Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Bakara Sûresi, 261. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Bakara Sûresi, 261. Ayet

    مَثَلُ الَّذ۪ينَ يُنْفِقُونَ اَمْوَالَهُمْ ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِ كَمَثَلِ حَبَّةٍ اَنْبَتَتْ سَبْعَ سَنَابِلَ ف۪ي كُلِّ سُنْبُلَةٍ مِائَةُ حَبَّةٍۜ وَاللّٰهُ يُضَاعِفُ لِمَنْ يَشَٓاءُۜ وَاللّٰهُ وَاسِعٌ عَل۪يمٌ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Meśelu-lleżîne yunfikûne emvâlehum fî sebîli(A)llâhi kemeśeli habbetin enbetet seb’a senâbile fî kulli sunbuletin mi-etu habbe(tin)(k) va(A)llâhu yudâ’ifu limen yeşâu va(A)llâhu vâsi’un ‘alîm(un)

    Yorum

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      Mallarını Allah yolunda harcayanların durumu yedi başak verip her bir başağında yüz tane bulunan buğday tohumuna benzer. Allah dilediğine kat kat verir. Allah rahmeti geniş olan ve her şeyi bilendir.

      Mallarını Allah yolunda harcayanların durumu yedi başak verip her bir başağında yüz tane bulunan buğday tohumuna benzer. Allah yolunda harcama yapmanın ayette zikrettiği tane meseli ile anlatılmasının iki hikmeti olabilir. Birincisi Cenab-ı Hakk'ın bereket vermesi suretiyle sözü edilen harcamanın gelişip artmasıdır, tıpkı bereket vermesi sebebiyle tek bir tanenin yedi yüz veya daha fazla oluşu gibi. İkincisi Allah Teala diğer bir ayette, "Allah faizli kazançların bereketini yok eder, karşılıksız yardımların bereketini ise artırır" buyurmuştur. Kafirler, Allah yolunda yapılan harcamaların fakirlerin ellerinde yok olup gittiğini görmüş ve "yok olup giden şeyi nasıl artıracakmış?" demiştir. Cenab-ı Hak bu soruya tefsirini yapmakta olduğumuz ayette şöyle cevap vermektedir: "Tanenin toprak içinde mahiyetini değiştirdikten sonra bire yüz veya daha fazla olması gibi Allah yolundaki harcamayı da artırır". Evet, Allah rızası uğrunda yapılan karşılıksız harcamalar dış görünüşü itibariyle her ne kadar yok olmuş gibi zannedilse de bereketlendirilip artırılır.

      Ayet-i kerimenin, farz olan karşılıksız harcamalarla nesh edildiği ileri sürülmüşse de bu iddia ihtimal dahilinde bulunmamaktadır, çünkü ayetin muhtevası ahiret hayatıyla ilgili bir vatten ibarettir, ilahi vaatlerin neshedilmesi ihtimal dahilinde bulunmamaktadır. Ancak görüş sahipleri sadaka diye ifade edilen karşılıksız harcamanın yine aynı mahiyetteki başka bir harcama ile neshedildiğini kastederlerse bu mümkündür. Ancak bizatihi vad daima hali üzere mevcuttur. Nihai gerçeği bilen Allah'tır.

      Allah rahmeti geniş olan ve her şeyi bilendir. Ayetin bu kısmında yer alan "vasi'" kelimesi zengin, ayrıca dilediğine bolluk veren cömert şeklinde yorumlanmıştır.

      Yorum

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Mesel (مَثَلُ)

        İbn Fâris, kelimenin kökünü "m-s-l" (benzemek, andırmak, dikilmek, bir şeyin benzeri veya sıfatı olmak) olarak açıklar ve görünmeyen, soyut bir gerçeği görünür kılmak için kullanılan somut örneklere bu adın verildiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, mesel kavramının zihinsel bir köprü işlevi gördüğünü, ayetin bağlamında Allah yolunda harcama yapmanın (infak) getireceği soyut ve manevi ödülün zihinde tam olarak canlanabilmesi için tarımsal bir ekim ve hasat sürecinin aşina olunan görsel modeliyle anlatıldığını vurgular. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın anlamsal dünyasında "mesel" formunun sıradan olayları ve doğa fenomenlerini derin ahlaki ve teolojik gerçekliklerin taşıyıcısı haline getirdiğini, burada da insan eylemi ile ilahi lütuf arasındaki asimetrik büyümenin bu kelime üzerinden kurgulandığını analiz eder.

        Yunfikûne (يُنْفِقُونَ)

        İbn Fâris, fiilin "n-f-k" kökünden türediğini ve temelinde "tükenmek, bitmek, çıkıp gitmek, geçit vermek" gibi anlamlar barındırdığını, "nefak" (tünel) kelimesinin de bir ucu diğerine bağlayan geçiş yolu anlamıyla bu kökten geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin malı elden çıkarmak anlamına geldiğini ancak ayetteki bağlamıyla bu harcamanın bir yok oluş değil, malı doğru bir kanala yönlendirme ve manevi bir geçitten geçirerek kalıcı kılma eylemine dönüştüğünü kaydeder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, infak kavramındaki "tünel/geçit" (nefak) metaforuna dikkat çekerek, harcanan malın görünürde eksildiğini ancak görünmeyen bir kanaldan geçerek ilahi huzurda devasa bir berekete dönüştüğünü, kelimenin etimolojik kökündeki "çıkıp gitme" eyleminin maddi dünyadan manevi dünyaya bir aktarım süreci olarak yeniden tanımlandığını ifade eder.

        Habbe (حَبَّةٍ)

        İbn Fâris, "h-b-b" kökünün bir şeyin özü, çekirdeği ve tohumu anlamına geldiğini; aynı zamanda kalbin özü olduğu için sevgi (muhabbet) kelimesinin de bu kökle bağlantılı olduğunu kaydeder. Râgıb el-İsfahânî, habbe kelimesinin buğday, arpa gibi tahılların her bir tanesi için kullanıldığını, ayette ise en küçük iyilik birimini temsil eden bir metafor olarak yer aldığını ve bir tek tohumun içinde taşıdığı devasa çoğalma potansiyelinin ilahi karşılığın boyutunu gösterdiğini belirtir. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin edebi gücüne vurgu yaparak, son derece küçük ve tekil olan bu tohum ile onun içinden fışkıran yüzlerce tanelik başakların yan yana kullanılmasının, Kur'an'ın zıtlıklar ve niceliksel sıçramalar üzerinden inşa ettiği görsel retoriğin çarpıcı bir örneği olduğunu, ilahi rahmetin sınırsızlığının bu küçücük çekirdek üzerinden anlatıldığını tahlil eder.

        Senâbil (سَنَابِلَ)

        İbn Fâris, kelimenin "s-b-l" (aşağı doğru sarkmak, uzamak, akmak) kökünden türediğini, "n" harfinin ziyade olduğunu (sünbül) ve içinin doluluğundan dolayı başını aşağı eğen, sarkan buğday veya ekin başaklarını ifade ettiğini açıklar. Arthur Jeffery, kelimenin Sami dillerindeki tarımsal terminolojiyle olan ortaklığına değinerek, Aramice "šebbaltā" ve Süryanice "šubbālā" (başak, ekin kulağı) kelimeleriyle güçlü bir köken bağı bulunduğunu, Arapçaya bu ortak havzadan yerleştiğini belirtir. Angelika Neuwirth, Geç Antik Çağ'ın tarım toplumlarında başak imgesinin salt botanik bir terim olmaktan ziyade eskatolojik bir sembol olduğunu, Kur'an'ın bu tanıdık zirai imgeyi alıp infakın katlanarak büyümesini anlatan mucizevi bir ilahi ekonomi modeline dönüştürdüğünü ifade eder.

        Yudâifu (يُضَاعِفُ)

        İbn Fâris, bu fiilin "d-a-f" kökünden geldiğini ve bir şeyi katlamak, iki veya daha fazla misline çıkarmak, zayıflık ve eksiklik içermeyecek şekilde üzerine eklemek anlamlarını taşıdığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, eylemin sadece matematiksel bir ikiye katlama olmadığını, eylemi yapanın niyetindeki saflığa ve amelin derinliğine göre Allah'ın ödülü sınır tanımaksızın büyütmesini anlattığını; ayetteki rakamsal ifadelerin de bir sınır değil, çokluk ifade eden bir temsil olduğunu vurgular. Celaleddin el-Suyuti, fiilin muzari formunda kullanılmasının, ilahi katlamanın ve lütfun kesintisiz, sürekli ve dinamik bir eylem olduğuna işaret ettiğini, bir kez olup biten bir artıştan ziyade Allah'ın iradesiyle her an yenilenen bir bereket döngüsünü ifade ettiğini aktarır.

        Vâsi' (وَاسِعٌ)

        İbn Fâris, "v-s-a" kökünün darlık ve sıkışıklığın zıddı olarak genişlik, ferahlık, kuşatıcılık ve kapasite bolluğu anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, ismin kudreti, rahmeti, ilmi ve lütfu her şeyi kuşatan, hazineleri tükenmeyen ve bağışlamasında hiçbir kısıtlama bulunmayan mutlak varlık anlamında kullanıldığını; ilahi cömertliğin sınırı olamayacağını, O'nun lütfunun insan tahayyülünün ötesinde bir genişliğe sahip olduğunu gösterdiğini ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin bağlamla olan uyumuna dikkat çekerek, sınırlı olan insan emeğinin karşılığında vaat edilen devasa büyümenin, ancak zenginliği ve imkânları hiçbir darlığa düşmeyen kuşatıcı bir kudret tarafından garanti edilebileceğini, kelimenin ilahi cömertliğin ontolojik temelini oluşturduğunu tahlil eder.

        Yorum

        İşleniyor...
        X