Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Hâkka Sûresi, 21. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Hâkka Sûresi, 21. Ayet

    فَهُوَ ف۪ي ع۪يشَةٍ رَاضِيَةٍۙ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Fehuve fî ‘îşetin râdiye(tin)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      "Artık o, hoşnut olacağı bir hayat içindedir."

      Artık o, hoşnut olacağı bir hayat içindedir. Yani o, razı olacağı bir hayat içindedir. Arapçada “âşe” (عَاشَ) ve “hayiye” (حَيِيَ) fiilleri aynı anlamdadır. Radiye (رَاضِيَةٍ) merdıyye (مَرْضِيَّة) “razı olunan” demektir. Ayetin mânası; o kişi nefsinin razı olacağı bir hayat içindedir demektir. Kur'ân'da bunun benzerlerinden biri “min main dafik” (مِنْ مَاءٍ دَافِقٍ) beyanıdır. Burada geçen “dâfik”, medfûk (مَدْفُوق), yani atılmış demektir. Arap dilinde buna benzer ifadeler çoktur. Söz konusu beyan ile cennetin bizzat kendisinin kastedilmiş olması da mümkündür. Buna göre cennet, içindekilerden razı olmuş ve onlardan hoşnutluğunu ortaya koymuş demek olur. Nitekim yüce Allah cehennemi de cehennemliklere sehat (سُخْط) ve tegayyuz (التَّغَيُّظ) öfkeli ve kızgın olarak niteler. Bunun benzerinin cennet açısından hoşnut olma ve sevinme şeklinde düşünülmesi mümkündür. Şu mânada ki cennet onlara çeşitli cömertlikleri ve hayırları ortaya koyar; şayet bunlar bir akıllı kişi tarafından yapılmış olsaydı onun hoşnut olduğunun delilini oluştururdu. Tıpkı, “gurur” (aldatma) kelimesinin dünyaya izafe edilmesi gibi. Şöyle ki; dünya, kendiliğinden öyle şeyler ortaya çıkarır ki bu, aldatma imkânı olan biri tarafından yapılmış olsa aldatma olurdu.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        'Îşeh (عيشة)

        İbn Fâris, a-y-ş kökünün sözlükte yaşamak, hayat sürmek ve geçinmek anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "ayş" kavramının genellikle hayvanî veya bitkisel bir canlılıktan ziyade insanî yaşam biçimini, geçimi ve yaşayış tarzını ifade ettiğini, ayetteki bağlamında ahiretteki sonsuz ve nimet dolu varoluş formuna işaret ettiğini aktarır. Celaleddin el-Suyuti, kelimenin Arapça dil yapısındaki "fi'let" (hey'et/durum masdarı) vezninde gelmesinin sıradan bir yaşamı değil, kusursuz, özel ve tasavvur edilemez güzellikteki spesifik bir "yaşayış tarzını" nitelediğini ifade eder. Toshihiko Izutsu, dünyevi hayata ve geçime dair bu lafzın eskatolojik bir bağlamda kullanılmasının, insanın dünyadaki sınırlı algılarını kullanarak ahiretteki o tarifsiz ödülü kavrayabilmesi için Kur'an tarafından seçilmiş özel bir teolojik metafor olduğunu tahlil eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin nüzul ortamındaki bağlamına değinerek, inançları uğruna Mekke'de ağır baskılar altında yaşayan ve dünyevi geçim darlığı çeken müminlere, hesap gününden yüz akıyla çıktıklarında kendilerini bekleyen o nihai, ebedi ve kusursuz yaşam standardının somut bir müjdesi olarak formüle edildiğini vurgular.

        Râdıyeh (راضية)

        İbn Fâris, r-d-y kökünün sözlükte bir şeyi hoş görmek, onaylamak, tatmin olmak ve içsel bir hoşnutluk duymak anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, rıza kavramının nefsin bir şeye tamamen meyletmesi ve ondan haz duyması olduğunu, ayette ism-i fâil formunda "râdıyeh" (razı olan) şeklinde kullanılmasının mecaz-ı aklî sanatı barındırdığını, aslen o hayatı yaşayan kişinin tatminini ifade etmesine rağmen bu sıfatın doğrudan yaşama atfedilmesinin, hayatın kendisinin kusursuz bir hoşnutluk kaynağı olduğunu vurguladığını aktarır. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın ahlaki-semantik alanında rıza kavramının ilahi onay ve insan psikolojisindeki nihai huzurla eşleştiğini, bu kelimenin dünyevi hayattaki eksikliklerin ve tatminsizliğin ontolojik zıddı olarak ahiretteki varoluşsal doyumu ve mutlak tamamlanmışlığı temsil ettiğini tahlil eder. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin edebi yapısındaki ism-i fâil kullanımının ("merdiyye/razı olunan" yerine "râdıyeh/razı olan"), yaşayışın adeta canlı, şuurlu bir varlıkmış gibi o müminden hoşnut olduğu ve onu şefkatle sardığı hissini veren muazzam bir kişileştirme (teşhis) taşıdığını, kelimedeki ra, dat ve ye harflerinin oluşturduğu akıcı ses ahenginin bu sonsuz huzur ve sükunet hissini akustik olarak okuyucuya aktardığını belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, ayetin bağlamında bu sıfatın, müminin dünyadayken maruz kaldığı tüm acıların ve rızasızlıkların ahirette mutlak bir psikolojik doyumla, hiçbir eksikliğin hissedilmediği ebedi bir hoşnutlukla telafi edileceğini bildiren çarpıcı bir teolojik ödül tasviri olduğunu ifade eder.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X