Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Bakara Sûresi, 223. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Bakara Sûresi, 223. Ayet

    نِسَٓاؤُ۬كُمْ حَرْثٌ لَكُمْۖ فَأْتُوا حَرْثَكُمْ اَنّٰى شِئْتُمْۘ وَقَدِّمُوا لِاَنْفُسِكُمْۜ وَاتَّقُوا اللّٰهَ وَاعْلَمُٓوا اَنَّكُمْ مُلَاقُوهُۜ وَبَشِّرِ الْمُؤْمِن۪ينَ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Nisâukum harśun lekum fe/tû harśekum ennâ şi/tum(s) vekaddimû li-enfusikum(c) vettekû(A)llâhe va’lemû ennekum mulâkûhu vebeşşiri-lmu/minîn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      Eşleriniz sizin evlat yetiştiren tarlanızdır. Tarlanıza istediğiniz şekilde varabilirsiniz. Kendiniz için önceden hazırlık yapın. Allah'ın haram kıldığı şeylerden sakının ve O'nun huzuruna çıkacağınızı unutmayın. Sen -ey Resûlüm- iman edenleri müjdele!

      Eşleriniz sizin evlat yetiştiren tarlanızdır. Ayetin bu kısmında geçen hars kelimesi "evlat yetiştirme yeri" demektir. Burada kadından uzak durmanın yasaklandığının delili vardır. Çünkü ekin yeri bir süre ihmal edilince yozlaşıp verimsiz hale gelir. Yine aynı ilâhî beyanda kadınla ilişkide bulunmanın meşru oluşunun sebebi şehveti tatmin değil, üremenin ve neslin devamından ibaret olduğunun delili bulunmaktadır. Zira âyette "hars" kelimesi kullanılmıştır, "hars" ise işlenen ve kendisinden ekin elde edilen şey demektir ki o da çocuktur. Bir de tefsirini yapmakta olduğumuz bu ilâhî beyanda çocuk üreme yerinin dışında bir yerden yaklaşım yapmanın yasak kılındığının kanıtı yer almaktadır. Konuyla ilgili olarak nakledilen rivâyetlerde bu yaklaşıma küçük livata denilmektedir. Hz. Peygamber'den nakledilen bir hadiste kadınlara arkadan yaklaşmayı yasakladığı anlaşılmaktadır. Bazı rivâyetlere göre ise kadınlara arkadan yaklaşmak küfürdür.

      Tarlanıza istediğiniz şekilde varabilirsiniz, yani çocuk üreme yeri olmak şartıyla istediğiniz yönden. Kadının izin vermesi halinde ondan uzak durmanın sakıncası yoktur. Nitekim daha önce anlattığımız üzere bu konudaki emir, şehvetin tatmin edilmesine değil neslin talep edilmesine yöneliktir. Hedef bu olunca çocuk yetiştirme zahmetine katlanmaması kadının hakkıdır. Kocaya gelince ailede ona düşen görev geçimi sağlamaktan ibarettir. Bu ise Cenâb-ı Hakk'ın, "Yeryüzünde yürüyen her canlının rızkını vermek yalnızca Allah'a aittir" meâlindeki beyanında da görüldüğü üzere her canlı için bizzat tekeffül ettiği husûslardan biridir. Bu sebepledir ki kadının izni olmadan erkeğin cinsel ilişkiyi ihmal etmesi yasaklanmış, kadın ise erkeğe bu izni vermekten sakındırılmamıştır. Nihaî gerçeği bilen Allah'tır. Câriyelerden uzak durmak ise sakıncalı görülmemiştir. Çünkü yaygın uygulamada câriyeler yoluyla nesli devam ettirmek öngörülmemiş, dolayısıyla bu hareket nahoş karşılanmamıştır. Bir de câriyelerin hamile bırakılmasında sahiplerinin mülkiyeti ortadan kalkmaktadır. Halbuki kişinin mülkiyetini elinden çıkarmaması tabii hakkıdır. Bu sebeple de söz konusu iki mesele farklı konumda bulunmuştur. Nihaî gerçeği bilen Allah'tır.

      Tartışılmakta olan meselede aslolan şudur ki insan türünün yaratılışında bulunan arzular ihtiyaçların yerine getirilmesi hedefine bağlı kılınmıştır. Öyle ki dünyanın düzeni bu sayede devam etmekte, neslin ve şahısların üreyip hayat sürmesi bununla mümkün hale gelmektedir. Kadınlara arkadan yaklaşma sözkonusu ihtiyacı karşılamadığından meşru kılınmamıştır.

      Kendiniz için önceden hazırlık yapın. İki şekilde yorumlanmıştır. Denilmiştir ki önceden sâlih amel gerçekleştirin. Yine denilmiştir ki kendiniz için önceden iyi evlat yetiştirin ve onu gereksiz davranışlardan koruyarak eğitin.

      Allah'ın haram kıldığı şeylerden sakının ve O'nun huzuruna çıkacağınızı unutmayın. Yani önceden hazırladığınız sâlih amellerle karşılaşacak ve bu sayede mükâfatlandırılacaksınız, "Önceden kendiniz için yaptığınız iyiliği Allah katında mutlaka bulacaksınız" meâlindeki ilâhî beyanda olduğu gibi. "O'na kavuşacaksınız" şeklinde yapılabilecek bir açıklama lütfuna nail olarak veya azabına maruz kalarak Rabb'inize kavuşacaksınız mânasına da yorumlanabilir.

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Nisâ' (نِسَاؤُكُمْ)

        İbn Fâris, bu kelimenin "n-s-v" kökünden geldiğini ve kadınlar topluluğunu ifade eden, kendi lafzından tekili bulunmayan özel bir isim olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, Kur'an'da biyolojik ve toplumsal cinsiyeti tanımlamanın yanı sıra, neslin devamını sağlayan eş ve anne rolüne dikkat çekmek için kullanıldığını kaydeder.

        Hars (حَرْثٌ)

        İbn Fâris, "h-r-s" kökünün temel anlamının toprağı sürmek, ekin ekmek ve ürün elde etmek için çalışmak olduğunu aktarır. Râgıb el-İsfahânî, hars kelimesinin ekin ekilen yer (tarla) anlamına geldiğini, ayette kadınların insan neslinin yetiştiği, çoğaldığı ve yeşerdiği bir zemin olarak tarlaya benzetildiğini, bu istiarenin neslin devamı ve korunması fikrine dayandığını ifade eder. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), Kur'an'ın edebi tasvir gücü bağlamında bu kelimenin kullanımını inceleyerek, kadının salt bir bedensel obje değil, hayatı üreten, besleyen ve insanlık ekinini yeşerten bereketli bir kaynak olarak son derece estetik ve saygın bir metaforla anlatıldığını vurgular. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, ayetteki hars metaforunun salt cinsel eylemden ziyade meşru bir evlilik bağlamında nesil yetiştirme amacına matuf olduğunu belirtir.

        E'tû (فَأْتُوا)

        İbn Fâris, "e-t-y" kökünün bir yere varmak, gelmek ve bir eylemi gerçekleştirmek anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, ityan fiilinin kolaylıkla ve iradi olarak bir şeye yönelmek olduğunu, ayette meşru sınırlar içinde eşlerin birbirlerine yakınlaşmasını ifade eden nazik bir kinaye (dolaylı anlatım) olarak kullanıldığını kaydeder.

        Şi'tum (شِئْتُمْ)

        İbn Fâris, "ş-y-e" kökünün bir şeyi irade etmek, istemek ve var etmek anlamlarına geldiğini açıklar. Râgıb el-İsfahânî, meşiet kavramının kişinin özgür iradesiyle bir şeye yönelmesi olduğunu, bu bağlamda eşlerin birbirlerine yaklaşımlarında zaman veya şekilsel kısıtlamalardan ziyade fıtrata uygun, sevgi ve rıza temelli bir serbestliğe alan açıldığını ifade eder.

        Kaddimû (قَدِّمُوا)

        İbn Fâris, "k-d-m" kökünün öne geçmek, bir şeyi önceden hazırlamak ve sunmak anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, takdim fiilinin insanın ahireti veya geleceği için şimdiden hayırlı işler yapıp göndermesi olduğunu; ayette nesil yetiştirmek, Allah'ın rızasına uygun bir aile kurmak ve genel anlamda salih ameller işleyerek ahirete manevi yatırım yapmayı ifade ettiğini kaydeder.

        Enfüs (أَنْفُسِكُمْ)

        İbn Fâris, "n-f-s" kökünün soluk almak, can, ruh ve bir şeyin bizzat kendisi (zatı) anlamlarına geldiğini aktarır. Râgıb el-İsfahânî, nefis kelimesinin insanın varoluşsal özünü ve canını ifade ettiğini, insanın yapıp ettiği her hayırlı işin aslında kendi öz benliğine, kendi manevi kurtuluşuna yapılmış bir katkı olduğunu belirtir.

        İttekû (اتَّقُوا)

        İbn Fâris, "v-k-y" kökünün bir şeyi zararlı ve tehlikeli şeylerden korumak, muhafaza etmek ve sakınmak anlamına geldiğini kaydeder. Râgıb el-İsfahânî, takva kelimesinin kişinin kendisini Allah'ın azabından, yasaklarından ve günahlardan koruması olduğunu ifade eder. Toshihiko Izutsu, Kur'an'da takva kavramının sadece bir korku değil, Allah'a karşı duyulan derin bir saygı, ahlaki sorumluluk bilinci ve bu bilinçle kişinin tüm eylemlerini (mahrem aile hayatı dahil) ilahi sınırlar içinde tutma ve otokontrol sağlama çabası olduğunu analiz eder.

        Allah (اللَّهَ)

        İbn Fâris, kelimenin "e-l-h" kökünden türediğini, mutlak olarak ibadet edilen ve sığınılan yüce varlık anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, Allah lafzının ilah kelimesinden kaynaklandığını ve en gizli ve mahrem anlarda bile O'nun koyduğu kuralların ve gözetiminin unutulmaması gerektiğini hatırlatan mutlak bir otorite vurgusu taşıdığını kaydeder.

        İ'lemû (اعْلَمُوا)

        İbn Fâris, "a-l-m" kökünün bir şeyin mahiyetini ve alametlerini derinlemesine idrak etmek, kesin bilgiye ulaşmak olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, ilim ve bilmek fiilinin, kişinin Allah'ın varlığını ve ahiret gününü şüpheye yer bırakmayacak bir netlikte kalbine yerleştirmesi ve dünyevi eylemlerini bu kesin eskatolojik bilgiye göre düzenlemesi eylemini ifade ettiğini aktarır.

        Mulâkû (مُلَاقُوهُ)

        İbn Fâris, "l-k-y" kökünün iki şeyin birbiriyle karşılaşması, yüz yüze gelmesi ve kavuşması anlamlarına geldiğini açıklar. Râgıb el-İsfahânî, mülakat kavramının ayette müminlerin ahiret gününde dünyadaki amelleriyle ve nihai hüküm için Allah'ın huzurunda hesap vermek üzere O'nunla karşılaşacaklarını anlattığını belirtir. Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu karşılaşma ifadesinin sadece fiziksel bir toplanma değil, insanın kendi dünyevi tercihleriyle ve ilahi adaletle yüzleşeceği, mutlak ve sarsıcı bir eskatolojik randevu olduğunu vurgular.

        Beşşir (بَشِّرِ)

        İbn Fâris, "b-ş-r" kökünün insanın cildi, yüzü anlamına geldiğini; müjde vermek eyleminin insanın yüzünde sevincin ve tebessümün belirmesine, cilt renginin değişmesine sebep olduğu için bu kökten türediğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, tebşir kelimesinin kişiyi derinden sevindirecek, yüzünü güldürecek olumlu ve hayırlı bir haberi önceden ulaştırmak olduğunu kaydeder.

        Mü'minîn (الْمُؤْمِنِينَ)

        İbn Fâris, "e-m-n" kökünün güven vermek, emniyette olmak ve tasdik etmek anlamlarına geldiğini aktarır. Râgıb el-İsfahânî, mümin kelimesinin kalbiyle Allah'ı ve vaatlerini tasdik eden, bu inancın gerektirdiği sorumlulukları yerine getirerek ilahi güvenceyi hak eden kişi olduğunu ifade eder. Toshihiko Izutsu, mümin olmanın ayetin genel akışı içinde ele alındığında; hayatın en mahrem alanlarından en kamusal eylemlerine kadar her anını ilahi kurallara uygun (takva ile) yaşayan ve bu sayede nihai ilahi müjdeye liyakat kazanan ahlaki karakteri temsil ettiğini analiz eder.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X