Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Bakara Sûresi, 159. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Bakara Sûresi, 159. Ayet

    اِنَّ الَّذ۪ينَ يَكْتُمُونَ مَٓا اَنْزَلْنَا مِنَ الْبَيِّنَاتِ وَالْهُدٰى مِنْ بَعْدِ مَا بَيَّنَّاهُ لِلنَّاسِ فِي الْكِتَابِۙ اُو۬لٰٓئِكَ يَلْعَنُهُمُ اللّٰهُ وَيَلْعَنُهُمُ اللَّاعِنُونَۙ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    İnne-lleżîne yektumûne mâ enzelnâ mine-lbeyyinâti velhudâ min ba’di mâ beyyennâhu linnâsi fi-lkitâbi(ﻻ) ulâ-ike yel’anuhumu(A)llâhu veyel’anuhumu-llâ’inûn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      İndirdiğimiz apaçık ayetleri ve kitapta insanlara açıkladığımız hidayet yolunu gizleyenlere hem Allah hem de lanet edebilecek herkes lanet eder.

      İndirdiğimiz apaçık ayetleri gizleyenler. Denildi ki burada yer alan "beyyinat" kesin deliller demektir. Buna göre mana, "Allah'ın indirip kitaplarında yer alan kesin delilleri gizleyenler" şeklinde olur. Yine denildi ki, "Allah'ın Muhammed sallallahu aleyhi ve selleme ait olmak üzere kitaplarında beyan ettiği sıfatları gizleyenler" anlamına gelir. Buradaki beyyinatın Cenab-ı Hakk'ın, insanların yapacağı ve yapmayıp sakınacağı, helal ve haram olarak beyan ettiği hükümler manasına gelmesi de mümkündür.

      Ayette yer alan hüda kelimesi doğruluk manasına geldiği belirtildiği gibi geçmiş peygamberlerin Hz. Muhammed'in durumu, hak peygamber oluşu ve tebliğ ettiği din hakkında ümmetlerine verdikleri haberler ve onu tasdik etmeleri bağlamındaki emirleri anlamına da gelebileceği ifade edilmiştir. Şöyle de denilmiştir: Ehl-i kitap İslam'ı gizlemişler, halbuki o, Allah'ın dinidir; Muhammed sallallahu aleyhi ve sellemin niteliğini gizlemişler, oysa bunu yanlarındaki Tevrat ve İncil'de yazılı olarak bulmaktadırlar.

      Kitapta insanlara açıkladığımız (hidayeti). Alimler bu ilahi beyan hakkında farklı görüşler ortaya koymuştur. Denildi ki sözü edilen kimseler yahudiler olup Allah'ın kendilerine beyan etmesinden sonra hakkı gizlemişlerdir. "Yahudilerin Hz. Muhammed'e ait olmak üzere gizlediği nitelikleri müminlere açıkladık." şeklinde de mana verilmiştir. Buradaki beyan kesin delil ve burhanlarla olabileceği gibi haber vermek suretiyle de gerçekleşebilir, yani Cenab-ı Hak bu hususu müminlere haber vermiştir.

      Allah onlara lanet eder. Bazı kelam mensupları (ehl-i kelam) Allah'a nisbet edilen lanet kavramının "şetm" manasına geldiğini söylemiştir. Ancak biz şetm kelimesini Allah'a nisbet etmeyi uygun görmeyiz, çünkü kendisine şetm (sövme, dil uzatma) kavramının nisbet edildiği kimse insanlar arasındaki fıtri geleneğe göre kınanmaya müstahak olur. Biz "la'n" kökünün sözlükte uzaklaştırma ve kovma anlamına geldiğini kabul ederiz. Aziz ve celil olan Allah ayette sözü edilen kimseleri hayır kapılarından uzaklaştırmıştır.

      Onlara lanet edebilecek herkes de lanet eder. Yani lanet okuyanlar ki "lanet edenler" diye anılmıştır. Allah'ın laneti kişileri hayırlardan ve itaat türü fiillerden uzaklaştırması anlamına gelmesi de muhtemeldir. Bir de şöyle denilmiştir: Ayette söz konusu edilen "lanet ediciler" dilsiz hayvanlardır, şöyle ki gök yağmurunu tuttuğu, toprak da kuraklaştığı zaman hayvanlar, "Ademoğullarının günahları sebebiyle yağmurdan yoksun bırakıldık, Allah böyle asi kimselere lanet etsin!" dermiş.

