ثُمَّ لَقَطَعْنَا مِنْهُ الْوَت۪ينَۘ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Hâkka Sûresi, 46. Ayet
Daralt
X
-
45. "Elbette onu kıskıvrak yakalardık."
46. "Sonra onun can damarını koparırdık."
Elbette onu kıskıvrak yakalardık. “Ahzullah” (Allah'ın yakalaması), azap ve ceza vermesi demektir. Nitekim aynı kelime, şu iki ayette bu mânada kullanılmıştır: “Onları darlık ve hastalıklara uğrattık”, “Biz de onları, kendileri farkında olmadan ansızın yakaladık”. Ayette geçen “bil-yemin” (بِالْيَمِينِ) beyanı, güç ve kuvvetle demektir. Buna göre âyetin mânası şöyle olur: Hiçbir şey bunu yapmaktan bizi aciz bırakmaz ve o azap gücümüzün dışında kalmaz; tıpkı şu ilâhî beyanda olduğu gibi: “Onlar Allah'ı aciz bırakacak değillerdir”, “Bizim, önümüze asla geçilemez”. Yani onun sahip olduğu güç ve şeref, onun hesaba çekmekten ve üzerine azabımızı indirmekten bizi aciz bırakamaz. “el-Yemin” kelimesinin el mânasında olmayıp yukarıda geçen “tekavvele” (söz uydurma) fiiline bağlı olması (yeminle söz uydurma) da mümkündür. Bu durumda yüce Allah dünyada disipline sokmak ve yakalamak elle olduğu için “yemîn” kelimesini kullanmış olur; tıpkı şu ilâhî beyanda olduğu gibi: “Zâlike bimâ kaddemet yedâke” (ذَلِكَ بِمَا قَدَّمَتْ يَدَاكَ) yani “Bu senin kendi ellerinle yapıp ettiklerinden dolayıdır”. Cenâb-ı Hak, bu örnek âyette “takdim” kavramını “el” anlamındaki “yed” kelimesine nispet etmiştir, ama bu fiilin sadece “el” ile gerçekleştirilmesinden dolayı değildir, zira takdim ettiği şeyin iki el ile yapılmış bir iş olmaması da mümkündür. Fakat dünyada “takdim etme”, iki elle gerçekleştirildiği için onlardan bahsedilmiştir. “Yemîn” (sağ el) kelimesi de aynı şekildedir. Her ne kadar âhirette sağ el olmasa da dünyada yakalama ve uslandırma el ile yapılığı için bu kelime kullanılmış olabilir. En doğrusunu Allah bilir.
“Yemîn” kelimesi Arapçada kuvvet anlamına gelir. Sağ ele “yemîn” denilmesi kişinin gücünün sağ elde bulunmasından dolayıdır. Köle üzerindeki mülkiyete de “milk-i yemîn” denilir, zira bir kimsenin köleliği, onu mecbur bırakma ve galebe çalma ile elde edilir. Kişi bir başkasını emrine boyun eğdirmeye ve ona galebe çalmaya ancak kuvvetle ulaşır. Köleye bu sebeple “milk-i yemîn” denilmiştir. Yoksa “yemîn” (يَمِين) kelimesi ile onun mülkiyeti kastedildiğinden dolayı değildir. Zira el bir şeye mâlik olamaz ki ona mülkiyet izafe edilsin. Cenâb-ı Hakk'a nispet edilmesinde de durum aynıdır. Netice olarak bu kelimeden kastedilen “kuvvet”tir.
Sonra da onun can damarını koparırdık. “Âyette geçen el-vetin (الْوَتِينَ) kalpte bulunan bir damardır. Bazıları kalpte bir ip, bazıları da koparıldığında kişinin öldüğü bir damardır demiştir, bu damar sırta bitişiktir. Buna göre yüce Allah âdeta şöyle demektedir: Ona öyle bir azap uygularız ki artık bundan sonra hayatta kalması mümkün değildir”. Allah Teâlânın bu âdeti risâletin en büyük delillerinden biridir: Zira peygamberler [söz gelimi] hata ettikleri takdirde hemen oracıkta cezalandırılır. Böylece insanlar, peygamberlerin risâleti değiştirme ve tebdil etmelerinden güven içinde olurlar. Çünkü değiştirseler cezaya uğratılırlar.
“Minhu bi'l-yemin” (مِنْهُ بِالْيَمِينِ) beyanındaki “minhu” kelimesinin düşürülmesi gereken zâit bir konumunda bulunması mümkündür. Buna göre âyetin mânası “le ehaznahu bi'l-yemin (لَأَخَذْنَاهُ بِالْيَمِينِ)” “onu elle yakalardık” şeklinde olur. “Min” ile birlikte şöyle bir mâna vermek de mümkündür: “Le ehaznâhu min tekavvulihî ve sihrihî ve kehânetihi bi'l-yemin (لَأَخَذْنَاهُ مِنْ تَقَوُّلِهِ وَسِحْرِهِ وَكَهَانَتِهِ بِالْيَمِينِ)” yani “bize isnaden söz uydurması, sihir ve kehanette bulunması nedeniyle onu kıskıvrak yakalardık”. Mâna bu olduğu takdirde “minhu” (مِنْهُ) kelimesi zâit olmaz ve cümlede bulunması gerekir.
Yorumu Yorumla
-
Sümme (ثُمَّ)
İbn Fâris, s-m-m kökünün sözlükte bir şeyin ardından gelmeyi, bir eylemin tamamlanmasını ve süreç içerisindeki sıralamayı ifade ettiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, buradaki edatın sadece zaman sıralamasını değil, cezalandırma sürecindeki aşamalı şiddeti (terâhi) temsil ettiğini; yakalama ve tutuklamanın (45. ayet) ardından gelen daha kesin, daha nihai ve geri dönüşü olmayan o büyük darbeyi işaret ettiğini aktarır. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu bağlacın ilahi tehdit kurgusunda bir "sonraki ve daha sarsıcı adım" işlevi gördüğünü, elçinin varsayımsal hatasına karşı verilecek cezanın sistematik ve tavizsiz ilerleyişini vurgulayan teolojik bir geçiş olduğunu tahlil eder.
Lekata'nâ (لَقَطَعْنَا)
İbn Fâris, k-t-a kökünün sözlükte bir şeyi bütünden ayırmak, parçalamak ve ilişiğini kesin olarak kesmek anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "kat" eyleminin fiziksel bir koparmayı ifade etmesinin yanı sıra, burada hayatiyetin mutlak surette sonlandırılmasını ve bir varlığın yaşam kaynağıyla olan bağının ebediyen koparılmasını nitelediğini aktarır. Fiilin başındaki vurgulu "lam" harfi (lam-ı te'kid), bu koparma eyleminin kesinliğini ve ilahi iradenin sarsılmaz gücünü pekiştirir. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin fonetik yapısındaki kaf ve tı harflerinin oluşturduğu sert, keskin ve ani sesletimin, o hayati damarın bir anda ve şiddetle koparılışını akustik olarak resmettiğini, okuyucunun zihninde sarsıcı bir "kopuş" efekti yarattığını belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, fiilin çoğul zamirle (nâ) gelmesinin ilahi azameti temsil ettiğini ve bu "kat" eyleminin herhangi bir beşeri müdahale veya şefaatle engellenemeyecek mutlak bir ilahi hüküm olduğunu, vahyin dokunulmazlığını bu sert eylem üzerinden mühürlediğini tahlil eder.
El-Vetîn (الْوَتِينَ)
İbn Fâris, v-t-n kökünün sözlükte bir şeyin sürekli olması, sabit kalması ve hayatiyetin merkezi anlamlarına geldiğini; "vetîn" kelimesinin ise kalbi besleyen ve koptuğunda ölümü kaçınılmaz kılan ana damarı (şah damarı/aorta) nitelediğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu kelimenin insan hayatının devamı için en zaruri biyolojik bağı temsil ettiğini, ayette bu damarın hedef alınmasının, ilahi cezanın doğrudan varoluşun merkezine ve hayatiyetin asıl kaynağına yönelik olduğunu ifade eder. Arthur Jeffery, kelimenin arkaik Arapça kökenlerini inceleyerek, bu terimin bedevi kültüründe bir canlının en hassas ve öldürücü noktası olarak bilindiğini, Kur'an'ın bu tıbbi-anatomik imgeyi ilahi otoriteyi ve vahyin safiyetini savunmak için en çarpıcı ve korkutucu metafor olarak seçtiğini aktarır. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın semantik dünyasında "vetîn"in koparılmasının, sadece fiziksel bir ölüm değil, Allah ile olan sözleşmesini (varsayımsal olarak) bozan veya O'na iftira eden bir varlığın ontolojik olarak tamamen imha edilmesi manasına geldiğini tahlil eder. Angelika Neuwirth, erken Mekke dönemi metinlerinde vücut parçaları üzerinden yapılan bu tür keskin tasvirlerin, vahyin göksel orijinini korumak adına her türlü beşeri cüreti en şiddetli şekilde cezalandırma iradesini gösteren epik ve dramatik bir dil olduğunu savunur. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin sonundaki "în" uzatmasının, o hayati damarın vücuttaki uzanışını ve koparıldığında hayatın nasıl sönüp gittiğini yansıtan hüzünlü ama bir o kadar da sarsıcı bir ses ahengi taşıdığını, "v" ve "t" harflerinin ise bu eylemin ciddiyetini akustik olarak pekiştirdiğini belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin nüzul ortamındaki etkisine değinerek, birinin "vetîn"ini koparmanın Arap dilinde "onu en köklü ve en kesin şekilde yok etmek" manasında kullanılan dehşet verici bir deyimsel karşılığı olduğunu; ilahi kelama yapılacak en küçük bir sahtekarlığın bedelinin bu denli ağır olacağının bu somut imgeyle muhatabın zihnine kazındığını vurgular.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla