وَلِلْمُطَلَّقَاتِ مَتَاعٌ بِالْمَعْرُوفِۜ حَقاًّ عَلَى الْمُتَّق۪ينَ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Bakara Sûresi, 241. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: maddi güvence, boşanma nafakası, bakara suresi, bakara suresi 241. ayet, bakara 241, takva
-
Boşanmış kadınların da münasip bir şekilde faydalanma hakları vardır. Bu, Allah'a karşı saygılı olanlar için yerine getirilmesi gereken bir borçtur.
Boşanmış kadınların da münasip bir şekilde faydalanma hakları vardır. Bu, Allah'a karşı saygılı olanlar için yerine getirilmesi gereken bir borçtur. Ayet-i kerimenin mehirleri önceden belirlenmiş, zifafa girilmiş ve talakları verilmiş kadınlar hakkında olması ihtimal dahilindedir, buna göre boşayan kocalar vecibe değil de iyiliksever bir tarzda boşadıkları kadınları faydalandırmakla emredilmişlerdir. Nitekim Hz. Hasan'dan rivayet edildiğine göre boşadığı bir hanıma müt'a çerçevesinde on bin dirhem vermiş. İbn Abbas ve İbn Ömer'den de nakledildiğinde göre şöyle demişlerdir: "Şayet muttakilerden veya muhsinlerden isen boşadığın kadına müt'a ver". Bu ifadelerdeki emir, yaptırım niteliği bulunan gerektirici mahiyette bir emir olmayıp nafile konumundadır. Tefsirini yapmakta olduğumuz ayet zifafa girilmemiş ve mehiri belirlenmemiş boşanmış kadın hakkında ise hüküm ayetin zikrettiği gibi olup müt'a gereklidir. Ayrıca yerine getirilmesi için yaptırım uygulanabilmektedir. Bu ayet-i kerime ile daha önce geçen, "El sürmediğiniz ve mehir belirlemediğiniz kadınları boşamanızda herhangi bir vebal yoktur. Ancak kendilerini faydalandırın. Eli geniş olan durumuna göre, fakir de durumuna göre münasip hediyeler vermelidir. Bu, iyiliği şiar edinenler için vicdani bir borçtur" mealindeki ayet aynı konumda olmakla birlikte önceki ayette, müt'anın, kocanın mali durumuna göre miktarı hakkında açıklama bulunurken tefsirini yapmakta olduğumuz ayette kısa bir ifade mevcuttur.
Ayet-i kerime diğer bir şekilde de yorumlanmaya müsaittir, şöyle ki, onda yer alan müt'a emri zifafa girilmiş kadına yönelik olursa iddet süresi içinde yeme-içme ve giyimini sağlamayı emretmiş olur yahut da bu emir yaptırım özelliği taşımayan isteğe bağlı bir tavsiye konumunda bulunur. Çünkü vücub (gereklilik) konumunda bulunsa boşayan erkek için iki bedelin ödenme zarureti doğar: Mehir ve müt'a. Halbuki herhangi bir akdin iki bedel gerektirdiği bilinmemektedir. Durum bu meselede de aynı şekildedir. Nihai gerçeği bilen Allah'tır. İkinci olarak talak hak gerektirme değil, hak düşürme sebebidir, böyle olunca hak düşüren sebebin yaptırım özelliği taşıması imkan dahiline girmez. Bu açıdan müt'a gerekmez. Nihai gerçeği bilen Allah'tır.
Yorumu Yorumla
-
Mutallakât (لِلْمُطَلَّقَاتِ)
Kelimenin kökü t-l-k harflerinden meydana gelmektedir. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının serbest bırakmak, salıvermek ve bir düğümü çözmek olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin aslen bir hayvanın bağını çözüp serbest bırakmak manasından yola çıkılarak, mecaz yoluyla kadını evlilik akdinden ve bağından serbest bırakmak anlamında hukuki bir terim olarak kullanıldığını ifade eder. Prof. Dr. Hidayet Aydar, İslam aile hukukunun inşası sürecinde bu terimi incelerken, boşanmış kadınların sosyal ve hukuki statülerinin ayetlerle tek tek belirlenmesinin, dönemin ataerkil toplum yapısında sahipsiz bırakılma ve mağdur edilme riski taşıyan bu kesimin haklarını ilahi güvence altına alan son derece önemli ve koruyucu bir düzenleme olduğunu vurgular.
Metâ (مَتَاعٌ)
Sözcüğün kökü m-t-a harfleridir. İbn Fâris, bu kökün ileri doğru uzanan, belli bir süre devam eden fayda ve geçici yararlanma anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, insanın kendisinden geçici bir süre fayda sağladığı ve ihtiyacını giderdiği her türlü dünya malının bu isimle anıldığını açıklar. Toshihiko Izutsu, kelimenin genellikle ahirete kıyasla dünyanın geçiciliğini vurguladığını, ancak boşanma bağlamında ayrılığın yıkıcı ekonomik etkisini hafifletmek amacıyla kadına sağlanan geçici ama hayati bir telafi edici maddi imkan anlamına geldiğini belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, fıkıh dilinde "mut'a nafakası" olarak kavramsallaşan bu ödemenin, kadının evden ayrılış sürecindeki mağduriyetini ve incinmişliğini telafi etmek üzere tasarlanmış ahlaki ve vicdani bir sosyal güvenlik ağı olduğunu ifade eder.
Ma'rûf (بِالْمَعْرُوفِ)
Kelimenin kökü a-r-f harflerinden oluşmaktadır. İbn Fâris, kökün anlamının bilgiyi, tanımayı ve nefsin yadırgamayıp sükunet bulduğu durumu ifade ettiğini kaydeder. Râgıb el-İsfahânî, hem akıl hem de şeriat tarafından güzel, doğru ve haklı olarak kabul edilen her türlü norm ve eylemi tanımladığını söyler. Toshihiko Izutsu, ma'rûf terimini Kur'an'ın İslam öncesi Arap kabile geleneklerini evrenselleştirerek nasıl yüksek bir İslami nezaket standardına dönüştürdüğünün en temel örneği olarak ele alır. Prof. Dr. Sadık Kılıç, boşanma sonrası verilecek maddi imkanın (metâ) miktarının katı rakamlar yerine "ma'rûf" kavramına, yani toplumun makul gördüğü güncel ekonomik normlara ve kocasının mali gücüne bağlanmasının, İslam hukukunun her çağın şartlarına uyum sağlayabilen esnek ve adil yapısını gösterdiğini vurgular.
Hak (حَقًّا)
Sözcüğün kökü h-k-k harflerinden gelmektedir. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının sabit olmak, vacip olmak, sağlamlık ve kesinlik taşıyan bir gerçeklik olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, hakkın bir şeyin olması gerektiği gibi ve tam yerli yerinde bulunması halini, aynı zamanda inkarı mümkün olmayan kesin, sağlam yükümlülüğü ifade ettiğini söyler. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, ayette yer alan bu kelimenin çok kritik bir hukuki işlevi olduğuna dikkat çeker; boşanma sonrası kadına verilecek olan metâın (maddi imkanın) erkeğin keyfine bırakılmış basit bir hediye veya isteğe bağlı sıradan bir lütuf olmaktan çıkarılıp, hukuki ve dini olarak mutlak surette ödenmesi gereken, kesinleşmiş ve bağlayıcı bir borç statüsüne yükseltildiğini açıklar.
Müttekîn (الْمُتَّقِينَ)
Kelimenin kökü v-k-y harflerinden oluşur. İbn Fâris, bu kökün insanın kendisini acı ve zarar verecek şeylerden koruması ve sakınması manasına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin şer'i anlamda kişinin nefsini günah olan ve ahlaka aykırı düşen her şeyden muhafaza etmesi olduğunu açıklar. Toshihiko Izutsu, takvayı Kur'an'ın ahlaki sisteminin merkezine yerleştirerek, ayette bu fıkhi yükümlülüğün "takva sahipleri" ile ilişkilendirilmesinin, boşanan kadına hakkını vermenin sadece dışsal bir mahkeme zoruyla değil, Allah'a karşı duyulan derin bir saygı ve ahlaki bir otokontrol ile içselleştirilmiş bir erdem olduğuna işaret ettiğini söyler. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), metnin edebi örgüsünü incelerken, kadına nafaka ve metâ verilmesi gibi dünyevi bir hukuki düzenlemenin hemen ardından "müttekîn" ifadesinin gelmesinin, insan hakları ve fıkıh meselelerinin İslam'da salt kuru kanun maddeleri olmadığını, doğrudan ilahi korku ve uhrevi sorumluluk bilinciyle tahkim edildiğini gösteren olağanüstü bir psikolojik tasvir olduğunu ifade eder.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla