Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

En'âm Sûresi, 144. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    En'âm Sûresi, 144. Ayet

    وَمِنَ الْاِبِلِ اثْنَيْنِ وَمِنَ الْبَقَرِ اثْنَيْنِۜ قُلْ آٰلذَّكَرَيْنِ حَرَّمَ اَمِ الْاُنْثَيَيْنِ اَمَّا اشْتَمَلَتْ عَلَيْهِ اَرْحَامُ الْاُنْثَيَيْنِۜ اَمْ كُنْتُمْ شُهَدَٓاءَ اِذْ وَصّٰيكُمُ اللّٰهُ بِهٰذَاۚ فَمَنْ اَظْلَمُ مِمَّنِ افْتَرٰى عَلَى اللّٰهِ كَذِباً لِيُضِلَّ النَّاسَ بِغَيْرِ عِلْمٍۜ اِنَّ اللّٰهَ لَا يَهْدِي الْقَوْمَ الظَّالِم۪ينَ۟​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Vemine-l-ibili-śneyni vemine-lbekari iśneyn(i)(k) kul âżżekerayni harrame emi-lunśeyeyni emmâ-ştemelet ‘aleyhi erhâmu-lunśeyeyn(i)(s) em kuntum şuhedâe iż vassâkumu(A)llâhu bihâżâ(c) femen azlemu mimmeni-fterâ ‘ala(A)llâhi keżiben liyudille-nnâse biġayri ‘ilm(in)(k) inna(A)llâhe lâ yehdî-lkavme-zzâlimîn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      143. Koyundan iki, keçiden iki olmak üzere sekiz eş ... De ki: O, bunlardan iki erkeği mi, iki dişiyi mi, yoksa bu iki dişinin rahimlerindeki yavrularını mı haram kıldı? Eğer doğruysanız bana bilerek söyleyin.

      144. Ve deveden iki, sığırdan iki ... De ki: 'O, bunlardan iki erkeği mi, iki dişiyi mi, yoksa bu iki dişinin rahimlerindeki yavruları mı haram kıldı? Yoksa Allah'ın size böyle buyurduğuna şahit mi oldunuz?' Bilgisizce insanları saptırmak için Allah hakkında yalan uydurandan daha zalimi kimdir! Allah o zalimler topluluğunu asla doğru yola iletmez.

      Koyundan iki, keçiden iki olmak üzere sekiz eş ... Cenab-ı Hak, yukarıda "Çardaklı ve çardaksız bağları yarattığını", binmek ve yününden sergiler yapmak için hayvanlar yarattığını belirttiği gibi, burada da sekiz çift yarattığını belirtmektedir, O'nun bizim için yarattığını belirttiklerinden biri de sekiz çift hayvandır. Burada Koyundan iki, keçiden iki olmak üzere sekiz eş diye başlayan ayet-i kerimede sözü edilenlerin, "Hayvanlardan yük taşıyanları ve tüyünden sergi yapılanları da (yaratan O'dur)" mealindeki ayetin açılımı olması muhtemeldir. Buna göre Sekiz çift anlamındaki sözcükler, önceki ayette geçen "hamule" ve "ferş" lafızlarının açıklamasıdır.

      Koyundan iki, keçiden iki olmak üzere sekiz eş mealindeki ayette, kafirlerle yapılan tartışmanın ve Allah'tan gelen bilgilendirmenin tanıtılması vardır. Çünkü onlar bazı şeyleri kadınlara haram sayıyorlar, fakat erkeklere helal kılıyorlardı. Nitekim Cenab-ı Hak şöyle buyurmaktadır: "Dediler ki: Şu hayvanların karınlarında olanlar yalnız erkeklerimize aittir, eşlerimize ise yasaklanmıştır. Şayet (yavru) ölü doğarsa, o zaman (kadın-erkek) hepsi ona ortaktır". Onların bu sözlerine karşılık Cenab-ı Hak, De ki: O, bunlardan iki erkeği mi, iki dişiyi mi haram kıldı? buyurmaktadır. Allah bize onlarla yapılacak tartışmanın mahiyetini öğretiyor ve onlardan haram edilen hayvanın haram oluş sebebini söylemelerini istiyor. Allah, De ki: O, bunlardan iki erkeği mi, iki dişiyi mi haram kıldı? buyurdu, şayet onların erkek oldukları için haram edildiğini söylerlerse, o zaman erkek olan bütün hayvanların haram olması gerekir. Halbuki erkeklerden helal kılınanlar vardır, dolayısıyla onların sözlerindeki çelişki ortaya çıkmaktadır. Eğer onlar, Allah dişi hayvanları haram kıldı diyecek olurlarsa, o zaman da bütün dişilerin haram kılınmış olması gerekir. Bütün dişiler haram kılınmadığına göre, yine onların sözlerindeki çelişki ortaya çıkar. Çünkü bir şeyin bir halden dolayı haram veya helal kılınmış olması, sonra aynı hal mevcut olduğu halde bu hükmün ondan kaldırılmış olması; yahut Bu iki dişinin rahimlerindeki yavruların haram kılınmış olması caiz değildir. Eğer o halden dolayı hayvan haram kılınmışsa, iki dişinin rahimlerindeki yavru da haramdır, o haram olmayınca bunun da haram olmaması gerekir.

      Burada, bir illete dayanarak bir hüküm verilmişse, aynı illet var olduğu müddetçe aynı hükmün de var olması gerektiğinin delili vardır, kıyas bunu gerektirir.

      Eğer doğruysanız bana bilerek söyleyin. Yani onların sahip oldukları bir bilgi yoktur ki söylesinler. Cenab-ı Hak Eğer doğruysanız bana bilerek söyleyin mealindeki buyruğuyla, onun haram olduğu iddianızla ilgili bildiğinizi söyleyin demektedir. Allah müteakip ayette de Yoksa Allah'ın size böyle buyurduğuna şahit mi oldunuz? buyurmaktadır, yani haram kıldığına şahit mi oldunuz? Haram saydığınız şeylerin haram kılındığına siz ne kitap cihetiyle, ne peygamber vasıtasıyla ve ne de istidlal yoluyla şahitsiniz. Çünkü bütün ilimler üç esasa dayanır; ya istidlal bilgisine ki o akli bilgidir, ya müşahede ve gözlem bilgisine ki o da duyusal bilgidir, ya da işitme ve haber alma bilgisine dayanır. Cenab-ı Hak onların bu ilimlerden hiçbirine sahip olmadıklarını haber vermektedir. İstidlali bilgiye bakalım, hiçbir akıl sizin haram kıldığınız şeylerin gerçekten haram olduğu neticesine varmaz. Gözlem bilgisi de böyle bir neticeye varmaz, çünkü siz Allah'ın onları haram kıldığını görmüş değilsiniz. İşitme ve haber alma bilgisiyle de bu hükme varılamaz, çünkü onlar ilahi kitaplara inanmıyorlar ve peygamberleri tasdik etmiyorlardı ki, bunun haram olduğunu bize peygamberler haber verdi yahut onların haram olduklarını ilahi kitaplarda gördük diyebilsinler! Böylece onlar hayretler içersinde ve canları son derece sıkılmış bir halde terk edildiler.

      Bu ayet, Muhammed aleyhisselamın peygamberliğinin ispatına da işaret etmektedir. Çünkü onlar bu şeyleri, kendi içlerinde açıkça bilinen bir şeyden dolayı haram kılıyor değillerdi, Resûlullah (s.a.) da küçüklüğünden yaşlanıncaya kadar onların arasında yaşamıştı, Hz. Peygamber'in (s.a.) bunları bilen birine gidip öğrendiğine de şahit değildiler. Cenab-ı Hak ise, onların haram kıldıklarının ve yaptıkları şeylerin yanlış olduğunu haber vererek bu bilgilerin ona Allah tarafından verildiğini göstermek istemiştir. Hz. Peygamber (s.a.) onların haram kıldıklarının helal, helal saydıklarının da haram olduğunu yaratılmışların birinden değil, Allah'tan öğrenmişti.

      Allah hakkında yalan uydurandan daha zalimi kimdir! Yani Allah hakkında yalan uydurandan daha zalim kimse yoktur. Çünkü onları Allah yaratmıştır, onların ihtiyaç duydukları her şeyi kendileri için yaratan da O'dur; onlar bütün nimetlere Allah'ın yaratmasıyla sahip olmuşlardır ve o nimetler içinde yüzmektedirler. Allah hakkında yalan uydurandan daha zalim kimse yoktur! Çünkü onlar, Allah'ın haram kılmadığı bir şeyi O haram kıldı diyorlar, Allah'ın emretmediği bir şeyi de O emretti diyorlar. Görmez misin ki Cenab-ı Hak şöyle buyurmaktadır: "Sözce ve söz bakımından Allah'tan daha doğru kim olabilir?" Söz bakımından Allah'tan daha doğru kimse olmadığı gibi, bütün bunların failinin ve belirtilen nesneleri yaratanın Allah olduğunu bildikten sonra gerçekten Allah hakkında yalan uydurandan daha zalim kimse olmaz! Daha zalim kimdir mealindeki ifade, görünürde soru cümlesidir, ancak hakikatte cevaptır. Çünkü bu konuda soru ihtimali yoktur. Sanki bir cevap cümlesi olarak Allah şöyle demiştir: Allah hakkında yalan uydurandan daha büyük bir zalim yoktur.

      Bilgisizce insanları saptırmak için. Çünkü onlar Allah hakkında yalan uydurmakla insanları saptırmayı ve doğru yoldan çıkarmayı kastetmektedirler.

      Allah o zalimler topluluğunu asla doğru yola iletmez. Yani onlar küfrü ve zulmü tercih ettiklerinde Allah onları doğru yola iletmez. Şöyle de denilmiştir: Cenab-ı Hak ezeli ilmiyle onların kesinlikle küfrü benimseyeceklerini bildiği için asla doğru yola iletmez. Bu cümlenin, onlar kendi kanaatlerine göre hak yolda ve adil olduklarını düşünseler de, Allah katında zalim ve kafir oldukları için Allah onları asla doğru yola iletmez anlamına gelmesi de muhtemeldir.

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        El-İbili (الْإِبِلِ)

        İbn Fâris, kelimenin türediği "e-b-l" kökünün sözlükte bulutlar, yetinmek, dayanıklılık ve sürüler halinde dolaşmak anlamlarına geldiğini belirtir. Arap lügatinde çöl şartlarına en dayanıklı varlık olan deveye bu kökten türeyen "ibil" isminin verildiğini kaydeder. Toshihiko Izutsu, cahiliye dönemi arap semantiğinde devenin (ibil) taşıdığı o devasa sosyolojik ve ekonomik ağırlığı inceler. Bedevi toplumu için devenin sadece bir binek veya et kaynağı değil; çölün o acımasız yok ediciliğine karşı insanın elindeki yegane "hayatta kalma garantisi" ve en büyük zenginlik (sermaye) ölçütü olduğunu, müşriklerin kendi uydurdukları tabuları bu en hayati varlık üzerinden kurgulamalarının dinsel bir sömürü olduğunu detaylandırır. Patricia Crone, Geç Antik Çağ Arabistan'ındaki kervan ticareti üzerinden bu kelimeyi okur. Önceki ayetteki koyun ve keçinin aksine, devenin uluslararası ticareti (Mekke'nin can damarını) taşıyan ana unsur olduğunu, dolayısıyla ilahi hitabın bu "sekiz çift" (semâniyete ezvâc) sayımını bedevi ekonomisinin en stratejik unsuruyla tamamladığını ifade eder.

        El-Bekari (الْبَقَرِ)

        İbn Fâris, "b-k-r" kökünün asıl anlamının yarmak, genişletmek ve derinleştirmek olduğunu; toprağı çift sürerek yardığı (veya midesi geniş olduğu) için sığıra bu ismin verildiğini tespit eder. Râgıb el-İsfahânî, "bekar" kelimesini tarım sosyolojisi ekseninde açıklar. Bu hayvanın (sığırın), göçebe çöl hayatından ziyade yerleşik tarım toplumlarının en büyük güç kaynağı olduğunu belirtir. Kur'an'ın göçebe ekonomisi (ibil) ile tarım ekonomisini (bekar) yan yana zikrederek, müşriklerin tüm üretim araçlarını nasıl şirkin kuşatması altına aldıklarını resmettiğini vurgular.

        Şühedâe (شُهَدَاءَ)

        İbn Fâris, "ş-h-d" kökünün temelinde hazır bulunmak, bizzat orada olmak, kesin bir bilgiyle görmek ve tanıklık etmek anlamlarının yattığını aktarır. Râgıb el-İsfahânî, "şehâdet" kavramını epistemolojik (bilgiye dair) bir kesinlik olarak tanımlar; bu, kulaktan dolma bir dedikodu değil, insanın doğrudan kendi duyularıyla veya aklıyla vakıf olduğu şaşmaz bir idrak halidir. Angelika Neuwirth, ayetteki "Yoksa Allah size bunu emrederken orada şahitler miydiniz?" (em küntüm şühedâe iz vassâkümüllâhü bihâzâ) şeklindeki istifham-ı inkari (reddedici soru) kurgusunu devasa bir retorik alay olarak değerlendirir. Pagan elitlerin uydurdukları tabuları "Allah'ın emri" diyerek kitlelere yutturmalarına karşılık; Kur'an'ın onları adeta ilahi bir meclise katılmış ve Allah'ın bu emirleri verişine "bizzat şahit olmuş" (şühedâe) gibi davranmakla suçlayarak, şirkin sahip olduğu o epistemolojik kibri ve komik mitolojiyi yerle bir ettiğini tahlil eder.

