بَد۪يعُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ اَنّٰى يَكُونُ لَهُ وَلَدٌ وَلَمْ تَكُنْ لَهُ صَاحِبَةٌۜ وَخَلَقَ كُلَّ شَيْءٍۚ وَهُوَ بِكُلِّ شَيْءٍ عَل۪يمٌ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
En'âm Sûresi, 101. Ayet
Daralt
X
-
O, göklerin ve yerin eşsiz yaratıcısıdır. Eşi olmadığı halde nasıl çocuğu olabilir? Her şeyi O yaratmıştır ve her şeyi hakkıyla bilen O'dur.
O, göklerin ve yerin eşsiz yaratıcısıdır. Nasıl çocuğu olabilir? Buradaki Göklerin ve yerin eşsiz yaratıcısıdır cümlesi, onları benzeri ve örneği olmadan yaratmıştır anlamına gelir.
Kiseli şöyle dedi: "Bediu's-semavati" (بَدِيعُ السَّمَاوَاتِ) ile "badiu's-semavati" (بَادِعُ السَّمَاوَاتِ) aynı anlama gelir. Nitekim "alim" (عَلِيمٌ) ve "alim" (عَالِمٌ) denir. "Bedî" (بَدَعَ) ve "ibtedea" (ابْتَدَعَ) da aynı anlama gelir. Bazıları şöyle dedi: Bu, "O, göklerin ve yerin yaratıcısıdır" mealindeki ayetle, yani "fâtıru's-semavati ve'l-ard" (فَاطِرُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ) ayetiyle aynı anlamdadır.
Bu ilahi kelam, Karamita'nın iddialarını reddetmektedir. Onlar "halik" (خَالِق) yani yaratan diyorlar, fakat "mübdi"' (مُبْدِع) yani eşsiz yaratıcı, sanatkar yaratıcı demiyorlar. Ayrıca, ikinci "mübdi"' ilk yaratılandır, bütün alemi ondan yaratmıştır diyorlar. Eğer ilk yaratılan "mübdi"' olarak yaratılmışsa, o da mübdi'dir. Mübdi' kelimesinin mastan olan "ibda"' (الْإِبْدَاع) fiili, bir şeyi daha önce bir aslı ve örneği olmadan ihdas etmek, vücuda getirmektir. Bundan dolayı dinde olmayan bir şeyi ihdas edene mühtedi, yani bidatçi denir. Çünkü o, dinde aslı ve örneği olmayan bir şeyi ihdas etmiştir.
O, göklerin ve yerin eşsiz yaratıcısıdır. Nasıl çocuğu olabilir? [Birincisi], yani daha önce bir aslı ve örneği olmadığı halde gökleri ve yeri yoktan yaratmaya kadir olan varlık, çocuğa nasıl ihtiyaç duyabilir? Dünyada çocuk, ancak şu üç sebepten birinden dolayı istenir: Ya düşmanlara karşı güçlü olmak ve onlardan intikam almak için yahut insanın duyduğu yalnızlık hissinden dolayı, veyahut da duyduğu bir ihtiyaçtan dolayı. Her çeşit noksanlıktan münezzeh olan Allah, bütün bu ihtiyaçlardan pek yücedir, O nasıl çocuk edinir? İkincisi, Eşi olmadığı halde nasıl çocuğu olabilir? Sizler dünyada görüyorsunuz ki çocuk, ancak bir eşten dünyaya gelir, halbuki O'nun eşi yoktur, öyleyse nasıl çocuğu olabilir? Ayetteki bu hitap, sanki Allah'ın eşi olmadığını bilenlere idi. Eşe ihtiyaç, ancak insanların içine yerleştirilen arzuları tatmin etme ihtiyacından dolayı duyulur, şehvet insanı hükmü altına alır ve onu ihtiyaç duymaya sevk eder.
Her şeyi O yaratmıştır. Bu ilahi kelam Mûtezile'nin iddiasını reddetmektedir. Çünkü burada Allah, her şeyi kendisinin yarattığını haber vermektedir. Onlara göre ise Allah, eşyanın binde birini bile yaratmamıştır. Çünkü onlar şöyle diyorlardı: İnsanların fiillerini, harekat ve sekenatlarını, oturmalarını ve kalkmalarını ve buna benzer şeylerin hiçbirini Allah yaratmamıştır. Sonra çarpıtılarak ayete husus (خُصُوص) anlamı verilmesi de caiz değildir, çünkü o Allah'a övgü anlamında kullanılmıştır. Eğer bu ayete, Allanın her şeyi değil de belli bazı şeyleri yaratmıştır anlamının tahsis edilmesi caiz olsaydı, başkalarının da çıkıp Her şeyi hakkıyla bilen O'dur mealindeki ayete, her şeyi değil de belli bazı şeyleri bildiği anlamını tahsis etmesi caiz olurdu.
