وَاِنْ كَانَ ذُوعُسْرَةٍ فَنَظِرَةٌ اِلٰى مَيْسَرَةٍۜ وَاَنْ تَصَدَّقُوا خَيْرٌ لَكُمْ اِنْ كُنْتُمْ تَعْلَمُونَ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Bakara Sûresi, 280. Ayet
Daralt
X
-
Borçlu darlık içinde ise eli genişleyinceye kadar süre tanımalıdır. Karşılıksız bağışlamanız ise sizin için daha hayırlıdır, şayet önemini kavrayabiliyorsanız.
Borçlu darlık içinde ise eli genişleyinceye kadar süre tanımalıdır. İbn Abbas'ın, ayette yer alan "ila meysere", yani eli genişleyinceye kadar mealindeki ifadeyi istenen miktar ki o da faizdir, şeklinde yorumladığı nakledilmiştir. Bu ilahi beyanda, geçersiz alışverişte (bey-i fasid) ticari değişimin olabileceğinin delili bulunmaktadır. Çünkü ayet servet sahiplerine borçlunun eli genişleyinceye kadar bekleme görevi vermiştir. Şayet servet sahibine, alacağını, elden ele dolaştıktan sonra bulduğu yerde alma hakkı olsaydı yahut da onların içinde durumu müsait olana ödettirme yetkisi verilseydi darlık içinde bulunana eli genişleyinceye kadar süre vermenin bir anlamı kalmazdı. Alacaklı, süre tanıdıktan sonra borçlular içinde eli geniş olanın ödeme yapmasını tercih eder. Borçlu şayet ödeyebilecek durumda ise alacaklının, onu mahkemeye verme hakkı vardır. Borçlu kişi, bu mala şartlı olarak sahip bulunuyorsa kendisinden talep edilme hakkı düşer, tıpkı eli darda olan veya borcunu tehir ettiren kimseye kefil olmuş biri hakkında verebileceğin hüküm gibi.
Borçluya süre tanıma, alacaklının iradesine bağlı olup bu husus istese de istemese de uygulanacak bir şey değildir. Bu hükmün delili, Resulullah'ın (s.a.) şu ifadesidir: "Hak sahibinin kullanacağı gücü ve söyleyeceği sözü vardır". Onun söyleyeceği söz alacağını talep etmesidir, kullanacağı güç ise hapse atılmasını sağlamaktır. Ne var ki alacaklı borcu ertelediği takdirde, vakti gelinceye kadar dilini ve elini kullanamaz, vakti gelince sözü edilen haklar geri döner.
Karşılıksız bağışlamanız ise sizin için daha hayırlıdır, şayet önemini kavrayabiliyorsanız. Yani borçlu fakir olduğu takdirde, sermayelerinizi bağışlamanız. Dahhak'in karşılıksız bağışlamanız ise sizin için daha hayırlıdır mealindeki beyan hakkında şöyle dediği nakledilmiştir: Sadece sermayeyi almak güzel, onu da bırakmak en güzeldir, karşılıksız bağışlama fakir olana yönelik olup eli geniş kimseye uygulanmaz. Bu ayet-i kerimede, alacak yoluyla zekat ve benzeri şeylerin ödenmesinin, yani bunların borçluya bağışlanmasının meşruiyetine dair delil vardır; borçlunun mali darlığı ve fakirliği sabit olduğu takdirde, alacaklı için yapılacak en hayırlı şey bundan ibarettir. Nihai gerçeği bilen Allah'tır.
Yorum
-
Usre (عُسْرَةٍ)
İbn Fâris, a-s-r kökünün zorluk, güçlük ve şiddet anlamına geldiğini, kolaylığın tam zıddı olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin darlık ve zorluk demek olduğunu; burada borçlunun borcunu ödeyecek maddi imkâna sahip olmaması durumunu, iflası veya fakirliği ifade ettiğini açıklar. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, ayetin bağlamında bu kelimenin ödeme güçlüğü çeken borçlunun çaresizliğini imlediğini ve İslam'ın borç hukukundaki merhamet ilkesinin temel gerekçesini oluşturduğunu vurgular.
Nezira (نَظِرَةٌ)
İbn Fâris, n-z-r kökünün bir şeyi beklemek, ertelemek ve mühlet vermek anlamlarını taşıdığını, "görmek" anlamının da bekleyen kişinin gözlemesinden türediğini ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, birine zaman tanımak ve mühlet vermek demek olan bu kelimenin, ayette borçlunun durumu düzelinceye kadar ona baskı yapmadan süre tanınması zorunluluğunu ortaya koyduğunu söyler. Prof. Dr. Sadık Kılıç, faiz yasağının hemen ardından gelen bu emrin, İslam ahlakının sadece sömürmeme gibi negatif bir boyutu değil, aynı zamanda yardımlaşma ve anlayış gibi pozitif boyutunu da kurumsallaştırdığını analiz eder.
Meysera (مَيْسَرَةٍ)
İbn Fâris, y-s-r kökünün kolaylık, yumuşaklık ve zenginlik anlamına geldiğini, usre kelimesinin semantik olarak tam karşısında durduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, genişlik ve bolluk demek olan bu kavramın bağlam içinde borçlunun borcunu sıkıntıya düşmeden ödeyebilecek mali rahatlığa kavuşmasını ifade ettiğini kaydeder. Toshihiko Izutsu, kelimenin Kur'an'ın ahlaki ikili karşıtlıklarından biri olduğunu; darlık durumunda olan birine genişlik anına kadar mühlet vermenin, Kur'ani merhamet ve sosyal adaletin somutlaşmış bir göstergesi olduğunu vurgular.
Tesaddakû (تَصَدَّقُوا)
İbn Fâris, s-d-k kökünün doğruluk, güç ve bir şeyde sağlamlık anlamına geldiğini; sadaka ve tasadduk kelimelerinin de kişinin inancındaki doğruluğu malıyla kanıtlamasından türediğini ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, bu eylemin alacağı tamamen veya kısmen bağışlamak olduğunu; borçluya mühlet vermek vacip iken, borcu sadaka olarak silmenin mendup ve çok daha faziletli bir davranış olarak sunulduğunu belirtir. Arthur Jeffery, kelimenin daha eski Sami dillerindeki, özellikle Aramice ve Süryanicedeki "z-d-k" (doğruluk, sadaka) köküyle olan etimolojik bağlantısına dikkat çekerek, Kur'an'ın bu dini terimi sosyal yardımlaşma bağlamında nasıl kendi sistemine entegre ettiğini not eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, hukuki bir zorunluluğun ötesinde ahlaki bir erdem olarak borcun silinmesinin teşvik edilmesinin, İslam toplumunun dayanışma ve diğerkâmlık ruhunu yansıttığını analiz eder.
Hayrun (خَيْرٌ)
İbn Fâris, h-y-r kökünün meyil, tercih ve fayda anlamına geldiğini, insanın doğası gereği arzuladığı iyi şeyleri temsil ettiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, mutlak iyi anlamına gelen kelimenin, bu ayette borcu bağışlamanın dünyevi olarak tahsil etmekten ahiret boyutu itibarıyla çok daha üstün ve kalıcı bir fayda sağladığına işaret ettiğini açıklar. Toshihiko Izutsu, kelimenin Kur'an'ın değerler sisteminin zirvesindeki anahtar kavramlardan biri olduğunu; zahire bakıldığında ekonomik bir kayıp gibi görünen alacağı bağışlama eyleminin, ilahi değerler hiyerarşisinde en yüksek kazanç olarak yeniden tanımlandığına dikkat çeker.
Ta'lemûn (تَعْلَمُونَ)
İbn Fâris, a-l-m kökünün bir şeyin mahiyetini idrak etmek, onu diğerlerinden ayırt edici iz ve işareti kesin olarak bilmek anlamına geldiğini söyler. Râgıb el-İsfahânî, cehaletin zıddı olarak gerçeği hakkıyla kavramak olan bu fiilin ayet sonundaki kullanımının; borcu bağışlamanın ardındaki ilahi hikmeti, ahiret mükafatını ve gerçek ahlaki erdemi kavrayabilme idrakine bir atıf olduğunu ifade eder.
Yorum
Yorum