Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Cin Sûresi, 8. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Cin Sûresi, 8. Ayet

    وَاَنَّا لَمَسْنَا السَّمَٓاءَ فَوَجَدْنَاهَا مُلِئَتْ حَرَساً شَد۪يداً وَشُهُباًۙ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Ve ennâ lemesnâ-ssemâe fevecednâhâ muli-et harasen şedîden ve şuhubâ(n)

    Yorum

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      "Hakikaten biz (cinler) göğü yokladık, onu güçlü muhafızlar ve alev toplarıyla doldurulmuş bulduk."

      Cinlerin Semadan Haber Almaya Çalışmaları

      Hakikaten biz (cinler) göğü yokladık. Cinlerin göğü yoklamaları, göğün kapılarını bulup haber dinlemek için oralardan içeri girmek amacıyla yapılmış olabilir. Zira göklerin haberleri, göğün her tarafında değildir, kapıları da göğün bütününü çevrelemez. Dolayısıyla cinler, göğün kapılarını bulup oradan içeri girmek için onları yoklamışlardır. “Göğü yoklamak” tabiri ile “kapılarını yoklamak” mânası kastedilmiş de olabilir. Cinler göğün kapılarını açıp içeri girmek ve haberleri dinlemek için onları yokluyorlardı.

      Onu güçlü muhafızlar ve alev toplarıyla doldurulmuş bulduk. Bazı kapıların muhafızlarla, bazılarının da alev toplarıyla dopdolu olması mümkündür. Eğer onlar muhafızlarla dolu olan kapıya gelirlerse, muhafızlar onları geri püskürtür ve kovarlar. Alev toplarıyla dolu olan kapılara gelirlerse bu toplar, Allah Teâlâ’nın ‘“üzerlerine her yönden atış yapılır” meâlindeki beyanında ifade ettiği üzere onların peşine düşer. Bütün kapıların muhafızlarla ve alev toplarıyla doldurulmuş bulunması da mümkündür. Zira muhafızlar, sadece bekçilik görevi ile görevlendirilmemişler, aksine bu ve başka görevlerle de yükümlü kılınmışlardır. Onların bu başka görevlerle meşgul olmaları, muhafızlık görevlerini engellemiş olabilir. İşte o başka görevlerle meşgul olurlarken cinlerin kulak hırsızlığı yaptıklarını görünce arkalarından delip geçen bir alev topu atılır ve emellerine ulaşamadan onları kovar. Cinlerin meleklerin göremeyecekleri yerlere yükselip onların konuşmalarını dilemiş olmaları da mümkündür. Çünkü kişi, bazan bir söz söyler ve sesi gözle görülmeyecek bir yere ulaşabilir. Söz konusu alev topları muhafızların altında olur ve oradan cinlere alev topları ile ateş edilir. En doğrusunu Allah bilir.​

      Yorum

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Lemesnâ (لَمَسْنَا)

        L-m-s kökünden gelen bu kelime için İbn Fâris, asıl anlamın elle dokunmak ve bir şeyi hissetmek olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, dokunma eyleminin bazen bir şeyi aramak ve araştırmak (taleb) manasında kullanıldığını, burada cinlerin semaya ulaşma ve oradaki gizli haberleri yoklama çabasını ifade ettiğini vurgular. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin mecazen "yoklamak, casusluk yapmak" anlamına geldiğini ve cinlerin gökyüzündeki haber kaynaklarına erişme girişimlerini nitelediğini ifade eder.

        Es-Semâ (السَّمَاءَ)

        S-m-v köküne dayanan bu kelimeyi inceleyen İbn Fâris, kökün temelinde yükseklik ve üstte olma manasının bulunduğunu söyler. Râgıb el-İsfahânî, her şeyin üst kısmına ve gökyüzüne sema dendiğini, ayette ise vahyin indiği ve meleklerin bulunduğu ulvi makamın kastedildiğini belirtir. Toshihiko Izutsu, sema kavramının Kur'an'ın kozmik haritasında yeryüzünün zıttı olarak konumlandığını ve ilahi iradenin tecelli ettiği yüce alem olarak nitelendiğini analiz eder.

        Vecednâhâ (فَوَجَدْنَاهَا)

        V-c-d kökü üzerine tahliller yapan İbn Fâris, bu kökün bir şeyi bulmak, elde etmek ve bir durumun farkına varmak anlamlarını taşıdığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "vicdan" kelimesiyle aynı kökten gelen bu fiilin, burada cinlerin göğe yöneldiklerinde karşılaştıkları yeni ve engelleyici durumu bizzat deneyimleyerek görmeleri manasına geldiğini ifade eder. Prof. Dr. Hidayet Aydar, fiilin geçmiş zaman kipiyle gelmesinin, cinlerin bu engelleme vakıasını kesin bir gerçeklik olarak müşahede ettiklerini gösterdiğini kaydeder.

        Muliet (مُلِئَتْ)

        M-l-e kökünden türeyen bu fiil hakkında İbn Fâris, kökün asıl manasının doluluk olduğunu ve içinde hiçbir boşluk kalmayacak şekilde bir şeyin doldurulmasını ifade ettiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "mele" (topluluk) kelimesiyle irtibat kurarak, bir mekanın kapasitesinin sonuna kadar dolmasını temsil ettiğini söyler. Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu kelimenin gökyüzünün koruma kalkanıyla tamamen kuşatıldığını ve hiçbir sızıntıya yer bırakmayacak şekilde tahkim edildiğini sembolize ettiğini analiz eder.

        Haresen (حَرَسًا)

        H-r-s köküne dayanan bu kelimeyi analiz eden İbn Fâris, kökün bir şeyi korumak, muhafaza etmek ve gözetlemek anlamına geldiğini ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, "hares" kelimesinin bekçiler ve muhafızlar topluluğu demek olduğunu, ayette ise semadaki haberleri koruyan melek ordusunu nitelediğini belirtir. Arthur Jeffery, kelimenin Semitik dillerdeki kökenlerine ve bekçilik fonksiyonuna dikkat çeker. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu ifadenin vahyin güvenliğini sağlamak amacıyla oluşturulan olağanüstü savunma sistemini temsil ettiğini vurgular.

        Şedîden (شَدِيدًا)

        Ş-d-d kökü üzerine değerlendirme yapan İbn Fâris, kökün temel anlamının güç, kuvvet ve bir şeyi sıkıca düğümlemek olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "şedîd"in aşılması ve kırılması zor olan sertliği ifade ettiğini söyler. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın bu sıfatı kullanarak vahiy sürecindeki korumanın sarsılmazlığını ve beşeri/cinni müdahalelere karşı mutlak kapalılığını vurguladığını analiz eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, buradaki şiddetin korumanın niteliğine dair aşılmaz bir bariyer anlamı taşıdığını ifade eder.

        Şuhuben (شُهُبًا)

        Ş-h-b kökünden gelen bu kelime için İbn Fâris, kökün bir şeyin parlaması ve renginin değişerek alev alması manasına geldiğini söyler. Râgıb el-İsfahânî, "şihâb"ın parlayan ateş parçası ve atmosferdeki meteorik ışımalar için kullanıldığını belirtir. Prof. Dr. Hidayet Aydar, kelimenin burada vahiy hırsızlığına yeltenen varlıkları püskürtmek için kullanılan yakıcı ve delici semavi ışınları veya ateş toplarını ifade ettiğini analiz eder. Angelika Neuwirth, kelimenin antik Arap tasavvurundaki kozmik fenomenlerle olan bağını ve Kur'an'ın bu unsurları vahiy emniyeti bağlamında nasıl yeniden anlamlandırdığını açıklar.

        Yorum

        İşleniyor...
        X