اِنْ تُبْدُوا الصَّدَقَاتِ فَنِعِمَّا هِيَۚ وَاِنْ تُخْفُوهَا وَتُؤْتُوهَا الْفُقَـرَٓاءَ فَهُوَ خَيْرٌ لَكُمْۜ وَيُكَفِّرُ عَنْكُمْ مِنْ سَيِّـَٔاتِكُمْۜ وَاللّٰهُ بِمَا تَعْمَلُونَ خَب۪يرٌ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Bakara Sûresi, 271. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: bağışlanma, yoksul, bakara suresi, sadakayı gizleme, bakara suresi 271. ayet, bakara 271, allah, amel, nimet, küfür, kafir, örtmek, gizlemek, nankörlük, inkar, münkir, gavur
-
Yardımları açıkça verirseniz güzel bir şey. Ama onları gizlice fakirlere ulaştırırsanız sizin için daha hayırlıdır ve günahlarınızın bir kısmının bağışlanmasına vesile olur. Allah yaptığınız her şeyden haberdardır.
Yardımları açıkça verirseniz güzel bir şey. Ama onları gizlice fakirlere ulaştırırsanız sizin için daha hayırlıdır. Bazıları, ayet-i kerimede bahis konusu edilen yardımların farz konumunda bulunanlardır derken, diğerleri, çeşitli şekilleri bulunan nafile konumundaki yardımlardır kanaatini benimsemiştir. Bir üçüncü grup ise şöyle demiştir: Yardımları açıkça verirseniz, bunlar farz olanlardır, gizlice fakirlere ulaştırırsanız, bunlar da nafile olan yardımlardır.
İmam Mâtürîdî rahimehullah şöyle dedi: Nafile yardımların gizlice, farz konumundakilerinin ise açıkça yapılması ihtimal dahilinde bulunmamaktadır, çünkü Cenab-ı Hak gizlice verilmesinde hayrın bulunduğunu haber vermiştir. Oysa ki nafile ibadet, farz olanından daha hayırlı değildir. Açıkça yapılan yardımı farz olarak yorumlayan kimse, zenginlerin farz zekatların insanlara örnek ve teşvik olması için görülecek şekilde vermelerini güzel bulmaktadır. Bazı alimler ise gizli vermeyi tercih etmekte ve konuyu şöyle açıklamaktadır: Açıkça yardımda bulunmakta yardımın kendisi ve bir de örnek oluşundan ibaret olmak üzere iki faktör vardır, gizli verilmesinde ise üç sebep belirtilebilir. Biri yardımın kendisi, diğeri gösteriş tavrının terk edilmesi ve yardımın menfi etkilerden korunmuş bulunması, üçüncüsü ise başa kakma ve eziyet etmekten kendini uzak tutması. Bazı alimler yardımları açıkça verirseniz mealindeki beyanını farza yorumlarken, gizlice fakirlere ulaştırırsanız beyanını nafileye hamletmektedir. Bunların kanaatine göre farzda gösteriş olmaz, çünkü insana dini bakımdan borç olan bir husustur, böylesinin yerine getirilmesinde açık veya gizli davranmak eşit durumdadır. Nafileye gelince, bu ibadet türünde gösteriş tehlikesi bahis konusudur, zira böylesi kişiye vacib olmayan bir iyiliktir, bu ibadeti yaparken gizli davranmak daha salim bir yöntemdir. Nihai gerçeği bilen Allah'tır.
Allah yaptığınız her şeyden haberdardır. Bu ilahi beyanda, harcamaları yaparken içinizde ne gizlediğinizi ve ne açıkladığınızı bilir, şeklinde bir uyarı ve sakındırma vardır. Diğer bir ihtimale göre yaptığınız her şeyden haberdardır, harcamanızı nasıl mükafatlandıracağını bilmektedir, manasına gelir.
İbn Abbas yardımları açıkça verirseniz mealindeki beyan hakkında şöyle demiştir: Allah Teala nafile konumundaki gizli harcamanın mükafatını aynı statüdeki açık harcamanın yetmiş katı yapmıştır, farz olan harcamanın açıkça yapılmasını ise gizlice yapılmasından yirmi beş kat üstün kılmıştır; her konudaki farz ve nafile ibadetler aynı şekildedir. Hz. Peygamber'den nakledilen haberlerin birinde o, şöyle buyurmuştur: "Allah yolunda gizlice harcama yapmak Rabb'in gazabını söndürür, iyiliklerde bulunmak kötü olayları ve tehlikeli noktaları bertaraf eder, sıla-i rahim de ömrü artırır". Hasan-ı Basri'nin şöyle dediği rivayet edilmiştir: Salih ameli sürdürmek, onu ilkin yapmaktan daha zordur; şöyle ki, kul güzel bir ameli gizli olarak gerçekleştirir ve kendisi için gizli amel hanesine kaydedilir. Fakat şeytan kendisini etkilemeye devam eder ve nihayet kişi gizlice yaptığı iyiliği açıkça yapmaya başlar, yine şeytanın telkinlerini sürdürmesi sonunda kul yaptığı iyilikten ötürü övgü ile anılmasını arzu etmeye başlar, işte bu dönemden itibaren onun yaptığı amel riya kapsamına giren açık bir amel niteliğinde yazılır.
Ve günahlarınızın bir kısmının bağışlanmasına vesile olur. Bu ilahi beyanda, yapılan günahların bir kısmına karşılıksız harcamanın kefaret olduğu, bir kısmına ise olmadığının delili vardır. Şöyle bir yorum da yapılmıştır: Burada yer alan min "bazıları" manasına gelmeyip bağlaç konumundadır, buna göre ilahi beyanda bütün günahların sadaka ile örtülüp ortadan kalkacağına dair ümit işaretleri vardır, "Şunu bilmelisin ki iyilikler günahları alıp götürür" mealindeki beyanda olduğu gibi. Ayetin bu kısmı Mütezile'ye ait görüşün çelişkisini göstermektedir, zira onlar büyük günahların tövbe olmaksızın kalkmayacağını, küçük günahlardan ötürü de azap uygulanmayacağını iddia ederler. Tefsirini yapmakta olduğumuz ayetteki 'seyyiat' kelimesi büyük günahlar hakkında ise Mütezile'nin tövbesiz bertaraf edilemez sözünü boşa çıkarır. Şayet küçük günahlara dair ise yine onların bu tür günahlar zaten bağışlandığına ilişkin kanaatlerinin yanlış olduğu ortaya çıkar, çünkü ayette günahların sadaka ile örtüleceği vad olunmuştur. Bir de Mütezile mensupları büyük günahları (kebair) işleyen kimsenin ebedi olarak cehennemde kalacağını ileri sürmüştür, Allah Teala ayetin bu kısmında böylesinin yaptığı günahların sadaka yoluyla örtüleceğine yönelik ümit lütfetmiştir. Başarıya ulaştıran sadece Allah'tır.
Yorumu Yorumla
-
Tübdû (تُبْدُوا)
İbn Fâris, bu fiilin "b-d-v" kökünden geldiğini ve bir şeyin gizlilikten çıkarak görünür hale gelmesi, açığa çıkması ve belirginleşmesi anlamlarını taşıdığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "bedâ" eyleminin ayetteki bağlamıyla, yapılan maddi yardımın (sadakanın) başkaları tarafından görülecek ve bilinecek şekilde açıktan verilmesini ifade ettiğini; bu eylemin özünde kötü olmadığını, aksine başkalarını da iyiliğe teşvik etme amacı taşıdığında "ne güzeldir" (ni'ımmâ) övgüsünü aldığını açıklar. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, ayetin sosyal psikolojiyi gözeten dengeli yapısına dikkat çekerek, sadakayı açıktan vermenin toplumsal dayanışmayı görünür kıldığı ve örnek teşkil ettiği için Kur'an tarafından meşru ve değerli bir toplumsal eylem olarak kabul edildiğini analiz eder.
Sadakât (الصَّدَقَاتِ)
İbn Fâris, "s-d-k" kökünün temelinde güç, sağlamlık ve doğruluk anlamlarının yattığını; inanan kişinin imanındaki doğruluğu ve samimiyeti maddi bir fedakârlıkla ispatlamasından dolayı bu tür yardımlara sadaka denildiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, sadakanın kulun Allah'a olan taahhüdünün "doğruluğunu" tescil eden somut bir nişane olduğunu vurgular. Arthur Jeffery, kelimenin köken olarak Sami dillerindeki ortak dini literatürden beslendiğini, özellikle Aramice ve Süryanicedeki "zidkâ" (doğruluk, hayırseverlik, sadaka) kavramlarıyla doğrudan bağlantılı olduğunu ve Kur'an'ın bu köklü Ortadoğu ibadet pratiğini kendi teolojik zemininde mükemmelleştirdiğini kaydeder.
Tuhfûhâ (تُخْفُوهَا)
İbn Fâris, fiilin "h-f-y" kökünden türediğini ve bir şeyi örtmek, gizlemek, insanların gözünden ve bilgisinden uzak tutmak anlamına geldiğini açıklar. Râgıb el-İsfahânî, sadakayı gizlemenin (ihfâ) açıktan vermeye (ibdâ) kıyasla daha üstün tutulmasının, hem verenin kalbindeki gösteriş (riya) tehlikesini sıfırlaması hem de alan kişinin insanlık onurunu zedelememesi gibi çift yönlü bir ahlaki koruma sağladığını belirtir. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın ahlak sisteminde iyiliği gizleme eyleminin, Cahiliye dönemindeki şan ve şöhret kazanma amaçlı kabilevi cömertlik gösterilerine karşı radikal bir devrim olduğunu; eylemin sadece Allah'ın görmesi için yapılması ilkesinin, inananın içsel dünyasında (ihlas) muazzam bir derinlik yarattığını tahlil eder.
Tü'tûhâ (وَتُؤْتُوهَا)
İbn Fâris, "e-t-y" kökünün bir yere varmak veya bir şeyi getirmek anlamına geldiğini, fiilin if'âl formunda (îtâ) kullanılmasıyla bir malı, hakkı veya nimeti başkasına kendi iradesiyle ulaştırmak, teslim etmek ve bahşetmek anlamına dönüştüğünü belirtir. Râgıb el-İsfahânî, eylemin malı sadece elden çıkarmayı değil, onu hak eden kişiye (fakire) bizzat ve nezaketle ulaştırma sürecini de kapsadığını ifade eder.
Fukarâ' (الْفُقَرَاءَ)
İbn Fâris, "f-k-r" kökünün kırmak, yarmak ve bel kemiği (omurga) anlamlarına geldiğini; yoksulluğun ve şiddetli ihtiyacın insanın adeta belini büken, omurgasını kıran ve onu çaresiz bırakan bir durum olmasından dolayı bu kelimenin türetildiğini açıklar. Râgıb el-İsfahânî, fakr kavramının maddi yoksunluğu ifade ettiğini belirtir. Prof. Dr. Sadık Kılıç, ayette sadakaların gizlice ulaştırılacağı hedef kitlenin "fakirler" olarak belirlenmesinin sosyo-psikolojik önemine vurgu yaparak; zaten belini büken bir yoksullukla mücadele eden kişinin, açıktan verilen yardımla ikinci kez ezilmesinin ve onurunun kırılmasının önüne geçildiğini, gizli yardımın fakirin şahsiyetini koruyan en erdemli yol olduğunu analiz eder.
Hayr (خَيْرٌ)
İbn Fâris, "h-y-r" kökünün meyletmek, tercih etmek ve insanların doğası gereği arzulayıp yöneldiği her türlü faydalı nesne ve durum anlamına geldiğini kaydeder. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin evrensel iyiliği ifade ettiğini, ayetteki bağlamında sadakayı gizleyerek vermenin hem toplumsal nezaket hem de bireysel ihlas açısından açıktan vermekten çok daha "hayırlı" ve faziletli bir tercih olduğunu vurgular.
Yükeffir (وَيُكَفِّرُ)
İbn Fâris, "k-f-r" kökünün bir şeyin üzerini örtmek, gizlemek ve tamamen kapatmak anlamına geldiğini, çiftçinin tohumun üzerini toprakla örtmesinden dolayı ona da "kâfir" dendiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin Allah'a nispet edildiğinde (tekfîr), kulun işlediği günahların üzerini ilahi rahmetle örtmesi, silmesi ve o günahların uhrevi sonuçlarını iptal etmesi anlamına geldiğini açıklar. Arthur Jeffery, kelimenin İbranice "kipper" ve Süryanice "kapper" (kefaret etmek, günahları örtmek, arındırmak) fiilleriyle olan kökensel ve teolojik ortaklığına dikkat çekerek, sadaka ve bağış yoluyla günahların örtülmesi inancının Sami dini terminolojisinde derin bir yeri olduğunu kaydeder. Celaleddin el-Suyuti, ayetteki eylemler arası muazzam semantik uyuma işaret eder: Kul sadakasını insanların gözünden nasıl "gizler ve örterse" (tuhfûhâ), Allah da bunun karşılığı olarak kulun günahlarını ve kusurlarını öylece "örter ve siler" (yükeffir).
Seyyiât (سَيِّئَاتِكُمْ)
İbn Fâris, "s-v-e" kökünün çirkinlik, kötülük ve insanı üzen, kederlendiren, hoşlanılmayan her türlü şey anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin insanın hem dünyada hem de ahirette zararına olan, ahlaki ve dini sınırları ihlal eden her türlü kötü eylemi (hasenâtın zıddı) kapsadığını ifade eder. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın ahlak felsefesinde seyyiât kavramının insanın ruhsal dokusunu bozan ahlaki çirkinlikler olduğunu; gizli verilen sadakanın (maddi fedakârlığın) sadece bir sosyal yardımlaşma değil, aynı zamanda insanın ruhundaki bu ahlaki lekeleri (seyyiât) yıkayıp temizleyen ontolojik bir arınma işlemi işlevi gördüğünü tahlil eder.
Ta'melûn (تَعْمَلُونَ)
İbn Fâris, "a-m-l" kökünün bedensel veya zihinsel bir çaba sarf ederek, belirli bir amaca yönelik iş ve eylem üretmek anlamına geldiğini açıklar. Râgıb el-İsfahânî, amel kelimesinin sıradan bir fiilden (fi'il) farklı olarak, kasıt, niyet ve bilinç içeren eylemler için kullanıldığını belirtir; ayette inananların ister açıktan ister gizlice yaptıkları tüm bilinçli harcama ve ibadetleri ifade eder.
Habîr (خَبِيرٌ)
İbn Fâris, "h-b-r" kökünün bir şeyin içyüzünü, gizli yönlerini ve kökenini derinlemesine bilmek, hakikatinden haberdar olmak anlamına geldiğini kaydeder. Râgıb el-İsfahânî, Habîr isminin, olayların sadece dışarıdan görünen şeklini (zahirini) değil, o eylemi doğuran kalpteki asıl niyeti (batınını) eksiksiz bilen varlık olduğunu vurgular. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, ayetin bu ilahi isimle sonlanmasının psikolojik derinliğine dikkat çekerek; inanan kişinin sadakasını kimse görmeyecek şekilde gizlese bile, niyetindeki o eşsiz saflığı ve iyiliği bütün içyüzüyle bilen (Habîr) bir ilahi otoritenin varlığının, kişiye en büyük manevi tatmini ve güveni sağladığını analiz eder.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğünü keşfedin.
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla