وَاَنَّا ظَنَنَّٓا اَنْ لَنْ نُعْجِزَ اللّٰهَ فِي الْاَرْضِ وَلَنْ نُعْجِزَهُ هَرَباًۙ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Cin Sûresi, 12. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: cin suresi 12. ayet, allah'tan kaçamama, cin suresi, yeryüzünde acizlik, cin 12, allah, arz
-
"Sonunda anladık ki yeryüzünde Allah'ın iradesini asla engelleyemeyiz; kaçmakla da Onun elinden kurtulamayız."
Sonunda anladık ki yeryüzünde Allah’ın iradesini asla engelleyemeyiz; kaçmakla da O’nun elinden kurtulamayız. Ebû Bekir el-Esamm’ın ifadesine göre cinler, kâfir olmalarına rağmen Allah’ın iradesini engelleyemeyeceklerini zannettiler. Fakat tevil âlimlerinin çoğunluğu, âyette geçen “zan” fiilinin “bilmek, anlamak” mânasında olduğunu ifade etmişlerdir. Onların tevillerini Hafs’ın (r.a.) kırâati teyit eder. Zira o, âyeti “ennâ alimnâ en len nucizallâhe fi’l-ardi feraraten ve len nesbikahû heraben” (وَأَنَّا عَلِمْنَا أَنْ لَنْ نُعْجِزَ اللَّهَ فِي الْأَرْضِ فِرَارًا وَلَنْ نَسْبِقَهُ هَرَبًا) şeklinde okumuştur. “Len nucizallâhe fı’l-ardi” cümlesi, AUah’m elinden kurtulamayız ve intikamını ve azabını bize ulaştırmakta Onu yeryüzündekilerle birlik olup aciz bırakamayız demektir. Buna göre “heraben” kelimesi âyete şu mânayı katar: Biz Allah’ın azabından firar etsek bile O’nu bize azap verme konusunda aciz bırakamayız. “Firar” bazan talep olmadan da olur. Allah Teâlâ bir âyet-i kerîmede “(Peygamber şöyle dedi:) Şu halde Allah’a sığının (kaçın). Şüphesiz ben sizin için O’nun tarafından gönderiliş apaçık bir uyarıcıyım” meâlindeki ifadeyi kullanır. Peygamber, bu ifade ile talebe binaen firarı (kaçmayı) kastetmemiştir. “Herab” ise ancak talep üzerine kaçmak demektir. Cinler âdeta şöyle söylemişlerdir: Yandaş ve destekçilerimiz çok diye bize Allah’ın azabından kaçma imkânı verilmiyor ve bizim (kaçalım şeklinde) talep üzerine kaçışımız (herab), O’nu aciz bırakmıyor. Yahut şu mâna da söz konusu olabilir: Yerin dibine de insek dünyada Allah’ı asla aciz bırakamayız. Yeryüzünün çeşitli bölgelerine kaçmakla da O’nu aciz bırakamayız. Bu ifadede, hile ve desiselerle yeryüzünün krallarından kaçabildiğimiz gibi Allah’ın azabından kaçamayız şeklinde bir ikrar vardır.
Öte yandan bu gibi ifadeler müslümanların ağzından çıkar. Zira böylesi bir ifadeyi, ancak Allah’ın intikamının başına geleceğinden korkan, ölümden sonra dirilmeye kesin olarak inanan ve Allah’ın huzuruna dikileceğini hiç aklından çıkarmayan kimse söyler. Kâfirler ise dirilmeye inanmıyorlar ki akıbet korkusu onları böylesi bir düşünceye şevketsin. Buradan ortaya çıkan sonuç bu konuşmanın, Ebû Bekir el-Esamm’ın belirttiği gibi kâfirler tarafından değil müslümanlar tarafından söylenmiş olduğudur. En doğrusunu Allah bilir.
Yorumu Yorumla
-
Zanennâ (ظَنَنَّا)
Z-n-n kökü üzerine tahliller yapan İbn Fâris, bu kökün temelinde bir şeye dair kesin olmayan bilgi, kuşku veya kalbin bir yöne doğru meyletmesi anlamının yattığını ifade eder. Ancak Râgıb el-İsfahânî, zannın Kur'an'da bazen "yakîn" yani sarsılmaz bir kesin bilgi ve şeksiz şüphesiz bir kanaat anlamında kullanıldığına dikkat çeker. Bu ayette cinlerin, Allah'ın gücü karşısında kendi acziyetlerini tam bir kesinlikle kavradıklarını belirtir. Toshihiko Izutsu, zannın bu bağlamda "varoluşsal bir farkındalık" olduğunu, cinlerin artık basit bir tahminden öte, hakikati bizzat müşahede ederek ulaştıkları bir idrak halini temsil ettiğini analiz eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin burada cinlerin vahiyle karşılaşması sonucu eski yanılgılarından kurtularak ulaştıkları yeni ve sarsılmaz inanç zeminini nitelediğini ifade eder.
Nu’cize (نُعْجِزَ)
A-c-z köküne dair değerlendirme yapan İbn Fâris, bu kökün temel anlamının bir şeyin gerisinde kalmak, güç yetirememek ve aciz kalmak olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "i’câz" kavramının birini bir işten alıkoymak veya bir iradenin önüne geçmek anlamlarına geldiğini, ayette ise Allah'ın takdirine ve yasalarına karşı koymanın imkansızlığının vurgulandığını söyler. Toshihiko Izutsu, acz kavramının Kur'an'ın "Kadir" sıfatıyla kurduğu semantik zıtlığa dikkat çekerek, mahlukatın Allah karşısındaki mutlak sınırlarını nitelediğini ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu fiilin cinlerin kendi kudret sınırlarını fark etmelerini ve Allah'ın yeryüzündeki tasarruflarını engelleme konusundaki tam bir başarısızlık itirafını temsil ettiğini analiz eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, kelimenin ontolojik bir kuşatılmışlığı ifade ettiğini, mahlukun yaratıcının iradesi dışında bir alan oluşturma çabasının imkansızlığını dile getirdiğini vurgular.
Allâhe (اللَّهَ)
E-l-h kökü etrafında şekillenen tartışmalarda İbn Fâris, bu ismin mutlak ibadet edilen ve azametiyle akılları hayrete düşüren yegane varlık anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, Allah isminin tüm ilahi nitelikleri kendisinde toplayan, varlığı kendinden olan tek gerçek ilaha mahsus bir özel isim olduğunu kaydeder. Arthur Jeffery, kelimenin kökeni üzerine yaptığı incelemelerde, Semitik dillerdeki "El" ve "Alahâ" formlarıyla olan dilsel akrabalığa işaret etmekle birlikte, Kur'an'daki kullanımın mutlak bir tevhidi ve benzersizliği temsil ettiğini savunur. Toshihiko Izutsu, bu ismin Kur'an'ın semantik haritasındaki en merkezi ve hiyerarşik olarak en üstte yer alan terim olduğunu, tüm varlıkların eylemlerinin nihai olarak bu ismin iradesine bağlandığını ifade eder.
El-Ardi (الْأَرْضِ)
E-r-d köküne dayanan bu kelimeyi analiz eden İbn Fâris, kökün temelinde alçaklık, yayılma, zemin ve üzerine basılan yer manalarının bulunduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, gökyüzünün (sema) zıttı olarak bu kelimenin, mahlukatın üzerinde hareket ettiği fiziksel alanı temsil ettiğini söyler. Ayet bağlamında, cinlerin yeryüzünün neresine giderlerse gitsinler Allah'ın hakimiyet alanının dışına çıkamayacaklarını nitelediğini vurgular. Prof. Dr. Sadık Kılıç, kelimenin burada sadece coğrafi bir terim değil, aynı zamanda mahlukatın sınırlılığını ve ilahi iradenin her noktadaki nüfuzunu gösteren bir sembol olarak kullanıldığını analiz eder.
Herabâ (هَرَبًا)
H-r-b kökü üzerine değerlendirme yapan İbn Fâris, bu kökün temel anlamının bir yerden veya bir kimseden hızla uzaklaşmak, kaçmak ve saklanmak olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "hereb" kavramının korkulan bir durumdan kurtulmak için gösterilen refleksi ifade ettiğini söyler. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin ayetin sonunda mef’ul-ü mutlak formunda gelmesinin, kaçışın her türlüsünün, ne kadar hızlı veya ne kadar uzağa olursa olsun, Allah'ın takdirinden kurtarmaya yetmeyeceğini gramatik bir kesinlikle vurguladığını analiz eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu kelimenin cinlerin gökyüzüne kaçış veya yeryüzünde gizlenme gibi tüm hareket stratejilerinin Allah'ın mutlak kuşatması karşısında anlamsız kaldığını itiraf etmeleri manasına geldiğini ifade eder. Prof. Dr. Hidayet Aydar, "herab" kelimesinin bir acziyet ve çaresizlik psikolojisini yansıttığını, cinlerin ilahi otoriteden kaçışın bir kurtuluş yolu olmadığını anladıklarını belirtir.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğünü keşfedin.
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla