Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Bakara Sûresi, 268. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Bakara Sûresi, 268. Ayet

    اَلشَّيْطَانُ يَعِدُكُمُ الْفَقْرَ وَيَأْمُرُكُمْ بِالْفَحْشَٓاءِۚ وَاللّٰهُ يَعِدُكُمْ مَغْفِرَةً مِنْهُ وَفَضْلاًۜ وَاللّٰهُ وَاسِعٌ عَل۪يمٌۚ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Eşşeytânu ya’idukumu-lfakra veye/murukum bilfahşâ-(i)(s) va(A)llâhu ye’idukum maġfiraten minhu vefadlâ(en)(k) va(A)llâhu vâsi’un ‘alîm(un)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      Şeytan sizi fakirlikle korkutur ve cimrilik telkin eder. Allah ise kendi katından bir bağışlama ve bolluk vaat eder. Allah rahmeti geniş olan ve her şeyi bilendir.

      Şeytan sizi fakirlikle korkutur ve cimrilik telkin eder. Şöyle denilmiştir: Sizi, Allah rızası için verip harcama yapmanız sebebiyle, dünyada fakirlikle korkutur ve cimrilik, yani sadaka vermemeyi telkin eder. Şöyle bir yorum yapmak da imkan dahilindedir: Şeytan sizi dünyada bitmeyen aşırı arzular (tul-i emel) peşinde dolaştırır ve servetinizin yok olmasıyla korkutur; kötülük telkin eder, yani Rabb'inize karşı sü-i zan beslemenizi.

      Allah ise, uğrunda harcama yapmanız suretiyle kendi katından bir bağışlama, ayrıca dünyada isim bırakmayı vadeder. Diğer bir ihtimale göre Allah, ahirette bağışlama ve dünyada O'nun için harcadığınızın devamını getirmeyi vadeder. Bir de kötülüğünüze mukabil mağfiret ve fakirliğinizi giderecek bolluk vadeder, diye yorumlanmıştır.

      Kur'an'da Yer Alan Hikmet Kelimesinin Manası

      Allah rahmeti geniş olan ve her şeyi bilendir. Yani Allah, O'nun yolunda harcadığınızın yerini doldurmaya güç yetiren bir zengindir, harcamalarınızın mükafatını nasıl vereceğini bilendir. "Alim" kelimesi yaptığınız harcamayı ve iyiliği bilendir, anlamına da gelebilir. Allah rahmeti geniş olan ve her şeyi bilendir. Ayetin bu kısmında yer alan "rahmeti geniş olan", "her şeyi bilen" manasındaki "vasi'" ve "alim" kelimelerinde, O'nun, insanları tasaddukta bulunmaya ve karşılıksız harcama yapmaya teşvik edişinin kendi ihtiyaç ve fakirliğinden ötürü değil, insanları sınayıp denemeye tabi tutması hikmetine bağlı olduğunun delili bulunmaktadır.

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Şeytân (الشَّيْطَانُ)

        İbn Fâris, kelimenin iki olası kökünden bahseder; birincisi "ş-t-n" (uzaklaşmak, muhalefet etmek) köküdür ki bu, onun haktan ve rahmetten uzaklığını ifade eder, ikincisi ise "ş-y-t" (yanmak, öfkeden helak olmak) köküdür. Râgıb el-İsfahânî, "ş-t-n" kökünü tercih ederek kelimenin hakikate ve ilahi düzene isyan eden, sapan ve insanları saptıran her türlü inatçı ve kibirli gücü kapsadığını belirtir. Arthur Jeffery, kelimenin köken itibarıyla dışarıdan Arapçaya girdiğini, Habeşçe (Şeytan) ve özellikle Aramice ile Süryanicedeki (Sâtân) kelimeleriyle aynı dini-kültürel havzadan beslendiğini, düşman ve suçlayıcı anlamlarının bu Sami dillerindeki ortak kullanımdan Kur'an'a taşındığını kaydeder.

        Yeıduküm (يَعِدُكُمُ)

        İbn Fâris, fiilin "v-a-d" kökünden geldiğini ve temel anlamının gelecekte gerçekleşecek bir şeyi bildirmek veya ona dair söz vermek olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "va'd" kelimesinin Arapçada hem iyi (müjde) hem de kötü (tehdit/vaîd) şeyler için kullanılabileceğini; ayetin bağlamında şeytanın "vaadinin" aslında insanları geleceğe dair bir yoksulluk korkusuyla tehdit etmesi, psikolojik bir baskı kurması anlamına geldiğini ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, şeytanın vaadinin ontolojik bir gerçekliği olmayan salt bir vesvese ve illüzyon olduğuna dikkat çekerek, bu fiilin insanın içsel zaaflarını tetikleyen manipülatif bir eylemi anlattığını tahlil eder.