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Yektumûne (يَكْتُمُونَ)

        İbn Fâris, "k-t-m" kökünün temel olarak bir şeyi bilerek örtmek, gizlemek ve saklamak anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki kullanımıyla, sahip olunan bir bilginin veya hakikatin kasıtlı olarak başkalarından esirgenmesi eylemini ifade ettiğini açıklar. Râgıb el-İsfahânî, bu fiili insanın bildiği ve açıklaması gereken bir gerçeği, özellikle de ilahi vahyi saklaması olarak tanımlar; bunun sıradan bir unutma veya susma değil, hakikatin üzerini örtmeye yönelik aktif ve kötü niyetli bir çaba olduğunu detaylandırır. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın anlamsal dünyasında bu eylemin sıradan bir bilgi saklama olmadığını, dini otoritelerin ilahi hakikati tekelde tutarak kitleleri manipüle etmesi ve vahyin aydınlatıcı işlevini (beyan) sabote etmesi şeklinde gerçekleşen ağır bir teolojik suç olduğunu analiz eder.

        Enzelnâ (أَنزَلْنَا)

        İbn Fâris, "n-z-l" kökünün yüksek bir makamdan veya yerden aşağıya inmek, indirmek anlamına geldiğini kaydeder. Ayetteki formunun, ilahi mesajın aşkın olan yaratıcı makamından insanların idrak edebileceği yeryüzü boyutuna aktarılmasını ifade ettiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, inzal kavramının ilahi bilginin manevi alemden beşeri aleme lütuf olarak indirilmesi olduğunu açıklar. Toshihiko Izutsu, bu fiilin vahiy olayının dikey eksenini temsil ettiğini, Allah'ın insanlık tarihine aktif müdahalesini ve rehberlik inisiyatifini anlamsal olarak merkezine aldığını vurgular.

        El-Beyyinât (الْبَيِّنَاتِ)

        İbn Fâris, "b-y-n" kökünün ayrılmak, açık ve seçik olmak, bir şeyi diğerinden ayırt etmek anlamlarına geldiğini belirtir. Ayette indirilen mesajın hak ile batılı kesin çizgilerle ayıran açık kanıtlar olduğunu ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, beyyinatı cehalet mazeretini ortadan kaldıracak kadar net, aklın ve kalbin kolayca kavrayabileceği kesin deliller olarak tanımlar. Arthur Jeffery, kelimenin Kur'an'daki teolojik ağırlığına dikkat çekerek, Süryanicedeki "bayyānā" (açıklama, kanıt) terimiyle etkileşim içinde olabileceğini ve hem mucizeleri hem de açık ayetleri kapsayan geniş bir ispat gücünü nitelediğini savunur. Toshihiko Izutsu, bu kelimenin ayetin bağlamında saklanan şeyin niteliğini ortaya koyduğunu; gizlenen hakikatin kapalı veya yoruma muhtaç bir sır değil, bilakis herkesin görebileceği apaçık ilahi işaretler olduğunu analiz eder.

        El-Hudâ (الْهُدَىٰ)

        İbn Fâris, "h-d-y" kökünün birine nazikçe yol göstermek, rehberlik etmek ve öne düşüp yönlendirmek anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, hidayet kavramını lütuf ve zarafetle doğru yola ulaştırmak olarak tanımlar; ayetteki kullanımının, beyyinat ile birlikte zikredilerek, o açık kanıtların insanı nihayetinde ulaştıracağı kurtuluş rotasını temsil ettiğini açıklar. Toshihiko Izutsu, bu kelimenin sapkınlığın (dalalet) tam karşısında konumlandığını, saklanan ilahi mesajın aslında insanlığın varoluşsal pusulası olduğunu ve bu pusulanın gizlenmesinin toplumsal bir kaosa yol açtığını detaylandırır.

        Beyyennâhu (بَيَّنَّاهُ)

        İbn Fâris, yine "b-y-n" kökünden gelen bu fiilin tef'il (yoğunluk bildiren) kalıbında kullanılmasının, açıklama eyleminin tekrar tekrar, hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak şekilde yapılmış olmasına işaret ettiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, Allah'ın hakikati insanlara bizzat açıklamış olmasının, onu gizleyenlerin suçunu katmerlendirdiğini; zira gizlenen şeyin ulaşılamaz bir sır değil, ilahi irade tarafından zaten topluma mal edilmiş bir bilgi olduğunu ifade eder.

        En-Nâs (النَّاسِ)

        İbn Fâris, kelimenin kökeninin hareket ve sarsıntı anlamındaki "n-v-s" veya ünsiyet, yakınlık anlamındaki "u-n-s" kökünden geldiğini belirtir. İnsanın doğası gereği sosyal bir varlık olduğuna işaret eden bu kelimenin, ayette ilahi hitabın evrenselliğini vurguladığını açıklar. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin toplumsal bir varlık olarak insanlığı nitelediğini, vahyin küçük ve seçkin bir zümreye (örneğin sadece din adamlarına) değil, istisnasız tüm halka gönderildiğini detaylandırır.

        El-Kitâb (الْكِتَابِ)

        İbn Fâris, "k-t-b" kökünün parçaları bir araya getirmek, düzenlemek ve yazmak anlamına geldiğini yineler. Râgıb el-İsfahânî, bu ayette kitabın, ilahi vahyin fiziksel ve kalıcı hale gelmiş, otoritesi tescillenmiş yazılı formunu nitelediğini belirtir. Arthur Jeffery, kelimenin Süryanice "kthābā" (kutsal metin/yazma) ile kökensel bağına işaret ederek, burada atıf yapılan şeyin kurumsallaşmış ve herkesçe bilinen ilahi metinler bütünü olduğunu savunur. Toshihiko Izutsu, hakikatin bizzat "Kitap" içinde açıklanmış olmasının, gizleme eyleminin vehametini artırdığını; zira din adamlarının, korumakla yükümlü oldukları resmi vahiy kayıtlarını kendi çıkarları için sansürlediklerini analiz eder.

        Yel'anuhumu (يَلْعَنُهُمُ)

        İbn Fâris, "l-a-n" kökünün temel anlamının birini öfkeyle kovmak, uzaklaştırmak ve dışlamak olduğunu belirtir. Ayetteki kullanımıyla, hakikati gizleyenlerin ilahi merhamet alanının tamamen dışına itildiklerini ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, la'net kavramını Allah'ın rahmetinden mahrum bırakılmak ve kovulmak olarak tanımlar; bunun dünyada ilahi destekten kesilmek, ahirette ise mutlak cezaya çarptırılmak anlamına geldiğini açıklar. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın semantik evreninde la'netin sıradan bir beddua olmadığını, kişinin ontolojik olarak inananlar topluluğundan ve Tanrı'nın inayet çemberinden aforoz edilmesini simgeleyen kesin bir teolojik ihraç kararı olduğunu detaylıca inceler.

        Allâh (اللَّهُ)

        İbn Fâris, "e-l-h" kökünden gelen bu özel ismin, ibadet edilen, yönelinen mutlak otoriteyi ifade ettiğini belirtir. Ayette la'net eyleminin doğrudan bu isme bağlanmasının, verilen cezanın mutlaklığını ve geri dönülemezliğini gösterdiğini açıklar. Râgıb el-İsfahânî, varlığı zorunlu olan yaratıcının has ismi olan bu lafzın, işlenen suçun büyüklüğüne karşılık evrenin en yüksek makamından gelen kesin bir yaptırımı temsil ettiğini ifade eder. Arthur Jeffery, Sami kökenli Alaha/Elohim formlarının tarihsel derinliğine dikkat çekerek, bu ismin burada nihai yargıç ve otorite sıfatıyla kullanıldığını aktarır.

        El-Lâinûn (اللَّاعِنُونَ)

        İbn Fâris, "l-a-n" kökünden türeyen bu ism-i fail çoğul kelimesinin, la'net etme, dışlama ve kınama eylemini gerçekleştirenleri kapsadığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu ifadenin melekler, peygamberler, müminler ve hakikati kavrayabilen tüm şuurlu varlıkları içerdiğini; hakikati gizlemenin sadece Allah'a karşı değil, evrensel düzene karşı işlenmiş bir suç olması hasebiyle kozmik ve kolektif bir nefreti üzerine çektiğini açıklar. Toshihiko Izutsu, bu kelimenin ayetteki işlevinin, la'neti sadece ilahi bir ceza olmaktan çıkarıp, tüm ahlaki varlıkların ortak katılımıyla gerçekleşen evrensel bir dışlamaya, varoluşsal bir lanetlenmişliğe dönüştürdüğünü analiz eder.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X