وَاِذَا طَلَّقْتُمُ النِّسَٓاءَ فَبَلَغْنَ اَجَلَهُنَّ فَلَا تَعْضُلُوهُنَّ اَنْ يَنْكِحْنَ اَزْوَاجَهُنَّ اِذَا تَرَاضَوْا بَيْنَهُمْ بِالْمَعْرُوفِۜ ذٰلِكَ يُوعَظُ بِه۪ مَنْ كَانَ مِنْكُمْ يُؤْمِنُ بِاللّٰهِ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِۜ ذٰلِكُمْ اَزْكٰى لَكُمْ وَاَطْهَرُۜ وَاللّٰهُ يَعْلَمُ وَاَنْتُمْ لَا تَعْلَمُونَ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Bakara Sûresi, 232. Ayet
Daralt
X
-
Kadınları boşadığınız, onlar da bekleme sürelerini bitirdikleri vakit -çiftlerin kendi aralarında uygun bir şekilde anlaşmaları şartıyla- kocalarına dönmelerine engel olmayın. Bu, içinizden Allah'a ve ahiret gününe iman eden herkese verilen bir öğüttür. Bu, sizin için daha hayırlı ve daha nezihtir. Allah her şeyi bilir ama siz bilemezsiniz.
Velisiz Nikahın Meşru Olması
Kadınları boşadığınız, onlar da bekleme sürelerini bitirdikleri vakit -çiftlerin kendi aralarında uygun bir şekilde anlaşmaları şartıyla- kocalarına dönmelerine engel olmayın. Yorumu hakkında farklı görüşler belirtilmiştir. Bazıları ayetin bu kısmında veli olmaksızın akdedilen nikahın hükümsüz oluşunun delili vardır, demiş ve şöyle bir istidlalde bulunmuşlardır: Allah Teala engel olmayın buyurmuştur. Geçerliliği bulunmayan bir sözün yasaklanması bahis konusu değildir, çünkü bu nitelikteki söz kimseye zarar vermez. Şu halde veliye ait beyanın geçerli olduğu ve özel bir durum sebebiyle engellenmedikleri takdirde evlenme konusunda velilerin hak sahibi bulundukları ortaya çıkmıştır. Yine Allah'ın "engel olma" şeklindeki hitabının bir yasaklama olduğu anlaşılmıştır, zira bu hitap engelleme konumunda bulundurulmasaydı zaten zarar verici olmazdı. Diğer alimler ise söz konusu beyanda veli olmaksızın da nikahın meşru olduğuna dair delilin yer aldığını söylemişlerdir; çünkü yüce Allah "kocalarına dönmeleri" diye buyurmuştur. Bunların istidlaline göre engel olma durumunda bile nikah akdi caizdir; şayet engel olma cevazın ortadan kalkmasına sebep teşkil etseydi, bu durumda, engelin bulunmaması halinde de nikah meşruiyet kazanmazdı, halbuki ayetten anlaşıldığına göre velinin engellemesi bulunmadığı takdirde kadının nikahı üstlenmesi meşrudur.
Evlenme hürriyeti konusunda hareket noktası şudur ki özellikle anılan yahut da icrası velilere izafe edilen her nikah küçüklere aittir, şu ayetlerde olduğu gibi: "Aranızdaki bekarları, kölelerinizden ve cariyelerinizden elverişli olanları evlendirin"; "Allah'tan başkasına tanrılık yakıştıran kadınlarla tevhid inancını benimsemedikçe evlenmeyin. Kuşkusuz mümin bir cariye hoşunuza giden putperest bir kadından daha iyidir. Bir de mümin kadınlarla putperest erkekleri tevhit inancını benimsemedikçe evlendirmeyin". Mamafih hazan bu tür hitaplara yetişkin insanların da dahil olması muhtemeldir. Bunun delili şu ilahi beyanlardır: "Siz -ey müminler- çiftlerin, Allah'ın belirlediği evlilik sınırlarını koruyamayacaklarından endişe ederseniz, bu durumda kadının erkeğe fidye vermesinde ikisi için de bir sakınca yoktur"; çocuklar Allah'ın belirlediği sınırları korumakla muhatap tutulamaz; "Sürelerini bitirdiklerinde kendileriyle ilgili olarak yapacakları meşru işlerden size yüklenecek bir günah yoktur", her ne kadar bu ayet zikredilmekte daha sonraya kalmışsa da. Bu sebepledir ki şöyle denilmiştir: Nikahlama fiili küçüklere nispet edilince hitap velilerin, büyüklere izafe edilince de kadınların kendilerine yönelik olur. Belirtilmelidir ki evlenecekler arasında denklik (kefaet) ve mehir zikredilmiş ve bu bağlamdaki nikah velilere nispet edilmiştir, bu sebeple de bu iki unsur çerçevesinde velilerin nikahı feshetme yetkisi bulunmuştur. Cenab-ı Hakk'ın çiftlerin kendi aralarında uygun bir şekilde anlaşmaları şartıyla mealindeki beyanı mehire yöneliktir, zira karşılıklı anlaşma iki kişinin fiili olup mehir de onlarla belirginleşir. Zaten ayetin inmesine sebep teşkil eden olay bilinen bir kadın hakkında olup kocasının denkliği ortaya çıkmıştı. Allah Teala, "Kadınların kendileriyle ilgili olarak yapacakları meşru işlerden size yüklenecek bir günah yoktur" buyurmuştur. Denkliğin mevcudiyeti taraflardan biriyle gerçekleşir; bu yönden nikah velilere nispet edilmiş ve onlarsız meşru olmadığı belirtilmiştir.
Nikah meselesinde aslolan şudur ki nikahlamaya dair hak veli karşısında kadına karşı veliye ait değildir. Bunun delili velinin bulunmamasına rağmen evliliğin yapılabilmesi, bulunduğunda buna icbar edilmesi, istememesi halinde nikahın yürütülebilmesi, kadının istememesi durumunda ise velinin iradesiyle buna zorlanamamasıdır. Şu halde evlenme hakkının veliye yönelik olarak kadına ait olduğu anlaşılmaktadır. Kendisi için yapılacak bir akitte şahsına ait hakkı başkasına veren birinin bu davranışı hukuki işlemin hükümsüzlüğünü gerektirmez. Nihai gerçeği bilen Allah'tır.
Kocalarına dönmelerine engel olmayın. Bu ilahi beyanda, engel olmayı yasaklamanın, kadınların kocalarına dönmelerine dair olduğunun işareti vardır. Bunun delili kocalarına buyurmasıdır, çünkü nikah olmadan "koca" kelimesi kullanılmaz. Ayette ayrıca kadınları boşadığınız vakit denilmesi de buna ışık tutar. Allah bu beyanında "talak" kelimesini zikretmektedir, bu hitabın kadınların kocalarına yönelik olduğunu gösterir. Bununla birlikte yasağın kadınlarla nikah bağı bulunmayan kişileri amaçlaması da muhtemel görünmektedir. Anlatım sırasında bir şeyi kısa bir gelecekte alacağı şekil ile (ileride koca olma durumu) nitelemek mümkündür, koca adaylarıyla kadınlar arasında oluşacak yakınlık sebebiyle.
Tefsir ehlinin hepsi ayetin Makıl b. Yesar'ın kız kardeşi hakkında nazil olduğunu söylemiştir; bu hanımı kocası boşamış, iddeti sonra ermiş, koca onu yeniden nikahlamak istemiş, kadın da bunu arzu etmiş, fakat velisi bu kadını aynı adama bir daha vermem diye ısrar etmiş, bunun üzerine kadınların kocalarına dönmelerine engel olmayın mealindeki beyan nazil olmuştur. Nakledilen bu olayın vuku bulması biraz önce yaptığımız yorumun muhtemel olduğunu göstermektedir. Nihai gerçeği bilen Allah'tır.
Bu, verilen bir öğüttür. "Sakındırılan, yasaklanan bir şeydir" diye yorumlanmıştır, şu ilahi beyanda olduğu gibi: "Allah, bir daha buna benzer bir tutumu tekrar etmekten sizi sakındırır" her iki ayette de öğüt vermek anlamına gelen "va'z" kavramı kullanılmıştır, yani sizin için yasaklar. Bir de denildi ki "yıl'azu bih" emredilir, demektir.
Bu, sizin için daha hayırlı ve daha nezihtir. Denildi ki kadınların istedikleri gibi yapmalarına müsaade etmeniz sizin için engel olmaktan daha hayırlı ve daha nezihtir, mümkündür ki engellemek onları ahlaki bozukluğa ve kirli işler yapmaya sevkeder. Bir de şöyle bir yorum yapılmıştır: Boşadığınız kadınlara dönüş yapmanız sizin için ayrılmaktan daha hayırlı ve kalbinize kuşku düşmesini önleyicidir.
Allah bilir. Eşlerden hangisinin diğerini sevdiğini bilir fakat onu siz bilemezsiniz. Şöyle bir mana da verilebilir: Allah bilir, huzur ve düzeninizin nerede olduğunu, fakat siz onu bilemezsiniz.
Yorum
-
Tallektüm (طَلَّقْتُمُ)
İbn Fâris, t-l-k kökünün bir bağı çözmek ve bir şeyi kendi haline terk etmek olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin aslen hayvanın veya esirin bağının çözülmesinden türetildiğini, evlilik bağının kaldırılmasını ifade ettiğini söyler. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin Kur'an'daki kullanımının İslam öncesi sınırsız boşama pratiğini düzene sokma ve kadını güvence altına alma bağlamında değerlendirilmesi gerektiğini ifade eder.
En-Nisâ (النِّسَاءَ)
İbn Fâris, n-s-v kökünün geride kalmak ve zayıflık ifade ettiğini, biyolojik ve sosyal koruma ihtiyacına işaret ettiğini aktarır. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin erkeğin mukabili olarak insan türünün yarısını ifade ettiğini belirtir. Toshihiko Izutsu, Kur'an terminolojisinde nisâ kelimesinin kabile toplumunun nesneleştirmesinden sıyrılmış, ahlaki ve hukuki haklara sahip bireyleri temsil ettiğini vurgular.
Belağne (بَلَغْنَ)
İbn Fâris, b-l-ğ kökünün bir şeye ulaşmak, bir menzile veya sınırın sonuna gelmek anlamı taşıdığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin mekana veya zamana erişmeyi ifade ettiğini; bu ayette kadının bekleme süresinin sonuna varmasını anlattığını açıklar.
Ecelehünne (أَجَلَهُنَّ)
İbn Fâris, e-c-l kökünün bir şey için belirlenmiş vakit veya süre sonu anlamına geldiğini söyler. Râgıb el-İsfahânî, ecel kelimesinin ayetteki kullanımıyla kadının iddet müddetinin tamamlanmasına işaret ettiğini belirtir. Prof. Dr. Sadık Kılıç, ecel kavramının Kur'an'da hukuki süreçleri güvence altına alan ve taraflara düşünme imkanı sunan zaman sınırları olduğunu ifade eder.
Ta'dulûhünne (تَعْضُلُوهُنَّ)
İbn Fâris, a-d-l kökünün alıkoymak, engellemek, daraltmak ve sıkıştırmak anlamına geldiğini aktarır; etimolojik olarak tavuğun yumurtlayamayıp yumurtanın içinde sıkışması durumundan türetildiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, adl kelimesinin bir kadının evlenmesinin velisi veya başkası tarafından zorbalıkla engellenmesi olduğunu ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu kelimenin İslam öncesi cahiliye döneminde kadının velisi tarafından eski eşine veya yeni bir adaya gitmesinin haksız bir inatla engellenmesi geleneğine işaret ettiğini ve Kur'an'ın kadına yönelik bu tahakkümü ortadan kaldırdığını vurgular.
Yenkıhne (يَنكِحْنَ)
İbn Fâris, n-k-h kökünün birleşmek ve iç içe geçmek anlamlarının yattığını aktarır. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin Kur'an'da ağırlıklı olarak meşru evlilik sözleşmesini ifade etmek üzere kullanıldığını belirtir.
Ezvâcehünne (أَزْوَاجَهُنَّ)
İbn Fâris, z-v-c kökünün iki şeyin bir araya gelerek çift oluşturmasını ifade ettiğini söyler. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin birbirini tamamlayan unsurları nitelediğini belirtir. Arthur Jeffery, kelimenin Aramice zawgā veya Yunanca zeugos kelimesiyle bağlantılı bir alıntı kelime olduğunu savunur. Celaleddin el-Suyûtî, kelimenin Süryanice kökenli olduğu yönündeki görüşleri eserinde aktarır.
Terâdav (تَرَاضَوْا)
İbn Fâris, r-d-y kökünün öfkenin zıddı olarak hoşnutluk, kabul ve tatmin olmak anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, rıza kelimesinin bu ayet bağlamında eşlerin yeni bir akit ve mehir üzerinde hiçbir baskı olmaksızın karşılıklı mutabakatını, gönül hoşnutluğu ile anlaşmasını ifade ettiğini söyler.
El-Ma'rûf (الْمَعْرُوفِ)
İbn Fâris, a-r-f kökünün tanımak, bilmek anlamına geldiğini aktarır. Râgıb el-İsfahânî, akıl ve şeriatça iyi bilinen muamele olduğunu belirtir. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın Arap toplumundaki normatif iyiyi (örfü) alarak onu ilahi bir buyruk haline getirdiğini savunur. Prof. Dr. Sadık Kılıç, vahyin onayından geçmiş toplumsal sağduyu ve ahlaki kabulleri yansıttığını ifade eder.
Yûazu (يُوعَظُ)
İbn Fâris, v-a-z kökünün kalbi yumuşatacak veya korkutacak şekilde nasihat etmek anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, vaaz eyleminin insanı kötülükten alıkoymak ve iyiliğe yönlendirmek amacıyla yapılan etkili hatırlatma olduğunu ifade eder.
Yü'minü (يُؤْمِنُ)
İbn Fâris, e-m-n kökünün tasdik etmek, güven vermek ve korkunun zıddı olan emniyet anlamına geldiğini aktarır. Râgıb el-İsfahânî, iman kelimesinin kalbin boyun eğmesi ve hakikati tasdik etmesi olduğunu belirtir. Toshihiko Izutsu, Kur'an'da imanın salt zihinsel bir kabul değil, Allah'a karşı mutlak bir güven, teslimiyet ve ahlaki bir duruş olduğunu detaylıca analiz eder.
El-Yevm (الْيَوْمِ)
İbn Fâris, y-v-m kökünün belirli bir zaman dilimini ifade ettiğini söyler. Râgıb el-İsfahânî, yevm kelimesinin güneşin doğuşundan batışına kadar geçen süre olduğunu, ahiret bağlamında ise kıyametten sonsuzluğa uzanan mutlak süreci nitelediğini açıklar.
El-Âhır (الْآخِرِ)
İbn Fâris, e-h-r kökünün evvelin zıddı olarak son, geride kalan anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, ahir kavramının kendisinden sonra başka bir merhalenin gelmediği nihai varoluş aşaması olduğunu ifade eder.
Ezkâ (أَزْكَىٰ)
İbn Fâris, z-k-v kökünün artmak, çoğalmak, bereketlenmek ve temizlenmek anlamlarına geldiğini aktarır. Râgıb el-İsfahânî, zekâ kavramının ilahi feyzin nefiste artarak kişiyi ahlaki açıdan yüceltmesini ifade ettiğini, ayette helal ve meşru olan iradenin toplumsal ve bireysel arınma sağladığını belirtir. Arthur Jeffery, bu kökten türeyen dini terimlerin kökeninde Aramice zakhutha (temizlik, saflık, masumiyet) kelimesinin etkili olduğunu savunur.
Atharu (أَطْهَرُ)
İbn Fâris, t-h-r kökünün maddi ve manevi her türlü pislikten ve kirden uzaklaşmak, arınmak anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, taharet kelimesinin ahlaki düşüklükten ve günahlardan korunma bağlamında manevi nezafeti ifade ettiğini, ezkâ kelimesiyle birlikte daha üstün bir ruhsal temizliği vurguladığını açıklar.
Ya'lemü / Ta'lemûn (يَعْلَمُ / تَعْلَمُونَ)
İbn Fâris, a-l-m kökünün bir şeyin işareti ve alameti anlamına geldiğini, bilmenin bu işaretleri kavrayarak idrak etmek olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, ilim kavramının şüpheye yer bırakmayan kesin bilgi olduğunu, ayette ilahi ilmin kapsayıcılığı karşısında insan bilgisinin sınırlılığına ve hikmeti kavramadaki yetersizliğine vurgu yapıldığını ifade eder.
Yorum
Yorum