        Fakr (الْفَقْرَ)

        İbn Fâris, "f-k-r" kökünün kırmak, yarmak ve bel kemiği (omurga) anlamına geldiğini; yoksulluğun insanın adeta belini büken, omurgasını kıran ve onu çaresiz bırakan şiddetli bir ihtiyaç hali olmasından dolayı bu isimle anıldığını açıklar. Râgıb el-İsfahânî, fakr kavramını mutlak (her yaratılmışın Allah'a ontolojik muhtaçlığı) ve nesnel (mal/mülk eksikliği) olarak ikiye ayırır; burada şeytanın telkin ettiği şeyin maddi varlığın tükenmesi korkusu olduğunu belirtir. Toshihiko Izutsu, Kur'an ahlak sisteminde şeytanın en büyük silahının insanın doğasındaki bu "fakr" (yoksunluk/açlık) korkusu olduğunu; şeytanın infak eylemini engellemek için insanın içgüdüsel hayatta kalma endişesini kışkırttığını tahlil eder.

        Ye'müruküm (يَأْمُرُكُمْ)

        İbn Fâris, "e-m-r" kökünün bir işi yaptırmak, talep etmek ve yönlendirmek anlamlarını taşıdığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, eylemin otorite sahibi veya tahakküm kuran bir iradenin kesin talebi olduğunu; şeytanın yoksulluk korkusuyla zihni esir aldıktan sonra artık sadece fısıldayan değil, adeta insan iradesine "emreden" diktatöryal bir konuma yükseldiğini ifade eder.

        Fahşâ' (الْفَحْشَاءِ)

        İbn Fâris, "f-h-ş" kökünün haddi aşmak, ölçüyü kaçırmak ve çirkinliği herkes tarafından açıkça bilinen işler anlamına geldiğini kaydeder. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin aklen ve dinen son derece çirkin görülen her türlü söz ve eylemi kapsadığını belirtir. Celaleddin el-Suyuti, ilk dönem dil ve tefsir alimlerinin bu ayetteki özel bağlama dikkat çekerek, buradaki "fahşâ" kelimesini doğrudan "cimrilik" ve "sadaka vermemek" olarak tefsir ettiklerini; zira yoksulluk korkusunun doğal sonucunun malı istifleme çirkinliği olduğunu aktarır. Toshihiko Izutsu, Cahiliye döneminde cimriliğin büyük bir ayıp sayılmasına rağmen, şeytanın vesvesesiyle bu çirkinliğin rasyonel bir tasarruf gibi gösterilerek insanlara emredildiğini analiz eder.

        Mağfiret (مَغْفِرَةً)

        İbn Fâris, "g-f-r" kökünün örtmek, gizlemek ve korumak anlamına geldiğini, savaşta başı koruyan miğfer kelimesinin de buradan türediğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, mağfiretin Allah'ın kulunun kusurlarını örtmesi ve onu cezadan koruması olduğunu ifade eder; ayetin bağlamında Allah'ın inananlara vaadinin, onların geçmiş günahlarını infakları sayesinde bir miğfer gibi örtüp silmesi olduğunu vurgular.

        Fadl (فَضْلًا)

        İbn Fâris, "f-d-l" kökünün artmak, ziyade olmak, ihtiyaçtan fazla ve üstün olan şey anlamına geldiğini açıklar. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin Allah'ın kullarına herhangi bir zorunluluk olmaksızın, sırf kendi cömertliğinden dolayı verdiği bedelsiz nimet ve lütuf olduğunu belirtir. Prof. Dr. Sadık Kılıç, ayetin kurgusuna dikkat çeker: Şeytan mal eksikliğini ve açlığı vaat ederken, Allah tam zıddı olarak eksilenin yerine kendi katından sonsuz bir artış ve ruhsal zenginlik vaat etmektedir.

        Vâsi' (وَاسِعٌ)

        İbn Fâris, "v-s-a" kökünün darlığın zıddı olarak genişlik, bolluk ve kuşatıcılık anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, Allah'ın "Vâsi" olmasının, O'nun lütfunun, rahmetinin ve rızıklandırma kapasitesinin hiçbir sınır tanımadığını, şeytanın telkin ettiği darlık psikolojisine karşı ilahi genişliğin ontolojik bir güvence sunduğunu ifade eder.

        Alîm (عَلِيمٌ)

        İbn Fâris, "a-l-m" kökünün bir şeyin hakikatini bilmek ve iz bırakmak anlamına geldiğini kaydeder. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin Allah'ın gizli ve açık her şeyi mutlak bir şekilde bilmesini ifade ettiğini belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, Vâsi ve Alîm isimlerinin birleşimiyle ayetin sonlandırılmasının, Allah'ın kimin şeytanın korkutmasına boyun eğip cimrilik yaptığını, kimin de ilahi vaade güvenip cömertçe infak ettiğini kalplerin en gizli niyetlerine kadar bildiği mesajını verdiğini tahlil eder.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X