kavmim sizi Allah'tan daha çok mu korkutuyor ve Allah'tan daha mı güçlüdürler, anlamına gelir. "Eğer kabilen olmasaydı seni mutlaka taşlayarak öldürürdük" mealindeki ayetin tefsirinde de onun iki anlama geldiğini söylemiştik. Birincisi, Hz. Şuayb'ın kabilesine duydukları saygı idi, çünkü kabilesi her konuda onlarla birlikte idi ve onlara yardım ediyordu. İkincisi, kabileden korktukları, onların güçlerinden ve nüfusunun çokluğundan çekindiklerinden ve fazla saldırgan olmalarından dolayı, Şuayb'ı tehdit ettikleri cezayı ona vermekten vazgeçmişlerdi. İşte burada da Şuayb şöyle diyordu: Demek ki kabilemden duyduğunuz korku, Allah'tan duyduğunuz korkudan daha çok ve daha büyüktür, ama geçmiş ümmetlerin başına gelenlerden hareketle, Allah'ın gücünün ve intikamının ne kadar büyük olduğunu biliyor olmalısınız. Yahut şöyle demişti: Sizin nezdinizde kabilemin saygınlığı ve hakkı, Allah'ın hakkından ve saygınlığından daha büyüktür, ama Cenab-ı Hakk'ın size olan ihsanını ve lütuflarını biliyor olmalısınız.

      O'nu arkanıza atıp unuttunuz. Bazıları bu ayete, Allah'a sırtınızı döndünüz anlamı verdi. Onların Cenab-ı Hakk'a sırtlarını dönmeleri, O'na kızmaları anlamına gelir. Bazıları dedi ki: Araplar şöyle derler: Falanca insanları arkasına attı, yani onlara kızdı demektir. Ancak böyle bir sözün kullanılıp kullanılmadığını bilmiyoruz. Eğer bunun kullanıldığı söylenirse, o zaman dediği gibi olması muhtemeldir. Bu, Ebu Bekir el-Esamm'ın sözüdür. Diğer müfessirler dediler ki: O'nu arkanıza atıp unuttunuz mealindeki ayet, Allah'ı arkanıza attınız, yani Allah'ın hakkını, emrini ve size indirdiği kitabını arkanıza attınız, umursamadınız, Allah'ın emrine uygun davranmıyorsunuz ve bundan kaygılanmıyorsunuz manasına gelir. Bu durumda Allah, sanki insanın sırtının arkasına atılan bir nesne gibidir. Bu, temsili bir ifadedir. Yani Allah'ın emrini ve sizin davet edildiğiniz dinini sırtınızı arkasına attığınız bir nesne haline getirdiniz, ona bakıp düşünmüyor ve ondan kaygılanmıyorsunuz. Bu cümle, şu ayetlerdeki ifadeye benzemektedir: "Hemen gerisin geriye dönüş yaptı". "Gerisin geri dönecek misiniz?". Bunlar da temsili ifadelerdir, yani sizin içinde bulunduğunuz çirkinlik, topuklar üzerinde geri dönmek gibidir.

      Şüphesiz ki Rabbim yaptıklarınızı kuşatmıştır. Bu beyan da iki şekilde izah edilir. Yani şüphesiz ki Rabbim, çirkin işlerden sizin yaptıklarınızı kuşatmıştır ve sizi bundan dolayı cezalandıracaktır. Yahut şüphesiz ki Rabbim, sizin Resulullah'a (s.a.) kurduğunuz tuzakları ve hileleri kuşatmıştır ve size karşı ona yardım edecektir.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Kâle (Kâle / قَالَ)

        Kök: k-v-l. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının sesleri ve harfleri bir araya getirerek bir manayı dışa vurmak olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "kavl" kavramının zihindeki düşüncelerin dil vasıtasıyla somutlaşması olduğunu ifade eder. Toshihiko Izutsu, bu fiilin Şuayb peygamberin kavminin tehditlerine karşı sergilediği teolojik duruşu ve sarsılmaz inancını başlatan bir beyan dili olduğunu belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, buradaki "kâle" eyleminin, peygamberin kavminin kabilevi baskılarına karşı Allah'ın otoritesini merkeze alan vakur bir cevap olduğunu analiz eder.

        Yâ Kavmi (Yâ Kavmi / يَا قَوْمِ)

        Kök: k-v-m. İbn Fâris, bu kökün temel manasının "ayağa kalkmak, dikilmek ve bir şeyi ayakta tutmak" olduğunu belirtir. Bir grup insanın bir amaç veya lider etrafında toplanıp "ayaklanması" sonucu "kavm" kelimesi oluşmuştur. Râgıb el-İsfahânî, "kavm" kelimesinin bir topluluğu oluşturan tüm bireyleri kapsayan sosyolojik bir terim olduğunu ifade eder. Toshihiko Izutsu, bu hitabın Şuayb'ın kabilevi bağlarını kullanarak muhataplarına hem şefkatle hem de teolojik bir sorumlulukla seslendiğini belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu hitabın peygamberin kavmine karşı duyduğu içsel yakınlığı ve onları doğru yola çağırma gayretini simgeleyen edebi bir nida olduğunu vurgular.

        Erahtî (Erahtî / أَرَهْطِي)

        Kök: r-h-t. İbn Fâris, bu kökün temel manasının "bir kişinin ailesi ve yakın çevresi olan küçük topluluk" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "raht" kelimesinin üç ile on kişi arasındaki yakın kabile fertlerini ifade ettiğini belirtir. Toshihiko Izutsu, baştaki istifham (soru) hemzesiyle (e-rahtî) birlikte bu kelimenin, peygamberin kavmine yönelttiği sarsıcı bir "değer sorgulaması" olduğunu ifade eder. Izutsu'ya göre bu soru, kabilevi korunma (asabiyet) ile ilahi otorite arasındaki ontolojik çatışmayı açığa çıkarır. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, Şuayb'ın "Benim kabilem mi sizin yanınızda daha güçlü?" sorusunun, muhatapların Allah'tan değil de kabile gücünden korkmalarını eleştiren ironik bir yaklaşım olduğunu analiz eder.

        Eazzu (Eazzu / أَعَزُّ)

        Kök: a-z-z. İbn Fâris, bu kökün temel manasının "güç, üstünlük ve nadirlik" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "aziz" kavramının mağlup edilemez güç ve onur sahibi kişiyi ifade ettiğini vurgular; "eazzu" ise bu gücün kıyaslamalı (ism-i tafdil) halidir. Toshihiko Izutsu, "eazzu" kelimesinin burada toplumsal değerler hiyerarşisinde kimin "mutlak otorite" olduğunu sorgulayan anahtar kelime olduğunu belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu kullanımın Medyen halkının zihnindeki "güç" algısının ne kadar çarpık olduğunu, Allah'ın gücünü bir kabilenin (raht) gücünden daha aşağıda gördüklerini ifşa eden teolojik bir eleştiri olduğunu ifade eder.

        Vattahaztumūhu (Vattahaztumūhu / وَاتَّخَذْتُمُوهُ)

        Kök: e-h-z. İbn Fâris, bu kökün temel manasının "bir şeyi tutmak, yakalamak ve almak" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "ittihaz" kavramının bir şeyi edinmek, onu bir halden başka bir hale (mesela birini dost veya düşman edinmek gibi) sokmak manasına geldiğini ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu fiilin muhatapların Allah'a karşı takındıkları bilinçli ve iradi "tavrı" temsil ettiğini belirtir. Toshihiko Izutsu, Allah'ın bir nesne gibi "arkaya atılan bir şey" olarak edinilmesini, muhatapların teolojik dünyalarındaki büyük sapmayı gösteren semantik bir eylem olarak tahlil eder.

        Verâekum (Verâekum / وَرَاءَكُمْ)

        Kök: v-r-e. İbn Fâris, bu kökün hem "arka" hem de "ön" (zıddiyet taşıyan kelimelerden) manasına gelebildiğini, ancak buradaki bağlamın kesinlikle "ihmal edilen arka taraf" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "verâ" kelimesinin burada bir şeyi önemsememek ve gözden çıkarmak manasında mekânsal bir metafor olarak kullanıldığını ifade eder. Toshihiko Izutsu, bu kelimenin "zihinsel bir unutuşu" ve "ilahi olanı hayatın dışına itmeyi" simgelediğini belirtir.

        Zihriyyâ (Zihriyyâ / ظِهْرِيًّا)

        Kök: z-h-r. İbn Fâris, bu kökün temel manasının "arka taraf, sırt ve bir şeyin görünen yüzü" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "zihrî" kelimesinin bir şeyi sırtının arkasına atıp tamamen unutmak, ona hiç değer vermemek manasına gelen bir deyim olduğunu ifade eder. Arthur Jeffery, kelimenin Arapça kökenli olduğunu ve "terk etmek/ihmal etmek" manasında yerleşik bir kullanım taşıdığını belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, "Onu arkanıza atılmış (değersiz) bir şey edindiniz" ifadesindeki bu nitelemenin, muhatapların Allah'a karşı sergiledikleri küstahça kayıtsızlığı ve O'nu hayatlarından tamamen dışladıklarını resmettiğini vurgular. Prof. Dr. Sadık Kılıç, zihriyyâ kavramını ontolojik bir "temas kesilmesi" olarak tahlil eder; bu, kulun Yaratıcı ile olan varoluşsal bağını kasten koparmasıdır.

        Muhît (Muhît / مُحِيطٌ)

        Kök: h-v-t. İbn Fâris, bu kökün temel manasının "bir şeyi her taraftan sarmak, çevrelemek ve korumak" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "muhît" sıfatının Allah'a nispet edildiğinde O'nun ilminin ve kudretinin her şeyi kuşattığını, hiçbir şeyin O'ndan gizli kalamayacağını ifade ettiğini vurgular. Toshihiko Izutsu, bu kelimenin ayetin sonundaki "mutlak denetim" vurgusunu mühürlediğini belirtir. Prof. Dr. Sadık Kılıç, Allah'ın "muhît" oluşunu ontolojik bir "kuşatıcılık" olarak görür; insanlar O'nu arkalarına atsalar da (zihriyyâ), aslında kendileri her an O'nun kuşatması altındadırlar. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu ismin muhataplar için sarsıcı bir tehdit ve uyarı taşıdığını analiz eder.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X