وَاِذَا رَاٰكَ الَّذ۪ينَ كَفَرُٓوا اِنْ يَتَّخِذُونَكَ اِلَّا هُزُواًۜ اَهٰذَا الَّذ۪ي يَذْكُرُ اٰلِهَتَكُمْۚ وَهُمْ بِذِكْرِ الرَّحْمٰنِ هُمْ كَافِرُونَ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Enbiyâ Sûresi, 36. Ayet
Daralt
X
-
“İnkâr edenler seni gördükleri zaman, -Rahmân’ın kitabını inkâr edenlerin tâ kendileri olarak- ‘İlâhlarınızı diline dolayan bu mu?’ diye mutlaka seninle alay ederler”
Hz. Peygamber onların ilâhlarını kötülüyor ve ayıplıyordu. Bunun üzerine onlar da ilâhlarını ayıplamasına karşılık ilâhlarınızı diline dolayan bu mu? diyerek onunla alay ediyorlardı.
Öte yandan bu sözün onların liderleri ve başkanları tarafından kendi taraftarlarını o sizin ilâhlarınızı diline doluyor diye kışkırtmak için söylenmiş olma ihtimali olduğu gibi, “Birbirleriyle baş başa kaldıklarında ise ‘Allah’ın size açtıklarım (Tevrat’taki bilgileri) Rabb’iniz katında sizin aleyhinizde delil getirsinler diye mi onlara anlatıyorsunuz’” meâlindeki beyanda anlatıldığı üzere ondan ayrılıp baş başa kaldıkları zaman birbirlerine söylemiş olmaları da mümkündür.
Rahmân’ın kitabını inkâr edenlerin tâ kendileri olarak. Bazıları şöyle demiştir: Onlar, Rahmân nedir, bilmiyoruz? diyerek Rahmân ismini inkâr ediyorlardı. “Zikrur-rahmân” tabirinin Rahmân’ın nimeti anlamında olması da mümkündür ki bu durumda söz konusu nimet, Muhammed (a.s.) olur ve bu beyan, onlar Rahmân’ın nimetini inkâr ediyorlar, anlamına gelir. Ya da yüce Allah bu ifadeyi onların yalanlamalarına karşılık resûlüne sabır vermek ve onu teselli etmek için söylemiş de olabilir. Bu durumda Allah Teâlâ resûlüne şöyle demiş olur: Senin onlara olan nimetlerin Rahmânın nimetlerinden daha fazla değildir. Onlar Rahmân’ı inkâr ediyor, yalanlıyor ve O’nun hakkında dediklerini diyorlar. O halde sen de onların eziyetlerine senin hakkında söylediklerine katlan. En doğrusunu Allah bilir.
Yorumu Yorumla
-
ve izâ (وَإِذَا)
Bağlaç olan "vav" ile zaman zarfı ve anilik (müfâcee) bildiren "izâ" edatından oluşur. İbn Fâris, "izâ" edatının dilde bir eylemin gerçekleşme vaktini belirlediğini, ancak bu bağlamda "ne zaman ki" anlamıyla bir karşılaşma anını (vukû) dondurduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu edatın ayetteki kullanımının, peygamber ile inkarcılar arasındaki o gerilimli yüzleşme anını zihinlerde canlı bir sahne gibi canlandırma (ihzar) işlevi gördüğünü aktarır.
reâke (رَآكَ)
ra-hemze-ye (ر أ ي) kökünden türeyen mazi (geçmiş zaman) fiil ve "-ke" (seni) muttasıl zamirinden oluşur. İbn Fâris, bu kökün temel etimolojik anlamının "gözle görmek ve bir nesneyi fiziksel olarak algılamak" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, ayetteki bu görme eyleminin sıradan bir bakış değil, birini gördüğünde ona karşı bir tavır geliştirmek, onu küçümsemek veya alaya almak için yapılan "dikkatli ve maksatlı bir bakış" olduğunu ifade eder. Zamir doğrudan Hz. Muhammed'e (sav) hitap ederek, müşriklerin onun şahsına yönelik fiziksel taciz ve bakışlarını etimolojik olarak sabitler.
ellezîne keferû (الَّذِينَ كَفَرُوا)
İlgi zamiri "ellezîne" ile kef-fe-ra (ك ف ر) kökünden türeyen mazi çoğul bir fiilin birleşiminden oluşur. İbn Fâris, bu kökün temel etimolojik karşılığının "bir şeyi örtmek, gizlemek ve asıl halini saklamak" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "küfr"ün dini terminolojide hakikatin üzerini inatla örtmek olduğunu aktarır. Toshihiko Izutsu, bu ifadenin ayetteki işlevini analiz ederken; müşriklerin peygamberi gördüklerinde sergiledikleri alaycı tavrın, aslında onların iç dünyalarındaki "hakikati örtme" (küfür) hastalığının dışa vurumu olduğunu belirtir.
in yettehizûneke (إِن يَتَّخِذُونَكَ)
Olumsuzluk bildiren (mâ anlamında) "in" edatı, e-h-z (أ خ ذ) kökünden iftiâl babında türeyen muzari fiil ve "-ke" (seni) zamirinden oluşur. İbn Fâris, "ahz" kökünün "bir şeyi tutup kavramak" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "ittihaz" (ediniyorlar) eyleminin, birini bir statüye veya bir duruma yapay bir kararla (zoraki olarak) yerleştirmek olduğunu ifade eder. Cümlenin devamıyla birleştiğinde, "seni sadece ... ediniyorlar" (tahsis) anlamını verir.
illâ huzuven (إِلَّا هُزُوًا)
İstisna edatı "illâ" ile he-ze-e (ه ز أ) kökünden türeyen "huzuven" (alay konusu) isminden oluşur. İbn Fâris, bu kökün temel etimolojik anlamının "birini küçümsemek, onunla dalga geçmek ve onu hafife alarak eğlence konusu yapmak" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "huzuv" eyleminin, ciddiye alınması gereken bir hakikati veya kişiyi, sırf kibir ve inkar sebebiyle "saçmalık" mertebesine indirmeye çalışmak olduğunu aktarır.
Bu kavramın psikolojik boyutunu inceleyen Prof. Dr. Mustafa Öztürk, alayın (huzuv) zayıf argümanlara sahip olanların başvurduğu bir savunma mekanizması olduğunu belirtir. Müşrikler, peygamberin getirdiği sarsıcı kanıtlar karşısında aklen mağlup oldukları için, bu mağlubiyeti "alay" ile örtmeye çalışmaktadırlar. Ayetteki "illâ huzuven" vurgusu, onların peygambere karşı tek sermayelerinin bu ciddiyetsizlik olduğunu deşifre eder.
e hâzellezî (أَهَٰذَا الَّذِي)
Soru edatı (hemze), işaret zamiri (hâzâ) ve ilgi zamirinden (ellezî) oluşur; "Bu mu o kimse ki?" anlamına gelir. Râgıb el-İsfahânî, bu yapının bir bilgi sorusu değil, "tahkir" (aşağılama) ve hayret bildiren bir üslup olduğunu aktarır. Müşriklerin birbirlerine fısıldayarak veya işaret ederek peygamberin beşeri varlığını, yetimliğini veya fakirliğini kastederek yaptıkları o küçümseyici soruyu dilbilgisel bir sahneye taşır.
yezkuru (يَذْكُرُ)
zel-kef-ra (ذ ك ر) kökünden türeyen muzari bir fiildir. İbn Fâris, bu kökün "bir şeyi anmak, dille söylemek ve zihinde canlı tutmak" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, buradaki "zikretmek" eyleminin nötr bir anma olmadığını; müşriklerin dilinde peygamberin onların putları hakkında "olumsuz konuşması, onları eleştirmesi ve ayıplaması" manasında bir sitem/suçlama olarak kullanıldığını aktarır.
âlihetekum (آلِهَتَكُمْ)
e-l-h (أ ل ه) kökünden türeyen "ilah" kelimesinin çoğulu (âlihe) ve "-kum" (sizin) zamirinden oluşur. İbn Fâris, kök anlamının "hayret etmek ve kulluk etmek" olduğunu belirtir. Dücane Cündioğlu, müşriklerin "ilahlarımız" derken aslında kendi elleriyle ürettikleri kabilevi otoriteleri ve putları kastettiklerini, peygamberin bu sahte kutsallara dil uzatmasını (zikretmesini) varoluşsal bir tehdit olarak algıladıklarını analiz eder.
ve hum (وَهُمْ)
Bağlaç (vav) ve üçüncü çoğul şahıs zamiri "hum" (onlar) kelimesinden oluşur. Râgıb el-İsfahânî, buradaki "vav"ın hâl (durum) bildirdiğini; "oysa onlar şu durumdayken" anlamı katarak muazzam bir tezat oluşturduğunu belirtir.
bi zikri'r-rahmâni (بِذِكْرِ الرَّحْمَٰنِ)
"Hakkında" anlamı katan "bi" harf-i ceri, z-k-r kökünden türeyen isim ve r-h-m kökünden türeyen "er-Rahmân" isminin birleşimidir. İbn Fâris, Rahman isminin mutlak merhamet ve koruma anlamına geldiğini belirtir. Prof. Dr. Sadık Kılıç, ayetteki ironiye dikkat çeker: Müşrikler peygamberi kendi putlarını "andığı" için kınarken, asıl "anılması" (zikredilmesi) ve şükredilmesi gereken mutlak merhamet sahibi (Rahman) Allah'ı inkar ederek en büyük çelişkiye düşmektedirler.
hum kâfirûn (هُمْ كَافِرُونَ)
Zamir (hum) ve k-f-r kökünden türeyen ism-i fâil (kâfirûn) kelimesinden oluşur. "Onlar bizzat inkar edenlerin ta kendileridir" anlamına gelir. Toshihiko Izutsu, ayetin sonundaki bu vurgulu ifadenin, müşriklerin peygambere yönelik alaycı tavırlarının asıl kaynağını "mühürlediğini" analiz eder. Onlar peygamberin sözlerini (zikrini) bahane etmektedirler; ancak asıl gerçeklik, onların Rahman'ın mesajına karşı giriştikleri o topyekûn "örtme" (küfür) eylemidir. Ayet, alay edenler ile inkar edenlerin aynı ontolojik zeminde buluştuğunu etimolojik bir kesinlikle ilan eder.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla