Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Bakara Sûresi, 92. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Bakara Sûresi, 92. Ayet

    وَلَقَدْ جَٓاءَكُمْ مُوسٰى بِالْبَيِّنَاتِ ثُمَّ اتَّخَذْتُمُ الْعِجْلَ مِنْ بَعْدِه۪ وَاَنْتُمْ ظَالِمُونَ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Velekad câekum mûsâ bilbeyyinâti śumme-tteḣażtumu-l’icle min ba’dihi veentum zâlimûn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      Andolsun ki Musa size apaçık deliller ve mucizeler getirmişti. Sonra siz onun yokluğunda haddi aşarak buzağıyı tanrı edinmiştiniz.

      Andolsun ki Musa size apaçık deliller ve mucizeler getirmişti. Ayette geçen beyyinat kelimesi, daha önce açıkladığımız üzere, benzeri yapılamayan mucizeler, akıllara durgunluk getiren kanıtlar ve apaçık burhanlardan ibaret olup bunların hepsi Hz. Musa'nın risalet ve nübüvvetini desteklemekte ve tebligatının haklılığını kanıtlamakta, dolayısıyla Allah'tan olduklarını göstermekteydi. Hz. Musa'nın bütün bunları getirmesine rağmen İsrailoğulları buzağıya tapınıp onu tanrı edindiler, Allah'a karşı ise kafir tavrını takındılar. Cenab-ı Hak bunları haber vermek suretiyle Peygamber'ini teselli etmektedir. Ta ki Resul-i Ekrem Allah elçileri içinde yalanlanan ve inkarla karşılananların ilki olduğunu zannetmesin, dolayısıyla inkarcıların yersiz söylenti ve davranışlarından canı sıkılmasın. Bu yorum ayet-i kerimeye benzemektedir: "Peygamberlerin kıssalarından kalbini rahatlatan her haberi sana anlatıyoruz."

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Câekum (جاءكم)

        C-y-e kökünden türeyen bu kelimenin etimolojisi hakkında İbn Fâris, asıl anlamın bir nesnenin veya kişinin bir yere varması, gelmesi ve ortaya çıkması olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "mecî" (gelme) eyleminin bir varlığın bizzat kendi adımlarıyla gelmesini ifade ettiği gibi, bir emrin, ilahi hükmün veya mucizenin ulaşması manasına da geldiğini; bağlamda Musa'nın bizzat kendisinin ilahi kanıtlarla İsrailoğullarına gelişini ifade ettiğini aktarır.

        El-Beyyinâti (البينات)

        B-y-n kökünden gelen bu kelime ile ilgili olarak İbn Fâris, kökün temel anlamının iki şeyin birbirinden ayrılması, belirginleşmesi, açıklık ve netlik olduğunu ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, beyyine kavramını hakkı batıldan şüpheye yer bırakmayacak şekilde ayıran apaçık delil ve mucize olarak tanımlar. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, ayette Musa'nın getirdiği beyyinelerin (apaçık mucizelerin) zikredilmesinin teolojik amacına dikkat çekerek; İsrailoğullarının düştükleri şirkin (buzağıya tapmalarının) bilgisizlikten veya delil yetersizliğinden değil, gerçeği bütün çıplaklığıyla gördükleri halde fıtratlarındaki o inatçı ve sapkın temayülden kaynaklandığını ifşa eden bir vurgu olduğunu tahlil eder.

        Ettehaztum (اتخذتم)

        E-h-z kökünden türeyen bu kelime üzerine İbn Fâris, asıl anlamın bir şeyi almak, kavramak, sıkıca tutmak ve elde etmek olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, ittihaz eylemini bir nesneyi kasten ve bilerek belli bir vasıfta kabul etmek, benimsemek manasına geldiğini; burada sadece fiziki bir "alma" eylemini değil, buzağıyı teolojik olarak "ilah edinme/benimseme" cüretini ifade ettiğini aktarır. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın tevhid/şirk semantiğinde "ittihaz" fiilinin çok kritik bir yeri olduğunu inceler; bu eylem insanın ontolojik sınırlarını aşarak, mutlak yaratıcıya ait olan uluhiyet (ilahlık) vasfını kendi elleriyle ürettiği sıradan ve cansız bir nesneye aktif, bilinçli bir biçimde giydirmesi, yani şirki bizzat inşa etmesi durumu olarak derinlemesine tahlil edilir.

        El-Icle (العجل)

        A-c-l kökünden gelen kelimenin etimolojisi hakkında İbn Fâris, asıl anlamın hız, acele etmek, bir şeyin vaktinden önce olması ve yavaşlığın zıddı olduğunu; inek yavrusuna (buzağı) da büyümesi ve hareketlerindeki hızlılık/telassı sebebiyle bu ismin verildiğini ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin doğumunun üzerinden henüz az bir zaman geçmiş olan sığır yavrusunu tanımladığını belirtir. Gabriel Said Reynolds, Kur'an'ın buzağı (Golden Calf) hadisesini anlatırken kullandığı terminolojiyi Ehl-i Kitap metinleriyle karşılaştırmalı olarak inceler; bu olayın Yahudi hafızasında İsrailoğullarının Sina'daki en büyük ilk günahı (Original Sin) ve teolojik utancı olarak kodlandığını, Kur'an'ın da bu tarihsel travmayı onların "iman iddiasındaki sahteliği" yüzlerine vurmak için en güçlü ve sarsıcı polemik argümanı olarak kullandığını tahlil eder.

        Ba'dihî (بعده)

        B-a-d kökünden türeyen bu kelime ile ilgili olarak İbn Fâris, asıl anlamın bir şeyin gerisinde kalmak, sonralık ve öncenin (kabl) tam zıddı olması durumunu ifade ettiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, ba'd kelimesinin zaman veya mekan sıralamasında geride olanı nitelediğini; ayette Musa'nın Tur dağına çıkmak üzere aralarından ayrılmasının hemen sonrasını anlattığını aktarır. Prof. Dr. Sadık Kılıç, ayetteki "min ba'dihî" (ondan hemen sonra / o ayrılır ayrılmaz) vurgusunun barındırdığı psikolojik ve ahlaki çöküşe dikkat çeker; devasa mucizelere bizzat şahit olmalarına rağmen imanlarının ne kadar pamuk ipliğine bağlı olduğunu, peygamberin fiziksel otoritesi kaybolduğu anda kendi pagan genetiklerine ve şirk fıtratlarına nasıl hızla geri döndüklerini resmeden acı bir sosyolojik tasvir olduğunu vurgular.

        Zâlimûn (ظالمون)

        Z-l-m kökünden gelen bu kelimenin etimolojisi hakkında İbn Fâris, asıl anlamın bir şeyi kendi asıl/doğru yerinden başka bir yere koymak, noksanlaştırmak ve hakkı ihlal etmek olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, zulüm kavramını adalet ve insaf sınırını aşarak hakkı çiğnemek olarak tanımlar; en büyük zulmün de Allah'a ait olan ibadet ve tazim hakkını yaratılmış bir varlığa vermek olduğunu ifade eder. Toshihiko Izutsu, Kur'an ahlakında zulüm kelimesinin teolojik çerçevesini incelerken; burada zalim vasfının sıradan bir haksızlık yapan kimse için değil, kendi fıtratına ihanet eden, ilahi ahdi parçalayan ve şirk koşarak varoluşun ontolojik dengesini sarsan kimseler için kullanıldığını, İsrailoğullarının buzağıya taparak aslında Tanrı'ya değil, kendi ruhlarına ve varoluşsal statülerine telafisi imkansız bir zulümde bulunduklarını derinlemesine tahlil eder.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X