Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Enfâl Sûresi, 61. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Enfâl Sûresi, 61. Ayet

    وَاِنْ جَنَحُوا لِلسَّلْمِ فَاجْنَحْ لَهَا وَتَوَكَّلْ عَلَى اللّٰهِۜ اِنَّهُ هُوَ السَّم۪يعُ الْعَل۪يمُ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Ve-in cenahû lisselmi fecnah lehâ vetevekkel ‘ala(A)llâh(i)(c) innehu huve-ssemî’u-l’alîm(u)

    Yorum

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      Eğer barışa yanaşırlarsa sen de yanaş ve Allah'a güven; O her şeyi işitendir ve bilendir.

      Eğer barışa yanaşırlarsa sen de yanaş. "Li's-selmi" (للسَّلْم) şeklinde üstün harekesiyle; "li's-silmi" (لِلسِّلْم) şeklinde esre harekesiyle de okunmuştur. Dil alimleri şöyle demiştir: "li's-selmi" (للسَّلْم) şeklinde üstün harekesiyle okuyanlar buna "antlaşma" anlamını vermişlerdir. "Li's-silmi" (لِلسِّلْم) diye esre harekesiyle okuyanlar ise buna "İslam" anlamı vermişlerdir. En doğrusunu Allah bilir ya, bu beyanın yorumu şudur: Yani eğer onlar barışa boyun eğerlerse ve bunu senden talep ederlerse sen de yanaş, yani onlara yönel. "Kendileriyle antlaşma yapıldığı halde, her defasında Allah'tan korkmadan yaptıkları antlaşmayı bozanlar" mealindeki beyanda bildirildiği üzere onların antlaşmayı bozma gibi davranışları senin onlarla barışmanı engellemesin. Cenab-ı Hak şöyle buyurmaktadır: Onlar senden talep ettiklerinde onların antlaşmayı bozmaları seni barıştan abkoymasm. Allah'a güven. Onların ihanetinden ve antlaşmayı bozmalarından korkma. Zira Allah seni korur ve buna karşı sana yeter. Bazıları şöyle demiştir: Eğer barışa yanaşırlarsa. Yani eğer İslam'a boyun eğer ve alçak gönüllülük yaparlarsa bunu kabul et ve onlara karşı alçakgönüllü ol. Tıpkı "Müminiere karşı da alçakgönüllü 01!" mealindeki beyanda bildirildiği gibi. Cenab-ı Hak onlara karşı alçakgönüllü olmasını emretmiştir. Burada onların bizden barış talep etmeleri durumunda bizim bunu kabul etmemiz gerektiği bildirilmiştir. Eğer bunu bizden talep etmezlerse bizim onlardan barış talep etmemiz buna mecbur kalmadıkça helal değildir. Bu başka bir ayette bildirilen durumdur. Nitekim Cenab-ı Hak şöyle buyurmuştur: "Siz üstün durumda iken gevşeklik gösterip barış çağrısı yapmayın!" Cenab-ı Hak onlarla savaşacak güç ve hazırlığımız olduğu halde onlara barış çağrısı yapmamızı bize yasaklamıştır. Fakat eğer ilk önce onlar bizden talep ederlerse bu konuda onlara icabet edilir. Bu beyanın, belirtmiş olduğumuz manaya gelmesi de mümkündür. Yani onların antlaşmayı bozmaları seni alıkoymasın.

      Sen de yanaş. Bu beyanın müennes sigayla gelmesi, "müsaleme" (المسالمة) ve "musaleha" (المصالحة) kelimelerine atfen olabilir. Bazıları "selm" (السلم) kelimesinin müennes olduğunu söylemiştir. Tıpkı şu sözde olduğu gibi: Barıştan dilediğin şeyleri alırsın Savaştan ise soluklarından küçük bir yudum sana yeter.

      Eğer denilirse ki: Sen de yanaş mealindeki beyan hakkında İslam görüşünü benimseyenlerin sözleri ne anlama gelir? Zira o, zaten İslam'a davet ediyordu. Yine şüphe yok ki o, söz konusu kimselerin müslümanlığını kabul ediyordu.

      Buna şöyle cevap verilir: Kabul etmesine ilişkin emrin, antlaşmayı bozmaları durumundan onları sorumlu tutmayı terketme emri olması mümkündür. Çünkü bizler şöyle demekteyiz: Antlaşma döneminde onların karşılaştıkları yaralanmalar ve cezalandırılmalar onlar müslüman olurlarsa uygulanır ve bundan sorumlu tutulurlar. Eğer antlaşmayı bozup, sonra bu gibi şeyler başlarına gelir ve sonra da müslüman olurlarsa bunlardan dolayı sorumlu tutulmazlar. Dolayısıyla Cenab-ı Hakk'ın sen de yanaş buyurmuş olması mümkündür. Yani antlaşmayı bozma durumundaki tutumları sebebiyle onları cezalandırma. Hasan-ı Basri şöyle demiştir: Bu ayet neshedilmiştir. "Ehl-i Kitap'tan Allah'a ve ahiret gününe inanmayan, Allah ve Resulullanın yasakladığını yasak saymayan ve hak dine uymayan kimselerle, yenilmiş olarak ve kendi elleriyle cizye verinceye kadar savaşın" mealindeki ayet bunu neshetmiştir. Bazıları "Müşrikleri bulduğunuz yerde öldürün" mealindeki beyanın bunu neshettiğini söylemiştir. Yine bazıları "Siz üstün durumda iken gevşeklik gösterip barış çağrısı yapmayın!" mealindeki beyanın bunu neshettiğini söylemiştir. Bundaki delalet yönü belirtmiş olduğumuz şu durumdur: Devlet başkanı müslümanların haline bakarak barış ve antlaşmayı uygun görürse, bunu kabul eder ve onlarla barış yapar. Eğer müslümanlar savaşa güç yetirecek durumdayken barış talebi onlardan gelirse bunu kabul etmez. Bu ayetin neshedildiğine dair söz konusu alimlerin belirtmiş olduğu görüşler hakkında ise bir bilgi sahibi değiliz. En doğrusunu Allah bilir.

      Yorum

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Cenahû (جَنَحُوا)

        Kelimenin kökü c-n-h harflerinden oluşur.

        İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "bir tarafa doğru eğilmek, meyletmek, bir şeyin yanı/tarafı ve kuşun kanadı" olduğunu belirtir. Kuşun kanatlarına "cenah" denmesinin sebebi, gövdenin iki yanına doğru açılıp eğilmesidir.

        Râgıb el-İsfahânî, "cünûh" eylemini, insanın içinde bulunduğu mevcut durumdan (örneğin düşmanlıktan veya savaştan) ayrılarak başka bir seçeneğe veya tarafa doğru psikolojik ve eylemsel olarak meyil göstermesi, yönelmesi olarak tanımlar.

        Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu fiilin Bedir sonrası oluşan diplomatik atmosferdeki karşılığını inceler. Öztürk'e göre düşmanın "meyletmesi" (cenahû); sadece sözlü bir beyan değil, askeri saldırganlıktan vazgeçerek bedensel ve politik olarak barış tarafına doğru "eğilmeleri, bir adım atmaları" anlamına gelir.

        es-Selmi (لِلسَّلْمِ)

        Kelimenin kökü s-l-m harflerinden oluşur.

        İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "sağlık, esenlik, her türlü iç ve dış kusurdan, afetten ve tehlikeden korunmuş olmak, barış ve tehlikeden kurtulmak" olduğunu belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, "selm" kelimesini dışsal barış, savaşın sona ermesi ve tarafların birbirlerine karşı güvenlik/esenlik (silm) sağlaması olarak tanımlar.

        Toshihiko Izutsu, "selm" kavramını Cahiliye dönemi bedevi ahlakı ve savaş (harb) kültürü üzerinden analiz eder. Izutsu'ya göre bedevi toplumunda "harb" (savaş ve yağma) doğal ve sürekli bir varoluş hali iken; Kur'an, "selm" kavramını sadece savaşın geçici olarak durması değil, her iki tarafın da can ve mal güvenliğinin garanti altına alındığı aktif, teo-politik ve kurumsal bir "barış/uzlaşma" durumu olarak İslam'ın (aynı kökten gelir) temel gayelerinden biri haline getirmiştir.

        Prof. Dr. Hidayet Aydar, bir önceki ayette (Enfâl 60) geçen "savaş için kuvvet hazırlama" (caydırıcılık) emri ile bu ayetteki "barış" (selm) kavramı arasındaki stratejik dengeye dikkat çeker. Aydar'a göre İslam'da askeri gücün tahkim edilmesi, sonsuz bir kan dökme arzusu için değil; düşmanı "selm" (barış) masasına oturmaya mecbur bırakmak içindir. Düşman barışa yöneldiğinde, savaşın meşruiyeti derhal ortadan kalkar.

        Fecnah (فَاجْنَحْ)

        Kelimenin kökü c-n-h harflerinden oluşur.

        (Etimolojik arka planı ilk kelime olan 'Cenahû' ile aynıdır. Burada emir kipiyle kullanılmıştır).

        Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), "Eğer onlar meylederlerse, sen de meylet" (ve in cenahû... fecnah) ifadesindeki kusursuz morfolojik ve eylemsel simetriyi vurgular. Bintü'ş-Şâtı'ya göre Kur'an, şart ve cevap cümlelerinde aynı kökü (c-n-h) kullanarak, uluslararası ilişkilerde "mütekabiliyet" (karşılıklılık) ilkesini inşa etmiştir. Düşman barışa eğilirse, Müslümanların intikam, ganimet veya zafer sarhoşluğuyla savaşa devam etmeleri yasaklanmış; onların eğildiği oranda barışa eğilmek (fecnah) ilahi bir emir olarak dikte edilmiştir.

        Tevekkel (وَتَوَكَّلْ)

        Kelimenin kökü v-k-l harflerinden oluşur.

        İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "bir işi başkasına havale etmek, ona güvenmek ve onu o işin sorumlusu/vekili kılmak" olduğunu belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, tevekkül eylemini, insanın kendi sınırlarını idrak ederek, işini gücü daha fazla olan mutlak bir otoriteye teslim etmesi ve ona dayanması olarak açıklar.

        Prof. Dr. Sadık Kılıç, "tevekkül" kavramının barış antlaşması (selm) bağlamındaki psikolojik ve politik işlevini analiz eder. Sürekli ihanet eden (bir önceki ayetlerde zikredilen) bir düşmanın barış teklifini kabul etmek, Müslümanlar için "acaba bu bir tuzak mı, zaman mı kazanıyorlar?" şeklinde devasa bir politik risk ve paranoya taşır. Kılıç'a göre Kur'an, "Sen barışa meylet ve Allah'a tevekkül et" diyerek; Müslümanların ahlaki olanı (barışı) seçmelerini, düşmanın gizli niyetleri veya gelecekteki olası ihanetleri konusundaki o ağır kaygıyı ise doğrudan Allah'ın yönetimine (vekaletine) bırakmalarını sağlayarak askeri/politik aklı rahatlatır.

        es-Semî'u (السَّمِيعُ)

        Kelimenin kökü s-m-a harflerinden oluşur.

        İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "sesi algılamak, kulak vermek, işitmek ve icabet etmek" olduğunu belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, "Semî'" sıfatını Allah'a nispet edildiğinde; fısıltıları, açık beyanları ve zihinlerden geçen sesleri bütünüyle işiten, hiçbir şeyin O'nun idrakinden kaçamadığı mutlak duyma/kavrama yetisi olarak tanımlar.

        el-Alîmu (الْعَلِيمُ)

        Kelimenin kökü a-l-m harflerinden oluşur.

        İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "bir şeyin izini sürmek, işaretini kavramak ve onun hakikatine mutlak surette vakıf olmak" olduğunu belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, ilim kavramını, "bir şeyi hiçbir şüpheye yer bırakmaksızın, olduğu gibi, tüm gizlilikleriyle kavramak" olarak açıklar.

        Gabriel Said Reynolds, ayetin sonundaki "Şüphesiz O, hakkıyla işiten (Semî') ve hakkıyla bilendir (Alîm)" şeklindeki fasıla (kapanış) formülünün diplomatik bağlamdaki garantörlük vasfını değerlendirir. Barış masasına oturan düşmanın sözlü olarak telaffuz ettiği antlaşma maddelerini Allah işitmekte (Semî'); onların kalplerinde gizledikleri asıl niyetleri, hileleri veya samimiyetleri ise bilmektedir (Alîm). Reynolds'a göre bu iki ilahi sıfat, barışı kabul eden İslam toplumuna "Siz aldanırsanız bile sahipsiz değilsiniz, mutlak istihbarat ve denetim ilahi iradenin elindedir" mesajı vererek diplomatik tevekkülün altını doldurur.

        Yorum

        İşleniyor...
        X