وَلَا تَسُبُّوا الَّذ۪ينَ يَدْعُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِ فَيَسُبُّوا اللّٰهَ عَدْواً بِغَيْرِ عِلْمٍۜ كَذٰلِكَ زَيَّنَّا لِكُلِّ اُمَّةٍ عَمَلَهُمْ ثُمَّ اِلٰى رَبِّهِمْ مَرْجِعُهُمْ فَيُنَبِّئُهُمْ بِمَا كَانُوا يَعْمَلُونَ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
En'âm Sûresi, 108. Ayet
Daralt
X
-
Allah' tan başkasına tapanlara hakaret etmeyin; sonra onlar da bilgisizlik yüzünden sınırı aşarak Allah'a hakaret ederler. Böylece biz her ümmete kendi işlerini güzel gösterdik. Sonunda dönüşleri Rab'lerinedir. Artık O, ne yaptıklarını kendilerine bildirecektir.
Müşriklerin Tanrılarına Hakaret Etmek
Allah'tan başkasına tapanlara hakaret etmeyin; sonra onlar da bilgisizlik yüzünden sınırı aşarak Allah'a hakaret ederler. Cenab-ı Hak, hakarete müstahak olmayana hakaret ederler endişesiyle bizi, hakarete müstahak olanlara hakaret etmeyi yasaklamaktadır.
Şöyle bir soru sorulabilir: "Cenab-ı Hak, hakarete müstahak olanlarla savaşmamızı emrettiği halde, hakarete müstahak olmayana hakaret ederler endişesiyle neden onlara hakaret etmeyi bize yasaklamaktadır? Biz onlarla savaştığımızda onlar da bizimle savaşacaklar, müminin haksız yere öldürülmesi ise kötü fiillerden biridir. Cenab-ı Hak, risaleti tebliğ etmesini ve insanlar yalanlamakla karşılık verseler de onlara Kur'an'ı okumasını Resulullah'a emretmiştir.
Buna şu cevap verilir: Onlara hakaret etmek farz değil mubahtır, fakat onlarla savaşmak farzdır. Tebliğ de aynı şekilde farzdır; bu bakımdan insanlar yapılan tebliği inkar etseler de Hz. Peygamber (s.a.) onlara tebliğ etmekle yükümlüdür. Savaşmak da böyledir, ucunda kendimizin helaki söz konusu olsa bile onlarla savaşırız. Meselenin aslı şudur: Bazan kötülüğe sebep olan mubahlık hükmü yasaklanabilir, fakat farz olan ve yapılması emredilen şeyler, ondan doğacak olan zararlardan dolayı yasaklanmaz. Bununla Ebu Hanife'nin (r.a.) şu sözünün doğruluğuna istidlal edilmesi mümkündür: Kim kısas yaparak birinin elini keser de bundan dolayı adam ölürse, kendisinden diyet alınır, fakat haddi gerektiren bir ceza ile el keser ve adam ölürse, diyet alınmaz; çünkü el kesmek ona mubah kılınmış, kısas farz kılınmamıştır. Had cezasında ise haddi Allah için uygulamak gerekir, insan mubah kılınan bir fiili yaptığında eğer ondan kötülük doğarsa yasaklanır ve kendisi de sorgulanır. Kendisine farz kılınan bir fiili yapmakla ondan kötülük doğacak olursa, bundan dolayı insan sorgulanmaz. Buna göre, Hz. Peygamber'in (s.a.) Sünnet'ine bağlı olarak emredilen ve neticede kişinin ölümüne sebep olan sünnet etmekle hacamat yapmak da böyledir, çünkü hacamat yapılmadığı takdirde öleceğinden korktuğu zaman hacamat yapmak farz olur. Parçalama ve benzeri bir emre gelince, o yapılması gerekli olan emre değil mubahlık ifade eden emre benzemektedir, bundan dolayı ondan doğan zararı öder. Buna göre müşriklerin tanrılarına hakaret etmek, onların Allah'a ve Resul'üne hakaret etmelerine sebep olursa, putlar hakarete müstahak olsalar bile müminler onlara hakaret edemezler. İnsanın hakaret etmeyi alışkanlık haline getirmesi de yasaklanmıştır. Buna göre alışkanlık haline gelir endişesiyle müşriklerin tanrılarına hakaret etmeyi müminlere yasaklamak caizdir. İşte bunun için müminlerin, onların tanrılarına hakaret etmeleri yasaklanmıştır.
Rivayet edildiğine göre Resulullah'ın (s.a.) ashabı onların tanrılarına hakaret ediyor, onlar da bilgisizlik yüzünden sınırı aşarak Allah'a hakaret ediyorlardı. Yine rivayet edildiğine göre Resulullah (s.a.), müşriklerin tanrılarını kötü şekilde anmıştı, onlar da şöyle demişlerdi: Ya böyle konuşmaktan vazgeçersin, aksi halde biz de kesinlikle senin Rabb'ini hicvederiz. İbn Abbas'tan (r.a.) şöyle rivayet edilmiştir: Resıllullah'ın (s.a.) onlara "Şüphe yok ki siz ve Allah'tan başka taptığınız tanrılar cehennem yakıtısınız" dediği zaman, onlar da o sözü söylemişlerdi, bunun üzerine de Allah'tan başkasına tapanlara hakaret etmeyin mealindeki ayet geldi. Ancak bu olayın nasıl olduğunu bilmiyoruz, fakat mesele bizim dediğimiz gibidir.
Bilgisizlik yüzünden sının aşıyorlardı. Kisai ve Ebu Avsece şöyle dediler: Buradaki "adven" (عَدْوًا) kelimesi, "i'tida" (الِاعْتِدَاء) kökünden gelir, o da haddi aşmak demektir. Ebu Amr şöyle dedi: Bu kelime "uduvven" (عُدُوًّا) diye okunur dedi ve şunu ilave etti: "'.Adv" (الْعَدْو) kelimesi iki ayağın yürümesinden gelir, Cenab-ı Hak da Yunus suresinde "uduvven" (عُدُوًّا) demiştir. Şöyle de denilmiştir: Allah'tan başkasına tapanlara hakaret etmeyin mealindeki ayet nazil olunca, Resıllullah (s.a.), ashabına şöyle dedi: "Rabb'inize hakaret etmeyin!" Onlar da müşriklerin tanrılarına hakaretten vazgeçtiler.
Böylece biz her ümmete kendi işlerini güzel gösterdik. Ebu Bekir el-Keysani şöyle dedi: Bu beyan, Allah'tan başkasına tapanlara hakaret etmeyin; sonra onlar da bilgisizlik yüzünden sının aşarak Allah'a hakaret ederler mealindeki ayetin bağlantısıdır (sıla). Onlar o putlara, Allah'tan başka ilahlar olduklarını kabul ederek tapmıyorlardı, onlara tapmalarının sebebi kendilerini Allah'a yaklaştıracağı ümidi idi. Dolayısıyla onların mabutlarına hakaret ettikleri zaman, (gerçekte mabutları Allah olduğu için) sanki bilgisizlik yüzünden sınırı aşarak Allah'a hakaret etmiş oluyorlardı. Çünkü kulluk gerçekte Allah'a yapılır, onların putlara hakaret etmeleri ise, Allah'a hakarete dönüşmektedir. İşte hakaretin manası budur. Ebu Bekir el-Keysani şöyle devam etti: Buna göre Böylece biz her ümmete kendi işlerini güzel gösterdik ilahi kelamını, Allah'a hakaret etmekten sakınmaları için gönderdiği anlamına gelir. İşte Allah'ın onlara güzel gösterdiği işleri budur. Böylece biz her ümmete kendi işlerini güzel gösterdik mealindeki ayet hakkında Hasan-ı Basri şöyle dedi: Yani farz ve helal kılınmayan konularda yaptıklarını değil, emrolundukları, kendilerine farz kılınan ve yapmaları gereken konularda yaptıkları işleri onlara güzel gösterdik. Mutezile'den Cafer b. Harb ve diğerleri şöyle dediler: Yapmaları farz kılınan ve bundan dolayı yaptıkları işler onlara güzel gösterildi, yapmaları uygun olmayan şeyleri değil. Nitekim Cenab-ı Hak şöyle buyurmuştur: ''.Allah size imanı sevdirdi ve onu gönlünüze sindirdi; inkarcılığı, yoldan çıkmayı ve emre aykırı davranmayı da size çirkin gösterdi". Burada Cenab-ı Hak iman için güzel olmak, küfür için de çirkin olmak nitelemesini kullanmaktadır. Halbuki onlar "Şeytan onlara yaptıklarını güzel göstermişti" ve "Şeytan onlara bunu güzel göstermiş ve kendilerine yanlış yolda ilerleme cesareti vermiştir" mealindeki ayete dayanarak güzel göstermeyi şeytana nispet etmektedirler. Dolayısıyla yoldan çıkmayı ve emre aykırı davranmayı onlara çirkin gösteren de şeytandı. Binaenaleyh şeytanın onlara güzel gösterdiği şeyi Cenab-ı Hakk'ın güzel göstermesi mümkün değildir. Bu durumda onlara ancak emrolundukları ve kendilerine farz kılınan şeyler güzel gösterilmiştir. Fakat ayetteki güzel gösterme fiilinin Allah'a nispet edilmesi, tıpkı saptırmak ve azdırmak fiillerinin Allah'a nispet edilmesi gibidir.
Bize göre ise, güzel gösterme iki şekilde olur. Biri, akıllara güzel göstermektir. Bu da ayetler ve deliller yoluyla gösterilir. Buna göre ayetler ve deliller cihetiyle küfür ve sapıklık fiilinin güzel gösterilmesi ihtimali yoktur. İkincisi, tabiatlardaki zevkleri ve temennileri güzel göstermektir. Her insanın yaptığı şey, kendi yaratılışına yerleştirilmiş olan zevke ve ihtiyaca göre güzeldir. Her kafire, yaptığı küfür ve sapıklık fiili sorulacak olsa, hiç şüphesiz şöyle diyecektir: Bana güzel gelen budur. Binaenaleyh güzel gösterme fiilinin Allah'a nispet edilmesi, sapıklık ve azgınlık fiillerinin nispet edilmesinden daha büyük ve daha uzak bir şey değildir. Sapıklık ve azgınlık fiillerinin Allah'a nispet edilmesi konusuna daha önce muhtelif yerlerde temas etmiştik. İşte güzel göstermekten maksat budur. Onlar yine diyorlar ki: Güzel göstermekten maksat, vadedileni ve sevabı güzel göstermektir. Kafirin ahiret vadine ve sevabına iman etmesi, ahirete iman ettiği manasına gelmez mi? Bu, uzak bir ihtimaldir. Keysani'nin söylediği şey de muhtemel değildir. Çünkü ona göre bütün kafirler, putlara sadece kendilerini Allana yaklaştırsınlar diye tapmıyorlar, aksine ekserisi kendilerinin bir yaratıcısı ve Rabb'i olduğunu bilmiyorlardı. Güzel gösterme fiilinin şeytana nispet edilmesi, temenni ettirmesi ve zevk vermesi manasında olabilir, çünkü Cenab-ı Hak şeytanın şöyle dediğini beyan etmektedir: "Mutlaka onları boş kuruntulara kaptıracağım". Onun Allah'a nispet edilmesi, onun üzerinde güç ve kudret sahibi olduğu veya yaptıklarını gözlerine güzel göstermek ve sevdirmek fiilini yaratacağı anlamına gelir. Sapıklık ve azgınlığın şeytana nispet edilmesi de, şeytanın onu yapmaya çağırmasından ve insanı ona özendirmesinden dolayıdır. Bunun Allah'a nispet edilmesi de, sapıklık fiilini O'nun yaratmış olmasından dolayıdır.
Sonunda dönüşleri Rab'lerinedir. Bu cümleyi daha önce açıklamıştık. Artık O, ne yaptıklarını kendilerine bildirecektir. Onlar ya bol sevaplar içinde, ya da can yakıcı bir azap içinde olacaklar. Bu cümle tehdit anlamına gelir.
Yorumu Yorumla
-
Tesebbû (تَسُبُّوا)
İbn Fâris, kelimenin türediği "s-b-b" kökünün sözlükte bir şeyi kesmek, koparmak ve mecazi olarak birine ağır sözler söyleyerek onun onurunu zedelemek (sövmek) anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "sebb" eylemini sıradan bir eleştiri veya tartışmadan ayırır; ona göre bu kelime, karşı tarafı aşağılayan, rasyonel hiçbir dayanağı olmayan şiddetli ve tahrik edici sözel saldırıdır. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, ayetteki "Onların Allah'tan başka yalvardıklarına (putlarına) sövmeyin" (ve lâ tesebbüllezîne yed'ûne min dûnillâhi) yasağını İslami tebliğ metodolojisi (da'vet ahlakı) üzerinden tahlil eder. Kur'an'ın putperestliği en ağır felsefi ve kelamî argümanlarla eleştirmesine rağmen, işin "sövgü" boyutuna geçmesini yasaklamasının; hakikati savunurken bile fanatizme, provokasyona ve amigoluğa düşmemeyi emreden muazzam bir ahlaki bariyer olduğunu vurgular. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), bu yasağın psikolojik dinamiğini inceler. Sövgünün, karşı tarafta rasyonel bir uyanış değil, tam tersine kendi dogmasını savunmak için kör bir "reaksiyon (tepki) mekanizması" doğuracağını; böylece hakikate (Allah'a) ulaşılmasını bizzat inananların kendi elleriyle engellemiş olacaklarını resmeden kusursuz bir kitle psikolojisi tahlili olduğunu aktarır.
Yed'ûne (يَدْعُونَ)
İbn Fâris, "d-a-v" kökünün temelinde birini çağırmak, seslenmek, ondan bir talepte bulunmak ve yardıma çağırmak anlamlarının yattığını kaydeder. Râgıb el-İsfahânî, "dua" eylemini teolojik bağlamda; insanın kendi acziyetini kabul ederek, aşkın veya doğaüstü bir güce (burada putlara/sahte ilahlara) mutlak bir teslimiyetle yakarması ve ibadet etmesi olarak tanımlar.
Advân (عَدْوًا)
İbn Fâris, "a-d-v" kökünün sözlükte sınırı aşmak, haddi tecavüz etmek, koşmak ve birine karşı haksız yere düşmanlık beslemek (adâvet) anlamlarına geldiğini tespit eder. Râgıb el-İsfahânî, "adv" kavramını, adaletin ve aklın sınırlarından tamamen çıkarak, hak ihlali yapmak ve zulmetmek olarak açıklar. Toshihiko Izutsu, ayetteki "Onlar da taşkınlık ederek/düşmanca Allah'a söverler" (fe yesübbûllâhe advân) kurgusunu cahiliye semantiği üzerinden değerlendirir. Müşriklerin bu karşı saldırısının felsefi bir temele veya rasyonel bir reddiyeye dayanmadığını; kelimenin hemen ardından gelen "bilgisizce" (bi gayri ilmin) tamlamasıyla birleştiğinde, bunun tamamen kabileci bir asabiyetten, kör bir öfkeden ve aklın devre dışı kaldığı taşkın bir holiganizmden (adv) ibaret olduğunu detaylandırır.
Zeyyennâ (زَيَّنَّا)
İbn Fâris, "z-y-n" kökünün temelinde güzellik, süs, bir şeyi olduğundan daha cazip ve çekici hale getirmek anlamlarının bulunduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "tezyîn" eylemini sadece fiziksel bir süsleme değil; zihinsel ve psikolojik bir illüzyon, yani insanın kendi yaptığı yanlış eylemleri, alışkanlıkları veya inançları kendi nefsinde "doğru ve güzel" görmesi hali olarak açıklar. Prof. Dr. Sadık Kılıç, ayette "Biz süsledik/güzel gösterdik" (küzâlike zeyyennâ) şeklinde failin Allah olmasını (ilahi iradeyi) sosyolojik bir yasa olarak tahlil eder. Yaratıcının, insan topluluklarının doğasına "alışkanlık ve ünsiyet" yasasını koyduğunu; her toplumun içine doğduğu kültürü, dogmayı ve eylemi zamanla içselleştirerek ona sarsılmaz bir estetik/ahlaki değer biçeceğini (bunu güzel göreceğini); bu yüzden muhatabı eleştirirken onun bu "psikolojik bağlılığını" göz ardı etmemek gerektiğini vurgular.
Ümmetin (أُمَّةٍ)
İbn Fâris, "e-m-m" kökünün asıl anlamının bir şeye yönelmek, kastetmek ve bir şeyin aslı, kaynağı olmak (ümm/anne) olduğunu kaydeder. Mecazi olarak aynı inanç, dil veya coğrafya etrafında toplanan varlıklara "ümmet" dendiğini aktarır. Patricia Crone, ayetteki "Her ümmete kendi eylemlerini güzel gösterdik" (zeyyennâ likülli ümmetin amelehüm) kurgusunu Geç Antik Çağ'ın ve Arabistan'ın parçalanmış sosyo-politik yapısı bağlamında okur. Dönemin dünyasında her kabilenin (ümmetin) kendi atalar kültürünü, putlarını ve yaşam tarzını (asabiyeti) diğer her şeyden üstün ve kusursuz gördüğünü; Kur'an'ın bu sosyolojik tespitle, etnosantrizmin (kendi kültürünü merkeze almanın) evrensel bir insanlık zaafı olduğunu deşifre ettiğini ifade eder.
Merciuhüm (مَرْجِعُهُمْ)
İbn Fâris, "r-c-a" kökünün sözlükte bir şeyin başladığı noktaya geri dönmesi, eski haline rücu etmesi ve yönünü geriye çevirmesi anlamlarına geldiğini tespit eder. Râgıb el-İsfahânî, "merci'" kavramını eskatolojik (ahiret eksenli) bir bağlamda; insanın dünyadaki o otonom/özgür serüveninin sona ererek, mutlak hesaplaşma için kaçınılmaz bir şekilde yaratıcısının (kaynağının) huzuruna ontolojik olarak sevk edilmesi/döndürülmesi şeklinde tanımlar.
Yünebbiühüm (فَيُنَبِّئُهُمْ)
İbn Fâris, "n-b-e" kökünün temelinde sıradan bir bilgi vermek değil; çok önemli, sarsıcı, muhatabın durumunu değiştirecek büyüklükte bir haber/gerçek iletmek anlamlarının yattığını belirtir. Prof. Dr. Hidayet Aydar, ayetin "O, yapmakta olduklarını onlara haber verecektir" şeklindeki kapanışını kelam felsefesi açısından değerlendirir. Dünyadayken her toplumun kendi eylemini "süslü/doğru" (zeyyennâ) görmesine karşılık; ilahi mahkemedeki bu haber verme (inbâ) eyleminin, o süslü illüzyonların tamamen yıkılarak, eylemlerin asıl ontolojik değerinin, ahlaki karşılığının ve mutlak hakikatinin (çıplak gerçekliğin) muhatabın yüzüne sarsılmaz bir şekilde çarpılması (deşifre edilmesi) olduğunu tahlil eder.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğünü keşfedin.
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla