Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Hâkka Sûresi, 6. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Hâkka Sûresi, 6. Ayet

    وَاَمَّا عَادٌ فَاُهْلِكُوا بِر۪يحٍ صَرْصَرٍ عَاتِيَةٍۙ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Ve emmâ ‘âdun feuhlikû birîhin sarsarin ‘âtiye(tin)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      "Âd halkı ise dehşetli bir kasırga ile yok ediliverdi."

      Âd halkı ise dehşetli bir kasırga ile yok ediliverdi. Hasan-ı Basrî der ki: “Rîh-i sarsar” uğultulu fırtına demektir. Bu rüzgâr türü eserken ses çıkarır. Bazıları ise çok soğuk fırtına anlamına geldiğini söylemiştir, şu ilâhî beyanda olduğu gibi: “Ekinlerine vuran sesli rüzgâr”. “es-Sır” (الصِّرُّ), “es-sarsar” (الصَّرْصَرُ) ise bunun kesintisiz esen türüdür. Yüce Allah, bu rüzgârı kesintisiz olduğu için böyle nitelemiştir. “Atiye” (عَاتِيَةٍ), “tagaye” kelimesine verdiğimiz mânadadır. Kelbî ve başka müfessirler bu rüzgâra “âtiye” denilmesini, bekçi meleklerin üzerine esmesi ve onların da buna karşı koyamamaları şeklinde açıklamışlardır. Ne var ki bu, isabetli bir yaklaşım değildir, çünkü bekçi meleklere, o rüzgâra hâkim olma görevi verilip de bunu başaramamaları ve üzerlerine azgınca esmesi mümkün değildir. Ancak onlara şöyle denebilir: Bekçi melekler, fırtınayı o dönemde engellenmekle görevlendirilmemişlerdi. Ama onun engellenmesi görevi onlara verilmiş ve sonra da bunun için onlara bir imkân bırakılmamış olması imkânsızdır. Başarıya ulaşmak ancak Allah'ım yardımıyla mümkündür.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Âd (عاد)

        İbn Fâris, a-v-d kökünün eski haline dönmek ve adet edinmek anlamlarına geldiğini, ayette ise bu kökten türeyen ve çok eski zamanlara ait kadim bir kavmin özel ismi olarak kullanıldığını belirtir. Arthur Jeffery, kelimenin kökeninin İslam öncesi Arap kültürel hafızasına dayandığını ve antik şiirde güç ve eskilik sembolü olarak bilinen bu ismin, Kur'an tarafından muhatapların tarihsel bilincine hitap etmek için seçildiğini aktarır. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu ayetin bağlamında Âd isminin zikredilmesinin, fiziksel cüsseleri ve inşa ettikleri muazzam yapılarla övünen, yenilmez olduklarını düşünen kibirli bir toplumun, ilahi irade karşısındaki acziyetini gözler önüne sermek için özel olarak vurgulandığını tahlil eder.

        Ühlikû (أهلكوا)

        İbn Fâris, h-l-k kökünün bir şeyin bütünlüğünün bozulması, canını kaybetmesi ve yok olması anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, eylemin meçhul (edilgen) formda kullanılmasının, failin (Allah'ın) mutlak kudretine ve azabın doğrudan ilahi bir müdahale olduğuna işaret ettiğini, fiziksel olarak son derece güçlü olan Âd kavminin varlık sahnesinden adeta silinerek yok edildiğini vurgular. Toshihiko Izutsu, helak kavramının Kur'an'da sıradan bir ölümü değil, ilahi mesaja karşı direnenlerin ontolojik bir yıkımla yeryüzünden kazınmasını ifade eden temel bir eskatolojik terim olduğunu tahlil eder.

        Rîh (ريح)

        İbn Fâris, r-v-h kökünün esmek, hava akımı ve ruh gibi anlamlara geldiğini, rüzgarın da tabiatta hareket eden hava kütlesi olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, Kur'an'ın anlamsal üslubunda bu kelimenin çoğul formunun (riyâh) genellikle rahmet ve yağmur müjdecisi olarak kullanıldığını, ancak bu ayette olduğu gibi tekil formda (rîh) geldiğinde şiddetli bir cezayı, azabı ve yıkıcı bir fırtınayı temsil ettiğini ifade eder. Toshihiko Izutsu, sıradan bir doğa olayının Kur'an'ın semantik dünyasında nasıl ilahi gazabın somut bir aracına dönüştüğünü ve tabiatın Allah'ın emriyle inkarcılara karşı bir silah olarak işlev gördüğünü tahlil eder.

        Sarsar (صرصر)

        İbn Fâris, s-r-s-r kökünün dondurucu soğuk ve çok şiddetli, tiz bir ses anlamlarına geldiğini, kelimedeki harf tekrarının (rubai muzaaf) eylemin sürekliliğine ve şiddetine delalet ettiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu sıfatın rüzgarın salt fiziksel gücünü değil, aynı zamanda kulakları sağır eden korkunç bir uğultuyu ve dondurucu, keskin bir soğuğu barındırdığını, böylece azabın çok boyutlu bir yıkıma dönüştüğünü ifade eder. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin edebi ve fonetik yapısına dikkat çekerek, sad ve ra harflerinin ardışık tekrarının kasırganın ıslık çalan, döngüsel, uluyan ve kesintisiz doğasını akustik olarak muhatabın kulağına doğrudan yansıttığını, bu ses uyumunun fırtınanın dehşetini adeta canlandırdığını vurgular. Angelika Neuwirth, Mekke dönemi metinlerinde bu tarz ses taklidine dayalı (onomatopeik) tasvirlerin, felaketin sarsıcı ve duyusal boyutunu artırarak dinleyici üzerinde şok edici bir etki bırakmak amacıyla kullanıldığını savunur.

        Âtiyeh (عاتية)

        İbn Fâris, a-t-v kökünün haddi aşmak, kontrolden çıkmak, isyan etmek ve dikbaşlılık yapmak anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu kelimenin normalde bilinçli varlıkların kibir ve tuğyanını anlatmak için kullanıldığını, ancak burada rüzgara atfedilmesinin, o fırtınanın bilindik tabiat kanunlarını aşan, hiçbir engelin durduramayacağı, adeta görevlilerin bile kontrolünden çıkmış eşi benzeri görülmemiş bir taşkınlığa sahip olduğunu gösterdiğini ifade eder. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın anlamsal kurgusundaki muazzam ironiye dikkat çekerek, yeryüzünde kibre kapılıp ilahi otoriteye isyan eden Âd kavminin, tam da kendi karakterlerine uygun biçimde isyan eden ve kontrolden çıkan (âtiyeh) bir rüzgarla cezalandırıldığını, böylece günah ile ceza arasında simetrik ve ontolojik bir bağ kurulduğunu tahlil eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin ayetteki bağlamında, dönemin müşriklerine üstü kapalı bir mesaj verildiğini, ne kadar büyük ve güçlü olurlarsa olsunlar, ilahi iradenin en sıradan doğa olaylarını bile onların asla başa çıkamayacakları kontrolden çıkmış bir felakete dönüştürebileceğinin altını çizdiğini vurgular.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X