Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Enbiyâ Sûresi, 33. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Enbiyâ Sûresi, 33. Ayet

    وَهُوَ الَّذ۪ي خَلَقَ الَّيْلَ وَالنَّهَارَ وَالشَّمْسَ وَالْقَمَرَۜ كُلٌّ ف۪ي فَلَكٍ يَسْبَحُونَ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Vehuve-lleżî ḣaleka-lleyle ve-nnehâra ve-şşemse velkamer(a)(s) kullun fî felekin yesbehûn(e)

    Yorum

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      “O, geceyi, gündüzü, güneşi, ayı yaratandır. Her biri bir yörüngede yüzmektedir.”

      Bazıları “el-felek” kelimesinin gök anlamına geldiğini söylerken, bazıları gökteki yörünge (semanın dairesel dönmesi) anlamına geldiğini söylemişlerdir. Bu kelimenin yörünge ve hız anlamına geldiği de ifade edilmiştir. “el-Felek” kelimesinin “felke”, yani eğilme aletinin (kirman) bir kez dönmesi mânasına geldiğini söyleyenler de olmuştur. Bunlar şöyle demiştir: Değirmen taşının ortasındaki demir de böyledir. Değirmen taşı o demirle döner. Söz konusu demir, değirmen taşını çeviren demirdir. Derler ki: “el-Felek” dairesel dönme anlamına gelir. Dönen her şeye felek denir. Bizim zikrettiğimiz de budur.

      Bazıları “Yesbehûn” kelimesine “akıp giderler” mânası vermişlerdir. Bazıları da bu kelimeye “yamelûn” “çalışırlar” şeklinde bir mâna vermişlerdir. Âyet Abdullah’ın mushafmda “küllün fî felekin ya'melûn”, yani “Her biri bir yörüngede çalışır” şeklindedir.

      Bu haber konusunda âyetin zâhiri, belirttiğimiz gibi güneş ve ayın bu suda akıp gittikleri ve yüzdükleridir. Bazılarının yorumuna göre bunlar kendi hallerindedirler ve hareket etmezler. Fakat felek akıp gider. Güneş ve ay bir süre ortaya çıkar görünürler, bir süre sonra da gizlenirler. Onlar hareket ediyor olsalardı bir hal üzere olurlardı ve bütün durumlarda gözükürlerdi. Fakat biz bunu yüce Allah’tan böyle olduğuna dair haber gelmedikçe bilemeyiz. En doğrusunu Allah bilir.​

      Yorum

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        ve huvellezî (وَهُوَ الَّذِي)

        Bağlaç olan "vav", üçüncü tekil şahıs munfasıl zamiri "huve" (O) ve ism-i mevsul (ilgi zamiri) olan "ellezî" (O ki, -en/an) edatının birleşimidir. Râgıb el-İsfahânî, "huve" zamirinin doğrudan mutlak Yaratıcı'ya (Allah'a) döndüğünü, "ellezî" edatının ise bu uluhiyet makamını kendisinden sonra gelecek olan muazzam kozmik fiillerle (yaratma eylemleriyle) bağladığını ve tahsis ettiğini belirtir. Bu gramatikal kurgu, evrenin işleyişindeki tüm dinamiklerin tek bir merkeze (Huve) ait olduğunu sarsılmaz bir aidiyetle sabitler.

        halaka (خَلَقَ)

        hı-lam-kaf kökünden türeyen mazi (geçmiş zaman), üçüncü tekil şahıs bir fiildir. İbn Fâris, bu kökün temel etimolojik anlamının "bir şeyi ölçmek, takdir etmek, ona kesin ve kusursuz bir biçim vermek" olduğunu belirtir. Ayakkabı ustasının deriyi dikmeden önce ölçüp biçmesine dilde "halk" denilmesi bu yüzdendir. Râgıb el-İsfahânî, "halk" kavramının Kur'an'da bir şeyi yoktan var etmek (ibdâ) ve var olan bir malzemeden ölçülü, hikmetli yeni bir form inşâ etmek manalarında kullanıldığını aktarır.

        Kavramı ontolojik bir sistem içinde inceleyen Toshihiko Izutsu, Kur'an'daki "halk" eyleminin asla kaotik, gayesiz veya tesadüfi olmadığını; ilahi iradenin evrene mutlak bir anlam, ölçü ve matematiksel kader (determinizm) kodlayarak müdahale etmesi olduğunu analiz eder.

        el-leyle (اللَّيْلَ)

        lam-ye-lam kökünden türeyen ve belirlilik takısı (el) alan bir isimdir; "gece, karanlık vakit" anlamına gelir. İbn Fâris, bu kökün etimolojik temelinin "karanlığın basması, bir şeyin üzerinin örtülmesi ve yoğunlaşması" olduğunu ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, gecenin insan doğası için dinlenme, sükûnet ve örtünme vakti olduğunu aktarır.

        Kur'an'ın edebi yapısı ve kozmolojik retoriği üzerine odaklanan Angelika Neuwirth, Mekke dönemi surelerinde gece ve gündüz kavramlarının art arda kullanımının çok yaygın bir "merizm" (bütünü uç noktalarıyla ifade etme sanatı) oluşturduğunu belirtir. Neuwirth'e göre bu kelime, salt astronomik bir zaman diliminden ziyade, varoluşun "karanlık ve örtülü" yüzünü temsil eder ve zamanın yaratılmış bir nesne olduğunu deşifre eder.

        ven-nehâra (وَالنَّهَارَ)

        Bağlaç olan "vav" (ve) harfi ile nun-he-ra kökünden türeyen ve belirlilik takısı alan "nehâr" isminden oluşur; "gündüz" anlamına gelir. İbn Fâris, bu kökün temel etimolojik anlamının "genişlik, yayılma, bolca akma ve aydınlığın dağılması" olduğunu belirtir. Su yatağının genişleyip gürül gürül akmasına "nehir" denilmesi de, aydınlığın yeryüzüne akıp yayılmasını ifade eden "nehâr" kelimesi de aynı kök mantığından beslenir.

        Bu iki zaman zarfının (gece ve gündüz) felsefi bağlamını inceleyen Dücane Cündioğlu, zamanın ebedi ve başlangıçsız (kadîm) bir tanrı olduğuna inanan Cahiliye dönemi "Dehriyye" felsefesine karşı, Kur'an'ın zamanın iki temel kutbunu (geceyi ve gündüzü) doğrudan "halaka" (yarattı) fiilinin nesnesi (mef'ulü) yaparak zamanı maddeleştirdiğini ve uluhiyet tahtından indirip yaratılmışlık (mahlûkiyet) seviyesine çektiğini analiz eder.

        veş-şemse (وَالشَّمْسَ)

        Bağlaç olan "vav" ile şın-mim-sin kökünden türeyen "şems" (güneş) kelimesinin birleşimidir. İbn Fâris, bu kökün gökyüzünde parlayan, yeryüzünü aydınlatıp ısıtan devasa gök cisminin ismi olduğunu belirtir; ayrıca bir şeyin inatçı ve sabit olmasına da (şemûs) dilde bu kökten türetme yapıldığını aktarır.

        Kelimenin Sami dillerindeki köken haritasını çıkaran Arthur Jeffery, sözcüğün Aramice ve Süryanicedeki "şimşâ" ve İbranicedeki "şemeş" ile aynı kadim Sami havuzundan geldiğini tespit eder. Jeffery, Ortadoğu'nun kadim panteonlarında (özellikle Babil ve Mısır'da) güneşin en büyük tanrısal figürlerden biri olduğunu vurgular. Bu kelimenin Mekke teolojisindeki (Kelam) işlevini değerlendiren Prof. Dr. Hidayet Aydar, güneşi ilahlaştıran veya Allah'ın en büyük ortaklarından biri sayan pagan inançlara karşı, ayetin "şems"i sıradan bir varlık gibi yaratılış listesine ekleyerek onun ilahlık illüzyonunu etimolojik ve kozmolojik bir kesinlikle parçaladığını belirtir.

        vel-kamere (وَالْقَمَرَ)

        Bağlaç olan "vav" ile kaf-mim-ra kökünden türeyen "kamer" (ay) kelimesinden oluşur. İbn Fâris, bu kökün "rengi beyaz olan şey" anlamına geldiğini, ayın hilal evresinden sonraki o dolgun ve parlak beyazlığından dolayı bu ismi aldığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "kamer" kelimesinin ışığını kendinden değil, başka bir kaynaktan (güneşten) alarak yansıttığı ve sürekli bir değişim, küçülme ve büyüme (menziller) içinde olduğu için "şems"ten ayrı olarak nitelendirildiğini aktarır. Değişime ve eksilmeye mahkum olan bu varlık, uluhiyetin o mutlak ve değişmez yapısına ontolojik olarak taban tabana zıttır.

        kullun (كُلٌّ)

        kef-lam-lam kökünden türeyen bir isimdir. "Bütünü, hepsi, her biri" anlamına gelir. İbn Fâris, bu kökün "bir şeyin parçalarını bir araya getirip kapsamak, bütünü ihata etmek ve hiçbir şeyi dışarıda bırakmamak" manasına geldiğini söyler. Diyanet İslam Ansiklopedisi, bu kelimenin kendinden önceki tüm devasa gök cisimlerini (gece, gündüz, güneş, ay) tek bir gramatikal çatı altında topladığını ve hiçbir istisna bırakmaksızın hepsinin aynı ilahi yasaya (sünnetullah) boyun eğdiğini, hiçbirinin otonom (bağımsız) bir harekete sahip olmadığını ifade eden mutlak bir ihata (kuşatıcılık) bildirdiğini aktarır.

        fî felekin (فِي فَلَكٍ)

        Zarfiyet (içindelik) bildiren "fî" harf-i ceri ile fe-lam-kef kökünden türeyen "felek" isminden oluşur; "bir yörüngenin içinde" anlamına gelir. İbn Fâris, bu kökün temel etimolojik anlamının "yuvarlaklık, dairesel dönüş ve ipliğin sarıldığı kirman" olduğunu belirtir. Gökyüzündeki yıldızların dönüş yoluna daireselliğinden dolayı dilde felek denilmiştir. Râgıb el-İsfahânî, dalgaların üzerinde kavis çizerek ilerleyen ve dönen gemiye (fülk) benzetilerek, gök cisimlerinin uzay boşluğundaki devasa dairesel yörüngelerine bu ismin verildiğini aktarır.

        Bu kelimenin modern astrofizik ile olan çarpıcı anlamsal örtüşmesini analiz eden Prof. Dr. Sadık Kılıç, "felek" kelimesinin evrenin mimarisindeki o şaşmaz matematiksel düzeni sembolize ettiğine dikkat çeker. Kılıç'a göre gök cisimleri uzay boşluğunda rastgele savrulmamakta; her biri, fail-i muhtar (Allah) tarafından kendisine tahsis edilmiş dairesel bir dönüş ekseni (yörünge/orbit) "içinde" (fî) hareket etmektedir. Kaos yoktur, felek (yörünge) vardır.

        yesbehûn (يَسْبَحُونَ)

        sin-be-ha kökünden türeyen muzari (şimdiki/geniş zaman), cemi müzekker (eril çoğul) bir fiildir. "Yüzerler, pürüzsüzce akıp giderler" anlamına gelir. İbn Fâris, bu kökün temel etimolojik anlamının "suda yüzmek, hiçbir engele takılmadan pürüzsüz ve hızlı bir şekilde akıp gitmek" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, devasa gök cisimlerinin (güneşin ve ayın) uzaydaki o sessiz ve muazzam hareketinin, bir balığın veya usta bir yüzücünün suda hiç zorlanmadan, kendi fıtratına uygun bir uyumla süzülmesine benzetildiğini aktarır.

        Bu fiilin içerdiği olağanüstü edebi sanatı ve ontolojik mesajı analiz eden Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin Kur'an'daki iki kullanımına dikkat çeker. "Yesbehûn" fiili, Allah'ı her türlü eksiklikten tenzih etmek anlamına gelen "sebbaha/tesbih" kavramıyla aynı köktendir. Gök cisimlerinin kendi yörüngelerindeki o sessiz, pürüzsüz ve şaşmaz dönüşleri (yüzmeleri), aslında onların Yaratıcı'ya sundukları kozmik "tesbihleri"dir (ibadetleridir). Evren, dönerek (yüzerek) Allah'ı zikretmektedir.

        Ayrıca bu eylemin gramatikal yapısına dikkat çeken Prof. Dr. Mustafa Öztürk, Arapçada akılsız varlıklar (güneş, ay, gezegenler) çoğul yapıldığında fiillerinin müennes (dişil tekil) gelmesi gerekirken, burada akıllı, şuurlu varlıklara has olan "cemi müzekker" (-ûn) sîgasının (yesbehûn) kullanıldığını belirtir. Öztürk'e göre bu bilinçli gramer ihlali (teşhis/kişileştirme sanatı), gezegenlerin ve gök cisimlerinin kör tabiat yasalarıyla dönen ölü kütleler olmadığını; onların ilahi emre mutlak bir şuur, itaat ve teslimiyetle (adeta akıllı varlıklar gibi) boyun eğerek yüzdüklerini (yesbehûn) sarsılmaz bir retorikle ilan eder.

        Yorum

        İşleniyor...
        X