        Vassâkümü (وَصَّاكُمُ)

        İbn Fâris, "v-s-y" kökünün sözlükte iki şeyi birbirine ulaştırmak, bağlamak, bir şeyi birine emanet etmek ve kesin bir dille emretmek/öğütlemek anlamlarına geldiğini belirtir. Prof. Dr. Hidayet Aydar, "Allah size bunu mu emretti/vasiyet etti?" kurgusundaki kelamî otorite gaspını inceler. Müşriklerin sıradan bir geleneksel yasak icat etmeyip, bu yasağı doğrudan "Allah'ın fıkhı/vasiyeti" olarak sunmalarının; yasama (teşri) yetkisini ilahi makamdan çalarak kendi uyduruk tabularını (helal-haramları) dokunulmaz kılma girişimi olduğunu ve tevhidi egemenliğe yapılmış en büyük tecavüz olduğunu vurgular.

        Azlemü (أَظْلَمُ)

        İbn Fâris, "z-l-m" kökünün etimolojik tabanında ışığın mutlak yokluğu (karanlık) ve bir şeyi kendisine ait olmayan yanlış bir yere koymak (haddi aşmak) anlamlarının bulunduğunu kaydeder. Kelimenin ism-i tafdil (en üstünlük derecesi) kalıbında "azlem" (en zalim/daha zalim) olarak kullanılmasını adaletten en uç noktada sapma hali olarak tespit eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, "Öyleyse kim daha zalimdir?" (fe men azlemü) sorusunu ontolojik bir adalet felsefesi üzerinden değerlendirir. Yeryüzündeki en büyük haksızlığın (zulmün) birinin malını çalmak veya fiziksel zarar vermek olmadığını; asıl ve en yıkıcı "zulmün", Allah adına sahte din üreterek kitlelerin aklını, fıtratını ve ebedi hayatını (nurunu) karartmak olduğunu bildiren sarsılmaz bir hukuki/teolojik hiyerarşi beyanı olduğunu aktarır.

        İfterâ (افْتَرَىٰ)

        İbn Fâris, "f-r-y" kökünün asıl anlamının bir deriyi dikmek veya yeni bir şey yapmak için kesip biçmek olduğunu; mecazi olarak ise hiçbir gerçekliği olmayan yalanlar uydurmaya, asılsız dogmalar icat etmeye (iftira) bu ismin verildiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "iftira" eylemini basit, sıradan bir yalandan kesin hatlarla ayırır; ona göre bu, ilahi otoriteyi kendi menfaatlerine alet ederek, Allah'ın kitabında/sisteminde olmayan bir şeyi O'na kasıtlı olarak yamama cüretidir. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), "Allah'a karşı yalan uydurandan (iftira edenden) daha zalim kimdir?" kurgusunun psikolojik boyutunu analiz eder. Şirkin ve statükonun, ayakta kalabilmek için sürekli olarak kutsalı istismar etmek ve Allah'ın adını kullanarak devasa bir "yalan endüstrisi" (iftira) kurmak zorunda olduğunu, çünkü rasyonel hiçbir dayanağı kalmayan kibrin ancak bu sahte kutsiyetle kitleleri itaat altında tutabileceğini ifade eder.

        Liyüdılle (لِيُضِلَّ)

        İbn Fâris, "d-l-l" kökünün sözlükte doğru yoldan çıkmak, şaşırmak, kaybolmak ve bir şeyin zayi olup yok olması anlamlarına geldiğini kaydeder. Gabriel Said Reynolds, "İnsanları saptırmak için" (liyüdıllen nâse) tamlamasındaki o kasıtlı eylemi (lam-ı ta'lil / amaç bildiren edatı) değerlendirir. Pagan liderlerin uydurdukları o helal-haram kurallarının masum birer inanç yanılgısı olmadığını; bu yalanların, kitleleri hakikatten, tevhidden ve rasyonel düşünceden "kasten saptırmak" (yüdılle) ve onları kendi kabileci labirentlerinde köleleştirmek amacıyla üretilmiş şeytani ve politik bir operasyon olduğunu vurgular.

        İlmin (عِلْمٍ)

        İbn Fâris, "a-l-m" kökünün sözlükte bir şeyin hakikatini, özünü bilmek ve o nesneyi kesin bir işaretle kavramak anlamına geldiğini belirtir. Angelika Neuwirth, "Hiçbir bilgiye dayanmaksızın" (bi ğayri ılmin) ifadesini epistemolojik bir zeminde okur. Kur'an'ın müşrikleri sadece ahlaksızlıkla değil, doğrudan "bilgisizlikle" vurduğunu; onların kurdukları o karmaşık dinsel sistemin arkasında zerre kadar mantık, vahiy veya rasyonel "ilim" bulunmadığını, şirkin tamamen epistemolojik bir cehalet ve atalar taklidi olduğunu ilan eden sarsıcı bir aydınlanma mührü olduğunu tahlil eder.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X