Yorumu Yorumla
-
Bedîu (بَدِيعُ)
İbn Fâris, kelimenin türediği "b-d-a" kökünün sözlükte daha önce hiçbir örneği, modeli veya benzeri olmaksızın bir şeyi tamamen yoktan ve yepyeni bir şekilde icat etmek, varlık sahasına çıkarmak anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "ibdâ" eylemini "halk" (yaratma) veya "suni'" (yapma) eylemlerinden felsefi olarak ayırır; ona göre bedî' olmak, sadece modelsiz yaratmak değil, aynı zamanda zamana, mekana veya önceden var olan herhangi bir hammaddeye muhtaç olmaksızın (creatio ex nihilo) mutlak bir icat (yoktan var etme) eylemidir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin "Göklerin ve yerin eşsiz yaratıcısıdır" (bedîus semâvâti vel ard) bağlamındaki teolojik yıkıcılığını değerlendirir. Pagan aklının evreni tanrıların evliliklerinden veya mitolojik doğumlardan türediğini sanmasına karşılık; Kur'an'ın bu sıfatla evrenin "biyolojik bir üremenin" değil, mutlak ve benzersiz bir "ontolojik icadın" eseri olduğunu sabitleyerek, evreni ve yaratıcıyı o sığ antropomorfik (insan biçimci) kurgulardan tamamen arındırdığını tahlil eder.
Ennâ (أَنَّىٰ)
İbn Fâris, bu kelimenin "nasıl, nereden, ne şekilde" anlamlarına gelen, hayret ve inkar ifade eden bir soru edatı olduğunu kaydeder. Prof. Dr. Hidayet Aydar, ayetteki "O'nun nasıl çocuğu olabilir ki?" (ennâ yekûnü lehû veledün) kurgusunda bu edatın taşıdığı rasyonel diyalektiği inceler. Bunun sadece bilgi almak için sorulan sıradan bir soru olmadığını, istifham-ı inkârî (reddedici soru) formunda kullanılarak; mutlak yaratıcıya çocuk isnat etmenin mantıksal, felsefi ve ontolojik olarak imkansızlığını muhatabın yüzüne çarpan muazzam bir akli sarsıntı olduğunu vurgular.
Veledün (وَلَدٌ)
İbn Fâris, "v-l-d" kökünün temelinde doğurmak, üremek, nesli devam ettirmek ve biyolojik bir parça (çocuk) üretmek anlamlarının yattığını belirtir. Toshihiko Izutsu, cahiliye dönemi semantiğinde "veled" (çocuk/oğul) kavramının taşıdığı sosyo-psikolojik ağırlığı tahlil eder. İnsanın ölümlü bir varlık olduğu için, kendi ontolojik yok oluşunu (ölümünü) aşmak ve varlığını geleceğe taşımak adına üremeye (çocuğa) muhtaç olduğunu; dolayısıyla yaratıcıya "çocuk" atfetmenin, O'na gizliden gizliye fânilik (ölümlülük), acziyet ve biyolojik bir noksanlık yüklemek anlamına gelen en tehlikeli felsefi sapkınlık olduğunu detaylandırır. Gabriel Said Reynolds, kelimeyi Geç Antik Çağ'ın teolojik polemikleri (Hristiyanlığın İsa/Oğul dogması ve Kureyş'in "melekler Allah'ın kızlarıdır" inancı) bağlamında okur. Kur'an'ın bu ayetle, monoteizmin içine sızmış olan tüm bu "ilahi aile kurgularını" ve pagan jenealojisini (soykütüğünü) reddederek, ilahi zatı (teo-ontolojiyi) her türlü mitolojik akrabalıktan mutlak surette tecrit ettiğini ifade eder.
Sâhibetün (صَاحِبَةٌ)
İbn Fâris, "s-h-b" kökünün sözlükte bir araya gelmek, yan yana bulunmak, eşlik etmek ve hayatı paylaşmak anlamlarına geldiğini; bu sebeple eşe/zevceye "sâhibe" dendiğini aktarır. Râgıb el-İsfahânî, "sâhibe" kavramını; ontolojik olarak birbirine denk, aynı cinsten olan ve varoluşsal bir ihtiyaçla birbirini tamamlayan varlıklar olarak tanımlar. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), "O'nun bir eşi (sâhibesi) de yoktur" ifadesindeki o kusursuz mantıksal silsileyi değerlendirir. Kur'an'ın, müşriklerin inancını bizzat onların kendi insani mantıklarıyla çürüttüğünü; biyolojik bir yasa olarak çocuk sahibi olmanın (veled) ancak aynı cinsten bir eş (sâhibe) ile mümkün olabileceğini, Allah'ın ise eşi benzeri ve dengi olmayan bir mutlakiyet (Bedî') olmasından dolayı O'na çocuk atfetmenin kendi içinde trajikomik bir akıl tutulması olduğunu resmettiğini vurgular.
Haleka (خَلَقَ)
İbn Fâris, "h-l-k" kökünün temelinde bir şeyin ölçüsünü, kapasitesini takdir etmek ve onu daha önce yokken belirli bir düzen içinde varlık sahasına çıkarmak anlamlarının bulunduğunu belirtir. Prof. Dr. Sadık Kılıç, ayette "çocuk" (veled) kavramının hemen ardından "O her şeyi yaratmıştır" (ve haleka külle şey'in) hükmünün gelmesini kelamî bir kopuş olarak inceler. Bu fiilin, Allah ile evren (ve içindeki varlıklar) arasındaki ilişkinin asla ebeveyn-çocuk (biyolojik türeme/sudur) ilişkisi olmadığını; bu ilişkinin mutlak "Yaratıcı" (Hâlık) ile yaratılmış varlık (mahlûkat) arasındaki, aralarında ontolojik bir uçurum bulunan hiyerarşik ve dikey bir ilişki olduğunu sabitleyen eşsiz bir tevhid manifestosu olduğunu tahlil eder.
Şey'in (شَيْءٍ)
İbn Fâris, "ş-y-e" kökünün sözlükte dilemek, irade etmek ve varlık sahasında olan her türlü nesne (somut veya soyut) anlamına geldiğini kaydeder. Râgıb el-İsfahânî, "şey" kavramını, lügatteki en genel ve kapsayıcı varlık kategorisi olarak açıklar; varlığı tasavvur edilebilen, zihinde veya dış dünyada karşılığı olan her unsurdur. Angelika Neuwirth, "Her şeyi O yarattı" (haleka külle şey'in) tamlamasını Geç Antik Çağ'ın düalist (çift tanrılı) ve felsefi akımları üzerinden okur. Bazı felsefelerin "kötülüğü", "maddeyi" veya "karanlığı" başka tanrıların veya bağımsız güçlerin yarattığı iddiasına karşı; Kur'an'ın bu mutlak kapsayıcı (şey) kelimesiyle evrendeki iyi-kötü, karanlık-aydınlık, makro veya mikro boyuttaki istisnasız tüm varoluşun tek ve mutlak bir iradenin (Allah'ın) eseri olduğunu ilan eden reddedilemez bir monizm (teklik) bildirisi olduğunu ifade eder.
Alîmün (عَلِيمٌ)
İbn Fâris, "a-l-m" kökünün etimolojik tabanında bir şeyin hakikatini, özünü bilmek ve nesneyi kesin bir işaretle şeffaf bir şekilde kavramak anlamlarının yattığını aktarır. Râgıb el-İsfahânî, "Alîm" ismini, eşyayı sadece dışsal olarak değil, yaratılış kodlarından, niyetlerinden ve evrendeki milimetrik bağlarından ihata eden mutlak bilgi otoritesi olarak tanımlar. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, ayetin "O her şeyi hakkıyla bilendir" (ve hüve bi külli şey'in alîm) şeklindeki isim cümlesiyle (fasıla) kapanmasını epistemolojik bir mühür olarak değerlendirir. Evreni hiçbir model olmadan yoktan icat eden (Bedî') ve her zerreye (şey'e) ölçüsünü vererek var eden (Haleka) o mutlak Kudret'in; doğal ve zorunlu bir sonuç olarak yarattığı o muazzam kompleks sistemin her bir hücresini mutlak bir "İlim" ile kuşatmasının teolojik ve rasyonel bir zorunluluk olduğunu vurgular.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğünü keşfedin.
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla