Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Bakara Sûresi, 175. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Bakara Sûresi, 175. Ayet

    اُو۬لٰٓئِكَ الَّذ۪ينَ اشْتَرَوُا الضَّلَالَةَ بِالْهُدٰى وَالْعَذَابَ بِالْمَغْفِرَةِۚ فَمَٓا اَصْبَرَهُمْ عَلَى النَّارِ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Ulâ-ike-lleżîne-şteravû-ddalâlete bilhudâ vel’ażâbe bilmaġfirat(i)(c) femâ asberahum ‘alâ-nnâr(i)

    Yorum

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      Onlar hidayet karşılığında dalaleti, mağfiret karşılığında azabı satın almışlardır. Onlar ateşe karşı ne kadar dayanıklıymış!

      Onlar hidayet karşılığında dalaleti, mağfiret karşılığında azabı satın almışlardır. Denildi ki dalaleti hidayete tercih etmişlerdir. Yine denildi ki mağfirete karşı azabı seçmişlerdir. (Müfessir) Kelbi'nin söylediği en güzel olanıdır: Onlar, azaba sebep olan Yahudiliği mağfirete vesile olan iman karşılığında satın almışlardır. Bu tür yorumlara daha önce de temas etmiştik.

      Onlar ateşe karşı ne kadar dayanıklıymış! Denildi ki ateşte ne kadar kalıcıdırlar. Yine denildi ki ateşe girmelerini gerektirecek amelleri yapma konusunda ne kadar dayanıklıdırlar. Ayrıca denildi ki cehennemliklerin işledikleri amelleri yapma hususunda ne kadar cesurdurlar. Aynı şekilde denildi ki cehennemliklerin amellerini ne kadar çok işlemektedirler. Hasan-ı Basri şöyle demiştir: Aslında onların ateşe karşı hiçbir dayanıklılığı yok, buna rağmen ateşe karşı ne kadar cüretkardırlar. Nitekim uzun süre hapiste bulunan kimseye, "Hapse karşı ne kadar dayanıklısın" denir. Bu söz, gerçek bir dayanıklılığı ifade etmek için değil, o kişinin hapiste bulunması dikkate alınarak söylenir.

      Yorum

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        İşterav (اشْتَرَوُا)

        İbn Fâris, "ş-r-y" kökünün temel anlamının bir şeyi satmak, satın almak, değiş tokuş yapmak olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, iştira fiilinin sadece ticari bir mübadeleyi değil, kişinin inanç sisteminde yaptığı ontolojik bir takası ifade ettiğini açıklar. Ayetteki kullanımıyla, bu eylemin zorlama olmaksızın, tamamen kendi iradeleriyle ve "bilinçli bir tercih" olarak gerçekleştirildiğini, hakikatin bilerek terk edildiğini detaylandırır. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın ahlak felsefesinde ticari terminolojinin kullanımını analiz eder; burada yapılan ticaretin (hidayeti verip sapkınlığı almak) ontolojik bir iflas eylemi olduğunu, zira alınan şeyin geçici, verilen şeyin ise kalıcı (ebedi hakikat) olduğunu vurgular.

        Ed-Dalâlete (الضَّلَالَةَ)

        İbn Fâris, "d-l-l" kökünün temel anlamının yoldan sapmak, kaybolmak ve hedefi şaşırmak olduğunu belirtir. Dalalet kelimesinin, aklın, dinin veya sağduyunun çizdiği meşru sınırlardan dışarı çıkmayı ifade ettiğini kaydeder. Râgıb el-İsfahânî, dalaleti hidayetin (doğru yolun) tam zıddı olarak tanımlar. Bu sapkınlığın, ayette "satın alınan" (tercih edilen) bir meta olarak sunulmasının, kötülüğün bu kişiler tarafından aktif ve cazip bir seçenek olarak benimsendiğini gösterdiğini detaylandırır.

        El-Hudâ (الْهُدَى)

        İbn Fâris, "h-d-y" kökünün nazikçe yol göstermek, rehberlik etmek ve doğru hedefe ulaştırmak anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, hidayet kavramını lütuf ve zarafetle hakikate yöneltmek olarak tanımlar. Ayette dalalet ile hidayet arasındaki bu alışverişin, insanın fıtratındaki aydınlanma potansiyelini (hidayeti) bilerek çöpe atıp, yerine cehaleti ve sapkınlığı (dalaleti) yerleştirmesi şeklindeki trajik zihinsel takası anlattığını açıklar.

        El-Azâbe (الْعَذَابَ)

        İbn Fâris, "a-z-b" kökünün temelinde birini bir şeyden alıkoymak, engellemek, onu huzur ve rahatlıktan kesmek olduğunu belirtir. Azabın da insanı hayatın doğal lezzetlerinden mahrum bırakıp onu şiddetli bir acıya hapsetmesi sebebiyle bu ismi aldığını açıklar. Râgıb el-İsfahânî, azabı insana acı veren, onun bütün bedensel ve ruhsal huzurunu yıkan her türlü ağır ceza olarak tanımlar. Ayette azabın da tıpkı dalalet gibi "satın alınan" bir şey olarak ifade edilmesinin (ikinci bir iştira işlemi), ahiretteki cezanın bizzat dünyadaki yanlış tercihin (günahın) kaçınılmaz ve doğal bir uzantısı olduğunu detaylandırır.

        El-Mağfireti (الْمَغْفِرَةِ)

        İbn Fâris, "ğ-f-r" kökünün örtmek, saklamak ve korumak anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, mağfireti, Allah'ın kulunu azaptan koruması, günahlarının üzerini rahmetiyle örtmesi olarak açıklar. Ayette hidayet ile mağfiretin, dalalet ile azabın karşılıklı kutuplar olarak sunulduğunu; hakikati gizleyenlerin sadece dünyadaki doğru yolu (hidayeti) değil, aynı zamanda ahiretteki ilahi korumayı ve affı (mağfireti) da bilinçli bir takasla kaybettiklerini detaylandırır. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu ikili takasın, inatçı inkarcılığın insana kaybettirdiği maddi ve manevi sermayenin devasa boyutunu gösterdiğini ifade eder.

        Asberahum (أَصْبَرَهُمْ)

        İbn Fâris, "s-b-r" kökünün hapsetmek, tutmak, nefsi acı ve zorluk karşısında alıkoymak anlamına geldiğini belirtir. Ayette taaccüb (şaşma) kalıbında (mâ ef'ale) kullanılmasının, Arapçada bir durumun zirve noktasını ifade ettiğini aktarır. Râgıb el-İsfahânî, sabrın normalde övülen bir ahlaki direniş olmasına karşın, burada ağır bir ironi ve kınama (tevbîh) aracı olarak kullanıldığını açıklar. "Ateşe karşı ne kadar da sabırlılar!" ifadesinin, onların gerçekten dayanıklı olduklarını değil, aksine kendilerini bile bile korkunç bir azaba sürükleyecek kadar şuursuz, cesur (!) ve inatçı olduklarını kinayeli bir dille vurguladığını detaylandırır. Toshihiko Izutsu, bu ifadenin Kur'an'ın psikolojik tasvirlerindeki en sarsıcı ironilerden biri olduğunu analiz eder; insanın kendi eliyle inşa ettiği azabın büyüklüğü karşısındaki bu sahte dayanıklılığın, aslında ontolojik bir körlüğün (basiretsizliğin) en trajik yansıması olduğunu ifade eder.

        En-Nâr (النَّارِ)

        İbn Fâris, "n-v-r" kökünün ışık ve yakıcılık anlamlarına geldiğini belirtir. Nâr kelimesinin yakıcı ve tahrip edici cehennem ateşi olduğunu yineler. Râgıb el-İsfahânî, ateşin yakıcı doğasına dikkat çeker. Ayetteki o dehşetli ironinin (asberahum alâ) doğrudan nâr (ateş) kelimesine bağlanmasının, yapılan "ticaretin" sonucunda elde edilen nihai ürünün cehennem olduğunu, bu gerçeği bile bile seçmenin akılla bağdaşmayan, sadece ahmakça bir cüret (sahte sabır) ile açıklanabileceğini vurgular.

        Yorum

        İşleniyor...
        X