Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Hûd Sûresi, 10. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Hûd Sûresi, 10. Ayet

    وَلَئِنْ اَذَقْنَاهُ نَعْمَٓاءَ بَعْدَ ضَرَّٓاءَ مَسَّتْهُ لَيَقُولَنَّ ذَهَبَ السَّيِّـَٔاتُ عَنّ۪يۜ اِنَّهُ لَفَرِحٌ فَخُورٌۙ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Vele-in eżeknâhu na’mâe ba’de darrâe messet-hu leyekûlenne żehebe-sseyyi-âtu ‘annî(c) innehu leferihun feḣûr(un)

    Yorum

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      Eğer başına gelen bir sıkıntıdan sonra ona bir nimet tattınrsak, '(Oh!) Kötü durumlar benden uzaklaşıp gitti' der. Artık onun bütün yaptığı sevinmek ve övünmektir.

      Bu ayetteki "ferah" (فَرِحٌ) kelimesi razı ve hoşnut olmak anlamına gelir. Cenab-ı Hak ayet-i kerimede "Onlar dünya hayatıyla sevinip mutlu oluyorlar", yani dünya hayatından razı ve hoşnutturlar buyurmaktadır. Denildi ki: "Ferih'' (فَرِحٌ) kelimesi, çok sevinmek ve şımarmak demektir. Rahatlık ve bolluk halinde 'insan sevinip şımarır. Cenab-ı Hak ise "Bil ki Allah şımarıkları sevmez" buyurmaktadır. "Ferah': insanı hazan küfre götürür, hazan da küfür değil sadece sevindirir. Ayetteki fahur (فَخُورٌ) kelimesi ise, kendisine verilen mal ve servetle fakirlere karşı övünmek, yahut nebileri ve resûlleri yalanlayarak böbürlenmek demektir. Kafirlerin reislerinin adeti de böyle idi, onlar servet sahibi idiler ve bolluk içinde yaşıyorlardı; mal ve bolluk itibariyle kendilerinden daha düşük olan birine peygamberlik verilmesini kabul edemiyorlardı. Nitekim Cenab-ı Hak şöyle söylemektedir: "Var etti ki, sırtlarına binesiniz, üzerine yerleştiğinizde Rabb'inizin nimetini hatırlayasınız ve şöyle diyesiniz: Bu Kur'an, şu iki şehirden büyük bir kişiye indirilseydi ya!" "Biz servet ve nüfus açısından üstünüz".​

      Yorum

      • Etimolog
        • 2025
        • 5075

        #4
        Na'mâe (نَعْمَاءَ)

        Bolluk ve nimet anlamına gelen bu kelime, nun-ayn-mim kökünden türemiştir. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının hayatın rahatlığı, yumuşaklık, genişlik ve bedensel/ruhsal esenlik olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "nimet" kavramını insanın doğasına uygun düşen, onun hoşuna giden ve ihtiyacını gideren her türlü iyi durum olarak tanımlar; "na'mâ" kelimesinin ise özellikle dışarıdan açıkça görülebilen, aşikâr ve geniş çaplı refah durumlarını ifade ettiğini belirtir. Bu kavramın Kur'an'ın varlık tasavvurundaki yerini inceleyen Toshihiko Izutsu, İslam öncesi dönemde sadece rastlantısal bir bolluk veya kabilevi bir şans olarak görülen bu durumun, Kur'an tarafından mutlak yaratıcı ile insan (Rab-Abd) arasındaki dikey ilişkinin bir parçası haline getirildiğini analiz eder. Izutsu'ya göre "na'mâ", ilahi makamdan aşağıya inen bilinçli bir lütuftur ve ayetin bağlamında insanın psikolojik direncini ve ahlaki sadakatini ölçen ontolojik bir imtihan aracı olarak kurgulanmıştır.

        Darrâe (ضَرَّاءَ)

        Sıkıntı ve zarar bildiren bu sözcük, dat-ra-ra kökünden gelmektedir. İbn Fâris, bu kökün asıl manasının faydanın (nef') zıddı olduğunu; bir şeyde meydana gelen eksiklik, hasar, zorluk ve darlık hallerini kapsadığını ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, darrâ kavramını insanın bedenine (hastalık), nefsine (üzüntü) veya dış dünyasına (fakirlik, mal kaybı) isabet eden her türlü kötü hal ve musibet olarak detaylandırır. Ayetin edebi kurgusundaki işlevine odaklanan Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), bu kelimenin hemen öncesindeki "na'mâ" (bolluk) kelimesiyle birlikte kullanılarak keskin bir zıtlık (tıbâk) sanatı oluşturduğunu belirtir. Ona göre bu beyani/retorik tercih, insan hayatındaki ani iniş çıkışları estetik bir dille resmetmekte ve insanın bu iki zıt uç (bolluk ve darlık) arasındaki savrulmalarında ortaya çıkan psikolojik zaafları muhataba çarpıcı bir biçimde sergilemektedir.

        Messethu (مَسَّتْهُ)

        Dokunma eylemini ifade eden bu fiil, mim-sin-sin kökünden türemiştir. İbn Fâris, kökün temel anlamının bir şeye elle dokunmak, yüzeysel olarak fiziksel temas kurmak olduğunu aktarır. Râgıb el-İsfahânî, kelimeyi bir şeyin diğerine hafifçe ve kısa süreli ulaşması olarak tanımlarken, ayette "sıkıntının insana isabet etmesi" anlamında mecazi bir bağlamda kullanıldığını belirtir. Bu kelimenin seçimindeki teolojik ve psikolojik inceliği tahlil eden Prof. Dr. Mustafa Öztürk, Kur'an'ın "dokunmak" fiilini bilinçli olarak kullandığını vurgular. Öztürk'e göre insanın algısında devasa, kalıcı ve yıkıcı bir felaket gibi algılanan sıkıntı (darrâ), aslında ilahi zaman ve plan düzleminde sadece geçici bir yoklama, hafif bir sarsıntı ve teğet geçen bir imtihan "dokunuşudur". İnsanın sığ değerlendirme kapasitesi, bu hafif dokunuşu varoluşsal bir yıkım sanmakta, sıkıntı geçtiğinde ise hiç yaşanmamış gibi hızla unutmaktadır.

        Es-Seyyiâtu (السَّيِّئَاتُ)

        Kötülükler ve musibetler anlamına gelen bu kelime, sin-vav-hemze köküne dayanır. İbn Fâris, bu kökün asıl manasının doğası gereği çirkin olan, hoşa gitmeyen ve insanı üzen, kederlendiren şey olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "seyyie" kavramını, insanın dünyevi veya uhrevi yaşantısında ona acı veren, durumunu kötüleştiren her türlü eylem veya olay olarak tanımlar. Ayetin bağlamında bu kelimenin antropolojik arka planını inceleyen Toshihiko Izutsu, cahiliye dönemi zihniyetinde insanların başlarına gelen hastalık, kıtlık veya ölümleri zamanın (dehr) getirdiği anlamsız ve kör bir "talihsizlik/kötülük" (seyyie) olarak algıladıklarını belirtir. Izutsu'ya göre Kur'an, ayetteki insan tipolojisini tam da bu noktada eleştirir: İnsan, ilahi bir imtihan olan sıkıntıları rastlantısal "kötü şans" olarak etiketlemekte ve bolluk geldiğinde "kötülükler benden çekip gitti" diyerek olayların ardındaki ontolojik ve teolojik mesajı okuyamamaktadır.

        Ferihun (فَرِحٌ)

        Sevinç ve şımarıklığı ifade eden bu kelime, fe-ra-ha kökünden gelmektedir. İbn Fâris, kökün temel anlamının kalbin ağırlıklardan kurtulup hafiflemesi, yoğun bir coşku duyması ve bu coşkunun getirdiği şımarıklık ve taşkınlık hali olduğunu aktarır. Râgıb el-İsfahânî, "ferah" kavramını nefsin geçici bir hazla anlık olarak şişmesi ve sevinmesi olarak tanımlarken, Kur'an terminolojisinde bu kelimenin genellikle olumsuz bir bağlamda; aklın devreden çıktığı, tefekkürden yoksun, yersiz ve nankörce bir böbürlenme eylemi olarak kullanıldığına dikkat çeker. Bu ruh halinin psikolojik derinliğini inceleyen Prof. Dr. Sadık Kılıç, ayette tasvir edilen "ferih" olmanın ontolojik bir körlük hali olduğunu vurgular. Kılıç'a göre insan, sıkıntıdan kurtulup nimete kavuştuğunda o nimetin asıl vericisini (Mün'im) tamamen unutarak sadece nimetin kendisine odaklanmakta ve ilahi iradeden bağımsız, sahte ve temelsiz bir güven duygusuyla şımarıkça bir sevinç girdabına kapılmaktadır.

        Fehûr (فَخُورٌ)

        Övünme ve kibir bildiren bu sözcük, fe-hı-ra kökünden türemiştir. İbn Fâris, bu kökün asıl manasının kişinin kendisinde olduğunu düşündüğü asalet, mal, mülk veya başarı gibi şeyleri sayarak başkalarına karşı büyüklük taslaması, kendini üstün görmesi olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "fahr" eylemini kendinde emanet olarak bulunan meziyetlerle haksız yere övünmek olarak açıklar; "fahûr" kalıbının ise bu övünme işini karakter haline getirmiş, mübalağalı bir şekilde kibre batmış kişiyi nitelediğini söyler. Kelimenin sosyolojik kökenlerini tahlil eden Toshihiko Izutsu, "fahr" kavramının cahiliye dönemi arap toplumunun en temel ahlaki (!) kodlarından biri olduğunu belirtir. Kabilelerin nesep, zenginlik ve güçleriyle övünmeleri bir statü göstergesiyken; Kur'an, ayetteki insanı bu ilkel zihniyete geri dönmekle suçlar. İnsan, Allah'ın verdiği nimeti kendi liyakati, şahsi başarısı ve hakkı sanarak ilahi inayet sistemini reddetmekte ve cahiliye kibrine bürünmektedir. Bu kelimenin ayetteki edebi işlevine değinen Angelika Neuwirth ise, "ferihun fahûr" (şımarık ve böbürlenen) kelimelerinin art arda kullanımının yarattığı ritmik ve fonetik uyuma dikkat çeker. Neuwirth'e göre bu ses uyumu, Mekke toplumundaki elitlerin o sığ ve temelsiz kibrini estetik, akılda kalıcı ve ritmik bir dille alaya alan yapısal ve retorik bir eleştiri formudur.

        Yorum

        İşleniyor...
        X